TÜRK ASTRONOMİ DERNEĞİ ile SÖYLEŞİ

PUSULA: Sn.Alpar, ODTÜ Üniversitesi Fizik Bölümünden mezun oldunuz ve doktoranızı Astrofizik üzerine yaptınız. Peki astronomiyle ilginiz tam olarak ne zaman başladı, küçükken mi hevesliydiniz, yoksa daha sonradan mı bu alana geçmeye karar verdiniz?

Ben küçükken özellikle ilgili değildim. Hiç astronomi dersi de almadım.Esas olarak fizikçiyim.Yapabileceğim fizik konuları arasında astrofiziğe yöneldim. Teorik çalışıyorum. İşin gözlem tarafıyla ilgili değilim. Ama öbür tarafıyla da, astronomi yapmak, hele hele günümüzde büyük ölçüde fiziğe bağlı bir şey. Yani gökteki yıldızı modellemek istediğiniz zaman aslında fizik uyguluyorsunuz. Gözlemciler açısından da,astronominin ayrı bir geleneği ayrı bir bilgisi var. Mesela gözlem aletlerinin değiştirilmesi, kullanımı için fizik lazım. Bir de gözlediğiniz şeylerin, mesela bir yıldızın spektrumunu aldınız.

O spektrum nasıl oluşuyor? Oradaki ayrı ayrı spektrumdaki çizgiler ne manaya geliyor? Bunları anlayıp,iyi analiz etmek için fizik lazım. Astronomi fizik ile iç içe.Fizik temel bir bakış açısı ve temel bir takım teknikler getiriyor.
Tabi sırf kullanıcı olarak kullanıyorsanız, ayrıca astronom olarak aldığınız verilerin ne ifade ettiği önemlidir. Onları tahlil etmek, yıldız veya galaksi adına bilgi edinmek ve modellemek için fizik gereklidir. Tabi astronomi fiziğin ötesinde kendi başına başka teknikler de içeriyor. 3 boyuttaki mesafeleri ölçtükçe hangileri gerçekten gruplar, hangileri tesadüfi, evrendeki yapı ne, yıldızlar nasıl gruplaşıyor, galaksiler vs... bütün bu bilgiler tabi astronomiden geliyor
.
PUSULA: Sn.Alpar Amerika, Avrupa, Hollanda, Hong Kong gibi pek çok ülkeye gittiniz. Bu ülkelerde organizasyonlara katıldınız.Gezdiğiniz ülkelerdeki Astronominin durumu nedir, ne kadar önem veriliyor?Ülkemizin bu ülkeler arasındaki durumunu nasıl görüyorsunuz?Öncelikle, bizim meslekte yani akademik hayatta, uluslar arası bir camia, bir standart vardır. Yani iyi şeyler yapıyorsanız bu işler Türkiye bağlamında kalmaz. Bu yalnız Türkiye için değil bütün dünyada böyledir. Başka ülkelere gitmek, yayın yapmak tabiki bizim işimizin bir parçasıdır.

Türkiye bu işin içinde nerede diye bakarsanız, kısa ifade etmek gerekirse, bilimde genellikle Türkiye kamuoyunda sanıldığından daha iyidir. “Türkiye’de zaten yoktur nasıl olsa; biz böyle bir ülke değiliz; bilim, astronomi ne varsa işte NASA yapıyor, biz de öğreniyoruz.” Bu algı doğru değil. Bizim ülkemiz nüfusunda,kapasitesinde artık az gelişmiş bir ülke falan değil. Örnek olarak futbol konusuna bakarsanız, eskiden bizim futbolcular, milli takımın seviyesi, önde gelen takımlarımızın uluslar arası liglerdeki başarısı pek matah bir şey değildi. Son yıllarda öyle değil. Bizim futbolcularımız futbol oynuyor dışarıda, milli takımımız ön sıralarda bir yerlerde görünüyor. Ama en başarılı değil. Şimdi bilimde de durum birazcık buna benziyor. Kamuoyu genelde pek takip etmediği için, bizde pek bir şey yoktur sanılıyor. Şu anda bir geçiş dönemindeyiz ve yapılması gereken çok şey var. Fakat bazı kavramların mesela bilim yapılması için gereken özgürlük, gelenekler, etik kurallar ve dürüstlük gibi kavramların daha gelişmesi lazım. Bu arada ne kadar yapıp, çalışırsak da kendimizde güven de olması lazım, bunu hak ediyoruz. Türkiye’de işini iyi yapan insanlar da var, kötü yapanlar da. Kötü yapan insanlar genelde “biz” lafına sığınırlar. Bizde böyledir diye. Kendi durumlarını mazur gösterirler. Onun için işini iyi yapan insanların sayısı az ve desteklenmesi lazım. Özetlemek gerekirse yaygın olan aşağılık duygusunun ifade ettiği yerde değiliz, gerçekten daha iyiyiz.

PUSULA: Peki Sn Alpar bahsettiğiniz bu yaygın olumsuz algı sizce nasıl düzeltilebilir, olumlu yönde geliştirilebilir?

Bence ilk adım olarak herkesin kendi işini iyi yapması ve olabildiğince ve kendimize güvenmemiz gerek. Kendini de sadece yakın çevreyle değil, o konunun dünyadaki standartlarıyla, en iyisiyle karşılaştırmak lazım.

PUSULA: Sn.Alpar 2009 Dünya Astronomi yılında Türk Astronomi Derneği olarak hangi faaliyetleri yaptınız? İnsanları astronomiye çekebilmek için gelecekte planlarınız neler?
2009 Dünya Astronomi yılı hem bizim için hem de bütün dünyadaki astronomiciler için bir fırsat oldu. Biz de Türkiye’de Türk Astronomi Derneği olarak oldukça iyi kullandığımızı düşünüyorum. Dünya Astronomi Yılı, Uluslararası Astronomi Birliği ve UNESCO’nun ilan ettiği bir yıl. Her ülkede o ülkenin derneği bu işi üstlendi. Biz dernek olarak bu işi olabildiğince yaymaya, duyurmaya baştan karar verdik. Çünkü astronomi bizim memleketimizde de, dünyanın diğer yerlerinde de halkın çok ilgisini çeker, insanlar merak eder. Gerçi şimdi ışık kirliliğinden o kadar göremiyoruz ama gökyüzü güzel bir şey. Biraz şehir dışında bir yerde -siz denizcisiniz- açıkta ışıklar azken denizden bakarsanız, ya da bir dağdan, köyden bakarsanız, muhteşem bir şeydir. Takvim yapmak, mevsim bulmak, yön bulmak vs. için gökyüzünü bilmek önemlidir.

Astronomi, aynı zamanda, bilimle de nasıl yapılır? Bunu anlatmak istedik. Özellikle küçük çocuklara anlattık. Örneğin küçük bir çocuğu bıraksanız gökyüzüne baksa büyük ayıyı, küçük ayıyı, etraftaki yıldızları bulmayı öğrenir. 1 saat sonra bakarsa eğer, kutup yıldızı aynı yerinde duruyor, diğerleri onun etrafında doğudan batıya doğru dönüyor. İki saat sonra baksa biraz daha dönmüş ,hepsi beraber dönüyor. Bunları çocuk kendisi keşfeder. Bizim ülkemizde, bunları kitaplar yazar, ”kutup yıldızı şöyle bulunur, dünya güneş etrafında dönüyor,mevsimler oluyor, ekseni yörüngesinde eğiktir.” vs. herkes ezberler. Fakat çoğu yerde, öğretilenlerin anne babalarının kendileri bile, bu işin sahici bir olay olduğunu yani kitabı bırakıp dışarı çıkıp bakarlarsa, bunları göreceklerini ve çocuğa gösterebileceklerini bilmezler, pek düşünmezler. Sen kendin bakarsan, sonunda dünyanın döndüğünün kanıtı bu, bunu gözünle görebilirsin. Tabi şimdi biz Dünya’nın döndüğünün kanıtı olduğunu biliyoruz. Eski insanlar yıldızların döndüğünü sanıyorlarmış. Bu dönme bir olgu olarak, bilim yapmanın ilk basamağı. Onu bu yönde astronomide kullanmak.

Böyle bir işe girişince, bir dernek olduğumuz için yapabileceğimiz şey; bilgi sağlamak, ulaşma odağı sağlamak, insanları bir araya getirmek, etkinlikleri duyurmak, paylaşmak ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinde üniversitelerde, astronomi bölümü veya fizik bölümü içerisinde meslektaşlarımıza kendi bölgelelerindeki etkinlikleri sağlamak. Biz epeyce zaman yatırarak bir web sitesi yaptık. (www.astronomi2009.org) Türkiye’de çok popüler oldu. Bir de takvim yaptık,Türkiye’nin her yerinde ne var diye baktığınızda, hemen hemen her gün birileri bir şey yapıyor. Artık biz takip etmekte zorlanıyoruz. Ama insanlar öğrendiler. Neler yapılacağını ve tür etkinlikler olduğunu.

Ayrıca bizim Uluslararası Astronomi Derneği’nden aldığımız projeler var. Bunların birçoğunu Türkiye’de yaptık, duyurduk. İnsanlar birbirlerine bir şey aktarıyor. Web sayfası ile bunu oldukça iyi bir şekilde yaydık.

PUSULA: Üniversiteler de çok ilgi göstermişti.
Genellikle bizim derneğimizin üyelerinin olduğu üniversiteler önem verdiler. Bu, büyük bir riskti. Dernek üyesi olan meslektaşlarımıza e-postalar gönderip onları bilgilendirdik. Sizin bölgenizde halkın gelecek olan talepleri, danışma isteklerini de size yönlendireceğiz dediğimiz zaman onlar bunu memnuniyetle kabul ettiler. Üstelik bütün zamanımızı da aldı. Ama, sonuç güzel oldu. Amatör astronomlar ve astronomi kulüpleri var. Onlar bizden aldıkları birtakım bilgilerle kendi teleskoplarını alıp mesela Edirne’nin köylerine gittiler, İstanbul’da birkaç kere halka açık gözlemde bulundular. Bu amatör astronomlarla birlikte Kültür Üniversitesi (bizim derneğimizin de desteğiyle) bir teleskop yapımı çalışması yaptılar. 100 tane teleskop yaptılar, yeni büyük bir şey bu. İşte bizim Sabancı Üniversitesi’nde öğretmenler için bir etkinlik yaptık, TÜBİTAK destekli bir projeyle İstanbul bölgesi öğretmenleri için bir başka etkinlik oldu. Sanıyorum sizden veya Heybeliada’dan gelenler de var. Bu yıldan sonra da bu canlı kalacak. Mesela bütün dünyada bu yıl içerisinde gönüllü öğretmenlerden oluşan bir öğretmen ağı kuruldu. Biz Türkiye’de epey erken davrandık. İki tane pilot etkinlik yaptık. Resmi makamlarla temas ile destek almak biraz daha zor oluyor. Ama zamanla o da olacaktır umuyoruz. Türkiye Bilimler Akademisinden çok önemli destek aldık. Teleskop bağışladılar bu sayede. Bir firma bize destek oldu. Kar almadan bu teleskopları getirdi. Sizin camiadan da destek geldi Gerek Deniz Harp Okulu neden ki oradaki planetaryum dolayısıyla, gerek Deniz Lisesindekiler bizim toplantılara katıldılar, ilgi gösterdiler. Deniz müzesinde de bir sergi yapmak istiyoruz. Ondan bu sene sonuç alamadık.

PUSULA: Deniz Müzesinde çok güzel ve anlamlı olur aslında...
Deniz Müzesi komutanı Ali Rıza İşipek Alb. ile geçen seneden beri temas halindeyiz. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan da onay aldık. Ama Deniz Müzesi şu an inşaat durumunda. 2009 yılında mümkün olmadı ama umarım 2010 yılında olur. Deniz Müzesinde olmasının başka bir önemi var. Deniz Müzesinde tarihi astronomi aletleri koleksiyonu var. Bu koleksiyon İstanbul’daki astronomi tarihiyle ilgili başka koleksiyonlarla birlikte bir bütün oluşturuyor. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi küçük bir parçası var koleksiyonun.

PUSULA: Astronomi tarihi sergisi olacak galiba.
Aslında daha önce de birkaç defa oldu. Böyle koleksiyonlar çok değerli olduğu için hiçbir müzeden ne biz talep edebiliriz, ne de onlar verirler. Onun için bizim yapmaya çalıştığımız şey, bütün koleksiyonlar kendi yerinde sergilensin. Bunu Rahmi Koç Müzesi yaptı. İTÜ Kütüphanesi de yapacak umuyorum. Çok değerli el yazmaları var. Deniz Müzesi bu sene yetişmedi ama önümüzdeki sene yapacaklardır. Şimdi buralarda hem bizim astronomi fotoğrafları hem de onunla beraber tarihi koleksiyon yani zaten biz onu sergiliyoruz, ama özel bir vurguyla öne çıkmış oluyor ve halkın dikkatini çekiyor. Hepsi yapıldığı zaman İstanbul’da bunların çoğu öne çıkmış olacak. Bunun dışında, UNESCO Türkiye milli komisyonuyla bizim derneğimiz, kültür tarihi-astronomi tarihi konusunda bir çalışma yapıyor,bir ihtisas komitesi kuruldu. İçerisinde astronomlar, bilim tarihçileri ve arkeologlar var. Bu işin tarihiyle ilgili çalışma yapılması gerekiyor. Enteresan şeyler ortaya çıktı. Mesela Fatih devrindeki alim Ali Kuşçunun mezarı bulundu. Zaten bilim tarihçi Feza Güler tarafından bulunmuştu. Şimdi o mezarın işaretlenmesini ve temizlenmesini yapmak istiyoruz. Bu bizim tek başımıza yapacağımız bir şey değil ama dikkat çekmek anlamında. Osmanlı Devletinin ilk büyük rasathanesi var Takiyyüddin’in. Bu rasathane, açılışından beş sene sonra yine padişah fermanıyla yıkılmış.

PUSULA: Melekleri izledikleri için...

Çeşitli dedikodular var ama onlar bahane. Esas olarak o sıradaki saray entrikaları içerisinde kaybeden tarafta kalmış. Fakat, tabi büyük bir kayıp. Binasının yaklaşık olarak Galatasay-Tünel arasında olduğu sanılıyor. Çünkü o zamanki rasat kayıtları var ve yükseklik biliniyor. Tabiki gözlem yaptıkları için Galata’nın yüksek tepelerinde, Beyoğlu’nun sırtında, şimdiki İstiklal Caddesinin olduğu yer olması lazım. Beyoğlu’nda coğrafi olarak en yüksek sırt orası. Ona uygun Koç Üniversitesinin bir araştırma merkezi var. Onlar da sağ olsun benimsediler, bizim de TAD ve Koç Üniversitesi girişimiyle oraya bir levha kurulacak. Üzerinde kısaca İstanbul Rasathanesi ve Taküyyüddin hatırlanacak. Ne zaman kuruldu, ne yaptı.

PUSULA: Taküyyiddin ismi daha önce pek duymadığımız bir isimdi. Mesela bir Ali Kuşçu kadar bilinmez.
Taküyyüddin enteresan. Çünkü yaklaşık olarak 1575-80 arasında gözlem yapmış. Tam aynı zamanlarda Tiko Brahe var Avrupa’da. Ama Tiko Brahe 5 sene değil farklı krallarla, farklı patronlarla da olsa 30 sene gözlem yapabilmiş ve onun gözlem kayıtlarından Kepler yararlanarak gezegenlerin hareketinin arkasındaki matematik formülünü bulmuş. Ardından Galileo gelmiş. Onun teleskopuyla 400. gözlem yılını kutluyoruz. Aslında, bilimsel yöntemin, bilimsel devrimin başlamasını kutluyoruz. Şimdi Taküyyüddin’e dönersek, her ikisi de Taküyyiddin de Tiko Brahe de aynı zamanda ve teleskop kullanmadan gözlem yapmışlar.Yani bunlar batıda ve doğuda teleskop öncesi eski tekniklerle çalışan son büyük gözlemciler. Kepler de aslında teleskop kullanmamış. Teleskop çok farklı imkanlar açıyor. Teleskop öncesi aletler esas olarak açıları ölçmeye yarayan aletler ve onun üzerine basit astronomik hesaplar yapmaya yarıyor. Bu aletler o teknolojiyi kuyruklu yıldızı kaydetmiş, gözlemlemişler. Hatta İ.Ü. kütüphanesinde Şeyh Şahname adlı bir minyatür kitabı var. Oradaki resimlerde bu kuyruklu yıldızın tasviri var İstanbul şehri üzerinde.Yani aynı şeyleri gözlemişler.Ama orada bilimsel çığır açmaya yol açan son gözlemler,buradakiler de eski son gözlemler.Sonra kapatılmış.

PUSULA: Peki hemen buradan hareketle bu insanlara yurt dışında gereken önem veriliyor mu?
Hem biliniyor, hem bilinmiyor. Bugün bilim olarak nitelendirdiğimiz şey, öncelikle Batı Avrupa’da Rönesans’tan sonra Galileo’yla başlayan bugün aldığımız manada sistematik yöntem diyebililiriz. Esas bilim budur. Bizim tarihimizdeki, Taküyyiddin ve ondan öncekilere Türk-İslam bilim adamları değil onlara alim diyeceğim, onların yaptıkları kendi çağları için olabilecek önemli şeylerdi. Bu, kendi başına önemli bir değer. Yaptıkları tam olarak bilinçli bilim değildi ama Tiko Brahe ve Kepler’in yaptığı da benzer şekilde bilimsel yöntem öncesiydi. Bilime yol açan önemli şeyler var. Mesela bir Nasrettin Tusi, onun yaptığı birtakım çalışmalar, geometrik çizimler vs. sonra dolaylı yollardan Kopernik’in kitaplarında görüyoruz. Batının orta çağında işte Ortadoğu İslam medeniyeti. Hindistan, Çin bunların hepsinde “bilinmeyen bilim öncesi” şeyler var. Bunların hepsi birbirinden haberdar. Çünkü ülkeler arasında ticaret yolları, kültür temasları var. Bu insanlar geziyorlar. Kitaplar tercüme ediliyor. Dolayısıyla bizim geçmişimizde (Osmanlı ve öncesi Türk medeniyetinde) yapılan çok değerli çalışmalar var. Bunlar sadece sanıldığı gibi eski Yunandaki ilk çalışmaların Arapçaya, Arapçadan Latinceye tercümesi değil. Pasif tercümeler değillermiş kendi yaptıkları önemli buluşlar var. Astronomide mesela her gelen nesil kendisinden evvelkinden biraz daha hassas bir yıldız katalogu yapmaya çalışıyor. Bütün dünyadaki gibi önemli katkıları olmuş. Ama bu önemli katkılara, yani bilim öncesinde ne olduğuna şimdi ulaşılmaya başlandı. Ama 17.yy’da Galileo’dan Kepler’den bilimsel devrimin olmasından sonra artık teleskopla mikroskopla vs. çalışılarak gerçek bilgi deneyle öğrenilmeye başlandı. Türkiye’de bazı şeyler var ki, mesela Kırşehir’de Cacabey medresesi. Orada bir kuyu var. O kuyuda gözlem yapılmış. Ama birçok başka medresede de yapılmış. Bir yerde gözlem yapılıyor olması onun astronomi gözlemi olduğunu göstermiyor. Astronomik gözlem yapmak için Selçuklular döneminde de özel gözlem evleri varmış. Ya her şeyi biz yapmışız, ya da hiçbir şey yapmamışız. Hâlbuki ortada tarihin bir döneminde ülkeye bilim çok geç geldi. Tam olarak ne oldu, özellikle bunu öğrenmeliyiz.

PUSULA: İstanbul gözlemevi sonrası uzun bir dönemde Cumhuriyet dönemine kadar yapılan tek şey çeviri mi?
Aslında öyle değil, biraz daha fazlası var. Cumhuriyet döneminden sonra da çevirinin ötesine geçmek, üniversite reformuyla bile hemen başlamıyor. O dönemde de, gerçek araştırma yapanlar çok az sayıdalar. Üniversite reformuyla üniversiteden gönderilenler var ve baktığımız zaman gönderilenler arasında çok değerli insanlar olduğu gibi kalanlar arasında değersiz insanlar da var. Çünkü bunların ölçütleri bilinmiyor. Yani bu idari kararların dışarıdan değil bilim camiasının içinden bilimin kendi normlarıyla ortaya çıkması lazım. Türkiye’de 1933’ten sonra Ankara Üniversitesi kurulmuş, bir gelişme olmuş. Üniversitelerde sürekli olarak bilimsel araştırmalara müdahaleler de olmuş. O da, her zaman olayı biraz daha geriye götürmüş. Fen bilimlerinde, sosyal bilimlerde biri bana öyle emrettiği için yapmamalıyım. Sonuçlar da manipüle edilmiş olabilir. Eğer yapabiliyorsam bir deney yapar ve öyle karar veririm. Baştan bir fikrim olabilir ama bu onun doğru olduğunu göstermez. Bir bilim adamı olarak onun için Atatürk’ün sözü önemli. İlimin “en hakiki” mürşit olduğunu söylemiş ve bu çok önemlidir. Atatürk’ün kendi zamanında yaptığı kurduğu şeylerde hatalar da vardır, çok büyük önemli işler de vardır. Ama yöntem olarak benimsediği tamamen bilimsel bir düşünce tarzıdır.

PUSULA: Bizler Küresel Konumlama Sistemi (GPS) gibi, elektronik seyir yardımcıları devre dışı kaldığında konumumuzu bulmak için kullandığımız yöntemlerden biri de astronomik seyirdir.Sextant ile gök cisminin açısal yüksekliğini tespit ediyor, belli cetveller yardımıyla bu gök cisminin semtini buluyoruz. Zaten astronomi kolu çalışmalarımızın çıkış noktası da bu seyir yönteminden geliyor. Bu yöntemde kullandığımız astronomik cetveller sürekli güncellenir mi, yıldızları konumlamak için yeni ölçüm metodları var mıdır merak ediyoruz?
Astronomi içerisinde, bu yıldızların konumlarını daha hassas ölçme işine astrometri denir. Hala devam ediyor ve önemli uzmanları var. O cetvellerin hepsi şimdi artık bilgisayardadır. Dünyada bu işi sürdüren belli gözlemevlerinin sürdürdüğü yeni gözlemlerle sürekli güncellenir. Bu rutin bir şeydir. Bilimsel bakımdan fazla heyecan verici, bütün standartlar gibi, pek önemli bir şey değildir.

Şimdi artık, konum standartları, hala işte bir “pertus uydusu” vardır, yıldızların konumlarını belirlemek için, onunla ölçülüyor. Benim de üzerinde çalıştığım, en hızlı dönen yıldızlar olan pulsarlarda oldukça enteresan birşeyler var. Onların zaman sinyalleri o kadar hassas ki, onlardan beş, on tanesini toplayıp bu sinyallerin bir veri tabanını oluşturarak ayrı zaman standardı yapılabilir. Yani astronomi hala yeni standartlar sağlıyor. Ama hani bir bilimsel uğraşı olarak sorarsanız, küçük sayıda bu işi iş edinmiş insanın uzmanlık alanıdır. Hala sürekli standartlar tahkik edilir, yenilenir, biraz hassaslaştırılmaya çalışılır. Bazen de artık yeni standartları astronomiden değil başka yerden gelir. Ama pulsarların saat olarak kullanılması son yirmi yıldır hala gündemde olan bir konu.

PUSULA: Saat olarak mı kullanılıyor?

Henüz sadece bir fikir ve atomik saatlerin yerine geçmedi. İki radyo atışı arasındaki zaman o kadar muntazam geliyor ki, bir yılda 10^-19 mertebesinde ancak şaşırıyor. Yani, bu ne demek? 10^7 saniye var. Bu pulsarın zamanlaması, bir yılda 10^-12 saniye şaşırıyor. Saniyenin trilyonda biri kadar hassas. Şimdi bu tek başına en iyi atomik saat kadar iyi değil ama beş, on pulsarı alırsanız ve bunların hataları birbirinden bağımsız olduğundan istatistik ortalamasını alırsanız veri bankası ile sezyum atomik saatlerinden bile daha iyi bir zaman standardı elde edilebilir şeklinde bir öngörü var. Ancak, henüz yapılabilmiş değil.

PUSULA: Biz Deniz Lisesi’nde astronomi dersi almıştık. Temel astronomi konularını gördük. DHO’ da ise bir yanda mühendislik dersleri alıyoruz bir yandan da mesleki dersler. Mesleki derslerimizden biri de astronomik seyir. Mesela astronomik seyirde gözlem yapıp gökevinde (planetaryum) da kullandık. Yıldızların yüksekliğini ölçüp,kesin mevkii (fix) bulmayı hem teorik olarak derslerde öğrendik hem de ADE-III (Açık Deniz Eğitimi- III) seyrimizde bizzat uygulamasını yaptık. Yani, bir nevi, derste aldığımız bilgileri test etmiş olduk. Bundan da inanılmaz bir haz aldık. Sonrasında da bulduğumuz mevkileri Küresel Konumlama Sistemi (GPS) ile karşılaştırdık.
GPS’e yakın tutturmuşsunuzdur

PUSULA: Evet yakın tutturduk. Zaten Venedik’ten İstanbul’a dönerken ADRİYATİK’de yaptık, hava da güzeldi, dolunay da vardı. Yani daha uzun süre gözlem yapabilecek zamanımız vardı. Farklı gözlem grupları halinde bulduğumuz mevkilerde 5-10 mil hata vardı. Açık denizde 5-10 mil hata kabul edilebilir bir hata. Zaten daha önce o günlerde Adriyatik’te hangi yıldızı kullanabiliriz diye gökevinde (planetaryumda) o günlerin gecelerine aylar öncesinden gitmiş ve gökyüzü görüntüsüne bakmıştık. O geceyi daha önceden yaşamış gibiydik ve kafamızda seyir maksatları için yapacaklarımız fikir olarak hazırdı. Birebir gemide açık köprüüstünde bunları sırasıyla yapmak bizim için güzel bir deneyim oldu, bilgilerimizi sınamış olduk.
Çok güzel bir işiniz var. Tabi bir de eski zamanlardaki denizcilerin durumunu düşünün. Siz GPS ile bakıyorsunuz hata yapıp yapmadığınızı biliyorsunuz. Onlar ne hata yaptılarsa ona göre rota çizerlerse ve ona göre on saat giderlerse başları büyük belaya girebilir. Enlemin ölçülmesi daha kolay ama, biliyorsunuzdur, boylamın ölçülmesi çok zor olmuş. Çünkü gemide rahat çalışacak, hata yapmayacak mekanik saat bulmak zor. Boylamı anlatan bir kitap var TÜBİTAK yayınlarında da çıktı. Boylamın ölçülmesi nasıl oldu? Sizin yaptığınız bu şeyi anlatıyor. Ancak 19.yy’da kesinlik kazanmış. Ondan önce İngiltere’de boylamı hassalaştıracak yöntemler bulana büyük ödüller konmuş.

Hem astronomi hem saat açısından. Yani sallanırken doğru dürüst çalışıp hata payı az olacak ki onun ayarını başka bir boylama göre yapacaksınız. Boylam farkından yararlanarak ayar yapacaksınız. Çok güzel heyecanlı bir şey bu. Siz ölçüyorsunuz buluyorsunuz, sonra GPS’ ten bakıyorsunuz doğru mu diye. Doğru buldum diye seviniyorsunuz. Tabi çok önemli bir şey. Denizcilik, ticaret , askerlik için. İngiltere bunu ilk yapmakla ne kadar büyük bir üstünlük elde etmiştir.

PUSULA: Sn ALPAR, DHO Astronomi Kolu’nun 2010 yılı planlı faaliyetlerinden biri de TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) ziyaretidir. TÜBİTAK’ta çalıştığınız süre zarfında TUG’ un kuruluş çalışmalarında bulundunuz. Mesela biz astronomi kolu faaliyetleri kapsamında, 2009 yılında Kandilli Rasathanesine gittik. 1918 yılından kalma bir teleskopla gözlem yapılıyor. Gözlem aşamasında en çok rahatsız eden faktörlerden biri de ışık kirliliği olduğu için, ancak güneş gözlemleri yapabiliyorlar. Tabi, TUG’un böyle bir sorunu yok. Şehir merkezinden oldukça uzağa konuşlandırılmış. Siz TUG’un faaliyetlerini takip ediyor musunuz?
Ben TÜBİTAK bilim kurulu üyesiydim. Bizim olduğumuz Dönemde zaten TUG kuruldu. Onun için kuruluş hikayesini çok iyi bilirim.Bir takım İmkanlar sağlandı. Kısa bir süre içinde kuruldu ve devam ediyor. Işık kirliliği orada da var. Antalya şehir ışıkları. Işık kirliliği dünyanın her yerinde büyük bir problem. Çalışmalarını biliyorum ama ben TÜBİTAK’ın ve o işin içerisinde değilim. Yeni teleskoplar alındı ve orada epeyce yeni gözlemler yapılıyor. Tabi Türkiye için uzay gözlemi önemli bir şey ve daha fazla, daha iyi, daha güncel konuşlarda gözlem yapılması gerekeceği yavaş yavaş anlaşılacak. Yeni teleskoplar da gelecek.