
Ondört yaşından, yetmiş yaşına...
Birçok yiğit asker şehit oldu
meydanlarda...
Sel oldu, aktı vadilerden,
Vatanın bir karış toprağını korumak için
feda edilen kanlar!
Şehit kanlarıydı bunlar. “Vatan sana
feda olsun” nidalarıyla ölümüne düşman
üzerine giden binlerce türk yiğidinin asil
kanlarıydı. Kimisi karısını çocuğunu bırakmış,
kimisi baston tutan elleriyle bir kurşun da
ben atayım diyerek silaha sarılmış, kimisi
de daha hayatın baharında büyük heyecanla,
arzuyla başladığı okulunu bırakmış...
hepsi bir olmuş düşmanla göğüs göğüse
çarpışmaya, Atatürk’ün dediği gibi,
“Savaşmaya değil, ölmeye gelmişlerdi!”
ÇANAKKALE önlerine.
Adı üstünde savaş bu. Tüm acımasızlığıyla,
tüm gerçekliğiyle sürüyordu. Akan kanlar
vadilerde çaylar oluşturuyordu. Arkada bırakılan
anaya babaya, eşe dosta, yıllar sonra bu
savaşı konuşacak biz gençlere mektuplar,
şiirler yazılıyordu. Kollarını, bacaklarını
kaybetmişler; ama asla pes etmemişlerdi. Her
saniye onları ölüme daha da yaklaştırıyordu.
Açılan siperlerin üzerinden geçen mermiler
bir an olsun rahatlamalarına izin vermiyordu.
Ta ki...
Savaşın kaderi bir anda değişmişti.
“Düşmanlar geldikleri gibi gidiyorlardı.”
Bir mehmetçiğin içinde git gide büyüyen o
vatan aşkı, gözleri önünde vatanın elden
gitmesinin verdiği derin acıyla savaşın en
kritik anında gösterdiği büyük başarı Türk
Ulusu’nu dünyada eşi benzeri görülmemiş
bir zafere kavuşturdu. Düşman gemileri Çanakkale
boğazında bozguna uğratılmıştı. Karada
ve denizde beklediklerini bulamayan düşman
kuvvetleri birer birer çekildiler.
Her millete nasip olmayacak bu muhteşem
zafer, Çanakkale’de şehit olmuş, bacağını,
kolunu, gözünü meydanlarda bırakarak gazi
olmuş binlerce vatan evladının fedakarlıkları
ile dünya tarihine altın harflerle “Çanakkale
Geçilmez!” ibaresiyle yazılmıştır. Bu
yazı vesilesiyle Türk tarihine bir zafer
daha katan cengaverlere bir kez daha minnet
duygularımızı dile getirmek istiyoruz.
Hepimiz bir Türk evladı olduğumuz ve böyle
şanslı bir maziye sahip olduğumuz için son
derece kıvanç duyuyoruz ve Atatürk’ün neçhiz
sözünü yineliyoruz;
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”