Kimse doğar doğmaz yürüyemedi. Biz de öyle… Düşeceğimizi bile bile denedik. Ve suya düştük, ıslandık, üşüdük. Ama yılmadık. Daha bir yaşını doldurmamış çocuğun gayreti gibi önce ayakta durmaya çalıştık. Önce dengede kalmak oldu amacımız…
Teknenin üstünde birkaç saniye durmak için verilen çabalar... Saatlerce süren çalışmalar ama tekne hala aynı yerde. Sadece üşüdük, yorulduk ve parmaklarımız buruştu. Pes etmek yok. Şampiyonlar umutsuzluğa düşmemeli, ben de yapabilirim!
Ve sonunda olmuştu, suyun üstünde koşarcasına ilerleyen o seçkin kanocular gibi olmak için ilk adımımızı atmıştık. Paha biçilemez, eşsiz, tarifsiz bir mutluluk. Bir bebeğin sadece yürümeyi başardığı için attığı o saf kahkahalar gibi.
Artık ayakta durmaya başladın. İş daha yeni başlıyor. Sürekli onu düşünürsün. Gece yatarken, yolda yürürken, derste… Rüyanda tekneni görürsün. Arkadaşlarına anlatırsın. Aşık olmaya başladın. Sen onu sevdiğin sürece, hep yanında olacak. Oda hep sevecek seni. Terk edip gitsen bile, geri döndüğünde bıraktığın yerde seni bekliyor olacak.
Ertesi gün daha bir istekli gidersin randevuya, kayıkhaneye. Artık yürümeye başlamak istersin, kürek çekmek. Hatta
suyun üstünde koştuğunu hayal edersin her gün. Şampiyonluğa bir adım daha yaklaştığını hissedersin her antrenmandan sonra. Geliştiğini hissedersin, en büyük haz… Antrenmandan sonra onu anlatırsın arkadaşlarına. Aslında o hazırdır seni şampiyon yapmaya, ama sen değilsindir. Diğer aşıklarla teknik analizi yaparsın. Anlattıkları her şeyi can kulağıyla dinlersin, daha iyi olmak için. İzlersin onları büyük bir zevkle ama doyamazsın izlemeye.
Yüremeye başlamış olman artık düşmeyeceğin anlamına gelmiyor. Daha iyi, daha iyi olmak için riskler alırsın ve batarsın. Her zaman yaz aylarında batmazsın tabi. Terden dolayı üstünden buhar çıkan bir havada, su belkide on derecenin altındayken düşersin. Titreyerek çıkarsın ama gözün öylesine kör olmuştur ki aşktan, devam etmek istersin. “Çabuk git sıcak duşunu al” der antrenörün.
Zaman geçtikçe daha bir bağlanırsın teknene. Ona daha fazla ilgi göstermeye başlarsın. Her randevudan sonra okşarsın onu, temizlersin, silersin özenle. Sonra şöyle bir dönüp bakarsın giderken. “Yok olmamış” dersin. Biraz daha silersin. Bazen daha iyi olmak için ondan ayrı kalmayı da başarırsın. Güçlenmek için ağırlık çalışır, dayanıklı olmak için koşarsın. Gün geçtikçe normal insanlardan farklı olmaya başlarsın ve bundan haz duyarsın. Beraber top oynadığında arkadaşların daha çok koşabildiğini görür. Aynada kendine baktığında bir canavar görmeye başlarsın. Ama yetmez… Daha fazla kaldırmak, daha hızlı koşmak… Tabi ki
suda en iyisi olmak için.
Artık yarış zamanı gelmiştir. Yarıştan önceki gün tekneni daha bir özenle silersin, parlatırsın. Bir yandan da konuşursun onunla. Yarınki savaşta beraber savaşacağınızı söylersin. O zaten hazırdır.
Ve esas gün gelmiştir. Hesap günü… Sabah kalktığın andan itibaren karnında kocaman bir şey vardır. Heyecan… Yolda yarış yerine giderken avucundaki nasırlara bakarsın, hissedersin. Heyecan gittikçe artar. Döktüğün onca teri, çektiğin acıları, soğuktan titrediğin antrenmanları düşünürsün. Ama başaramasan bile o yaptıkların için pişman olmayacağını bilirsin.
Ve start verilmiştir. Su sanki en büyük düşmanınmışçasına küreğini saplarsın, en keskin kılıç gibi… Kaslarındaki son hücreye kadar kullanırsın. Artık vücudun haykırmaya başlar bırak, bırak, bırak… “Yorma kendini” der. Ama kalbin kabul etmez bunu. Her kürekte daha uzağa uzanırsın. Bir çitanın koşarken bacaklarını açışı gibi gerilir kolların bacakların. Ciğerlerini yırtarcasına en derinden soluklanırsın, bir boğa gibi. Kasların şişmiştir artık tekneye sığmazsın, bir ayı gibi. Arada bir rakiplerine bakışlar atarsın, avının peşindeki bir kartal gibi. Geçtiğin suda rakiplerini korkutan büyük dalgalar bırakırsın, devasa bir balina gibi. Artık bitişe yaklaşmışsındır. Damarlarını, ciğerlerini, kaslarını yırtarcasına saldırırsın suya. Kanının son damlasına kadar savaşmak için. Ve mutlu son. Acıdan sonra sevinç.