SULTANHİSAR TORPİDOBOTU

Osmanlı Devleti’nin 1699 yılından başlayan gözle görülür siyasi gerilemesinin hem toplumsal hem de askeri olarak da gerilemeye yol açtığını hepimiz biliyoruz. Bu askeri gerileme sadece kara savaşlarında etkili olmadı; aynı zamanda bu gerileme deniz savaşlarında da Osmanlıya fazlasıyla zarar verdi. Bu sebepten dolayı 20. Yüzyılın başından itibaren yabancı donanmalarda sayıları artmakta olan denizaltı kavramına da uzak kalındı. 1915 yılına kadar hiçbir gemimiz denizaltılara karşı herhangi bir savunma harbi gerçekleştirmemişti. Ta ki Marmara Denizinde karakol görevi yapmakta olan Sultanhisar ile dönemin en büyük ve donanımlı denizaltısı olan AE-2 denizaltısı karşılaşıncaya kadar. Tarihimizin bu ilk denizaltı savunma harbini anlatmadan önce, AE-2 denizaltısının Marmara Denizi’nde ne amaçla bulunduğunu anlatmak gerektiğini düşünüyorum.

İtilaf Devletleri hem Rusya’ya yardım götürmek hem de Osmanlı Devleti’ni savaşta saf dışı bırakmak amacıyla dönemin en büyük donanmasını kurarak Çanakkale Boğazı önüne getirmiştir. Bu büyük donanmanın, Nusret Mayın gemisinin döktüğü mayınlar ve kara top tabyalarından gelen başarılı atışlarla büyük bir mağlubiyet alması, İtilaf Devletlerini Çanakkale’yi başka şekilde geçme yollarına sevk etti. 25 Nisan 1915 gününden itibaren karaya sayısız asker çıkarmaya başladılar. Kara harekatı sürerken İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin İstanbul’dan Çanakkale’ye lojistik destek sağlayan gemilerini engellemek amacıyla Marmara’ya denizaltı sokmaya karar verdi.

Çanakkale Boğazı’nın dibinin engebeli oluşu, akıntının güçlü ve değişken oluşu coğrafi engeller olarak kabul ediliyordu. Ayrıca o zamanki İtilaf Devletlerinin sahip olduğu denizaltıların donanım ve silah bakımından yetersiz oluşu, çeşitli yerlerine mayın döşenmiş 65 km. uzunluğuna sahip boğazı geçmesini bir hayli zorlaştırıyordu.

En sonunda bu zorlu görev AE-2 denizaltısına verildi. AE-2 denizaltısı 54 m. uzunluğunda, sürati deniz üstünde 16 mil, daldığı zaman 10 mildi. 4 adet 53 cm.lik torpido kovanı ile 2 adet 76 cm.lik seri ateşli topu vardı. Su altında devamlı olarak 4 saat kalabiliyordu. 30 kişilik mürettebatı ise en seçkin ve tecrübeli denizcilerden oluşuyordu. AE-2 denizaltısı 25 Nisan gecesi aldığı emri yerine getirmek üzere boğaza giriş yaptı. O zamanki teknolojiyi düşündüğümüzde denizaltılarda ne radar ne de sonar mevcuttu. Yani aslına baktığımızda sadece 4 saat denizin altına inmekten başka herhangi bir özelliği yoktu. 16 saat süren zorlu bir seyirden sonra AE-2 Marmara’ya girmeyi başarmıştı.

Marmara’da ise donanmanın çeşitli torpidobotları her türlü duruma karşı nöbetleşe devriye geziyorlardı. 29 Nisan akşamı devriye nöbetini bitirmiş olan Sultanhisar torpidobotu İstanbul’a doğru seyre çıkmıştı. Bu arada daha evvelden Marmara’da düşman denizaltısı görüldüğüne dair aldıkları raporlardan dolayı çok dikkatli ilerliyorlardı. Sultanhisar’ın seyir jurnaline göre Marmara Adası bordalanırken ufukta bir tekne görüldü. Gemi komutanı Rıza Bey, hemen dümenin o yöne kırılmasını emretti. Emredilen yönde ilerleyen Sultanhisar’ın, bu teknenin aslında AE-2 denizaltısı olduğunu anlaması uzun sürmedi. Rıza Bey tüm personelin savaş yerlerine geçmesini emretti ve saldırı emri verdi.
Yalnız bu sıcak temasa geçilmeden önce Sultanhisar torpidobotunun karakteristik özelliklerinden bahsetmek istiyorum, çünkü böylelikle iki gemi arasındaki farkın daha iyi mukayese edilebileceğine inanıyorum. Sultanhisar 1907 yılında Osmanlı donanmasında hizmete girmişti. 40 metre boyunda olan torpidobot saatte 16 deniz mili yapabilmekteydi. Silah gücü ise 2 tane 3.7’lik top ve torpidodan oluşuyordu.

Sultanhisar’ın ufacık topunun ateş menziline girdiği sırada, fark edildiğini hisseden AE-2 derhal daldı ve iki dakika sonra koca teknenin yerinde mavi zerreciklerden başka eser kalmadı. Ama Sultanhisar’ın kahraman personeli gördükleri bu denizaltıyı bırakmak niyetinde değildi. Onu arayacak, bulacak ve onunla dövüşecekti. Bütün personel sanki nöbet yerlerine geçmiş onu arıyorlardı. Sultanhisar, torpil yememek için zikzaklar yaparak etrafı tarıyordu. En sonunda bir gözcünün denizaltının periskopunu görmesiyle sıcak temas yeniden başladı. Yine geminin jurnallerine dayanarak hedefin sancak taraftan 2.500 metre mesafede görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu tespitin sonucunda belirtilen yönde 4 atış yapıldı. İki mermi periskopa isabet etmişti. Fakat periskop birden kayboldu. Aradaki mesafe 2.000 metreye inince AE-2’nin periskopu tekrar yükselmeye başladı. Sultanhisar artık denizaltının peşini bırakamazdı. Bu uğurda ölümü bile göze almışlardı. Sultanhisar tekrar ateşe başladı. AE-2 de iki torpido savurdu. Bunlardan biri Sultanhisar’ı adeta sıyırarak geçti. Torpilin işe yaramadığını gören AE-2 süratle denizin üstüne çıktı.

Aradaki mesafe 500 metreye inmişti. İngiliz denizaltısı üzerine şiddetli bir top ve tüfek ateşi başladı. AE-2 dalıp çıkıyor, savaş alanından uzaklaşmak istiyordu. Aradaki mesafe 1.000 metreye çıkmıştı. Sultanhisar’ın küçük topları ve tüfekleri ile bu koca denizaltıyı batırmak çok zordu. Hızlı ve etkili bir karar vermek gerekiyordu. Aksi taktirde bu denizaltıyı kaçırmış olacaklardı.

Gemi komutanı Rıza Bey beklenmedik bir karar verdi; Sultanhisar, denizaltının kıç tarafına çıkmak için bütün sürati ile ileri atıldı. Ancak AE-2 denizaltısı bir kez daha dibe dalmıştı. Tüm personel etrafı dikkatli bir şekilde gözlemeye başladılar. Çok geçmemişti ki denizaltı, Sultanhisar’ın tam altından suyun üstüne çıkarak onu devirmek istedi. Fakat bu manevra boşa çıktı. Tam su üstüne çıktığı sırada Sultanhisar’ın topları, çok yakınında bulunan AE-2’yi ateş yağmuruna tuttu. Artık AE-2 denizaltısının kaçma gibi bir şansı kalmamıştı. En sonunda denizaltı personeli teslim olmaya karar verdi. Sultanhisar’dan indirilen filikalar, yavaş yavaş batmakta olan denizaltının mürettebatını topladı. Sultanhisar’ın güvertesinde üçü subay, yirmi dokuzu er olmak üzere otuz iki esir sıralanmıştı.

AE-2 denizaltısının komutanı, Rıza Kaptan’ı ve Sultanhisar’ın subaylarını tebrik ettiler ve sulara gömülen denizaltıyı hazır ol vaziyette, beraberce selamladılar. Sultanhisar, 30 Nisan 1915 günü öğleden sonra İstanbul’a geldi. Beraberinde parlak zaferinin nişanı olan esirleri de getiriyordu.

Bu harekat başta da belirttiğim gibi Türk deniz harp tarihinde yapılan ilk denizaltı savunma harekatıdır. Aynı zamanda Çanakkale kara savaşı devam ederken Türk donanmasının da Marmara Denizi’nde denizaltılara karşı kahramanca bir mücadele verdiğinin göstergesidir.