
Deniz Harp Okulu’na geldiğimde teorik bilgilerin haricinde yelken hakkında pek bir şey bilmiyordum. Bir deniz subayı adayı olarak akademik gelişimimle birlikte denize dair ne kadar birikime sahip olursam olayım yelken bilmeyen bir bireyin hiçbir zaman tam bir denizci olamayacağının henüz farkında değildim. En az bir deniz sporuyla ilgilenmeliydim ve intibak kampında kararımı vermiştim, yelken takımına girecektim.
İntibak kampına kadar hiç Laser-Stratos tipi tekne ile denize çıkma imkanım olmadığı gibi bu eğitim teknesinin yelken hayatımda önemli bir yer almasına sebep olacağı ise dümeni elime alana kadar aklımın ucundan dahi geçmemişti. Yelken deyince aklıma gelenler, soğuk su, hasta olmak, boş vaktimin olmaması, beceremeyeceğim, gerekli görmediğim
ve en önemlisi tek başıma denize çıkmama izin verilmeyeceği düşüncesi idi. Endişelerimin, denize ve yelkene dair diğer tüm düşüncelerimin ne kadar yersiz olduğunu ancak denize çıktıktan sonra anlayabilecektim. Yelken eğitimlerinde, yalnızca deniz ve rüzgarla baş başa kalıp “ayağım suya değdikten sonra” bu sporu seveceğimi anladım. Herkese tavsiyem: Öncelikle Deneyin!
Eğitim öğretim yılının başlamasıyla yanımda iki arkadaşımla birlikte Stratos tipi tekneyle yelken öğrenmeye başlamıştık. Teknede emniyet tedbirleri, seyir çeşitleri, rüzgar açıları, temel terimler, tekne donanımı ilk öğrenmeye başladıklarımızdandı. Önce Aydın Reis Kayıkhanesinde eldiven, patik, wet suit vb. her türlü yelken ekipmanını ödünç alabileceğimizi öğrenip denize çıkmak konusunda sorun yaşamamamız, aksine eğitmenlerimiz tarafından yüreklendirilmemiz beni şaşırtmıştı doğrusu. Başka bir faaliyetimin olmadığı her gün hava durumunu önemsemeyerek, soğuğa aldırmayarak denize çıkıyor ve kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Günün yorgunluğunu, stresini bir saat içerisinde deniz akıntısı ve rüzgar, benden uzaklaştırıyordu. Elimdeki imkanların farkına varmıştım.
Şunu çok iyi anladım ki, ne kadar anlatılsa, ne kadar okunsa ve hatta şahit olunsa bile, denizle ilgili birçok şeyin denize çıkmadan farkına varılamaz. Ben de bu spora başlamadan önce birçoklarının farkında değildim. Neydi bunlar? Mücadele, yorgunluk, soğuk vb. gibi, denize çıkmadan önce meşakkat olarak görülen ve beni denizden uzaklaştırabilecek öğeler olmalarına rağmen, üstesinden geldiğimi gördükçe beni denize daha da bağlayan ufak ödüllerim oldular. Deniz hata affetmez dediler. İlk denize çıkışımda kafama vuran bumba, aslında dersine iyi çalışmamış haylaz bir öğrencinin ensesine öğretmeni tarafından atılan bir şaplaktı. Pupada alabora oluşum denizin bana “Silkin! Dikkatini dağıtma! Yoksa ben seni silkelerim!” deyişiydi adeta. Karadan ayrılmamla, eğitmenim artık deniz ve teknem olmuştu. Laser Radial’de yalnızdım. Doğayla iç içe yaptığım şeyi hissediyor adeta denizle konuşuyordum. Devamlı ayakta tutmak zorunda olduğum dikkatim, beni stresten ve günlük yaşamın sıkıntılarından arındırıyor ve rahatlatıyordu. Artık yelkenciydim!
Şimdi bana şunu sorabilirsiniz. Neden yelken sporu-nun tanımı değil de yelken sevgisi? Bir zamanlar elimde bulundurduğum imkanların farkında olmaksızın belki de yalnızca üşengeçliğimden kaynaklanan kendimce uydurduğum türlü mazeretlerin beni denizden uzak tutması; beni zamanla rahatsız etmişti. İnanıyorum ki benim durumumda olan bir çok arkadaşımın biraz özveri ve birkaç denemeyle aslında içlerinde uyuyan deniz ve yelken sevgisini uyandırabilirim.
Yazımı Özdemir Asaf’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum:
“Rüzgâr yelkensiz de olsa gene rüzgârdır. Ama rüzgârsız yelken bir bezdir. ”
Rüzgarla doldurun yelkenlerinizi!