Johan Cruyff Futbolun Dilini Değiştiren Adam

Henüz 17 yaşındaydı… 1964 Kasımının 15. akşamı, dünya futbolu, bilinen bütün tabuları yıkacak olan sarışın çocuğa hoş geldin derken Ajax bir daha hiç hatırlamak istemeyeceği bir sezonu yaşıyordu. O maçta Ajax’ın tek golünü atan bu genç adam, ileride dünya futbol tarihine adını altın harflerle yazdıracağından habersiz bir futbol dilencisiydi sadece…

Sonraki 9 seneye 6 Eredivisie şampiyonluğu, 4 yerel kupa ve ilki 1971’de olmak üzere üst üste üç kez Şampiyon Kulüpler Kupası, bir Avrupa Süper Kupası ve Dünya Kulüpler Şampiyonluğu sığdırdı. Cruyff adeta bir fenomen haline gelmeye başlamıştı. Çok güçlü bir atletti, süratliydi, nefes kesici bir top kontrolüne ve en önemlisi oyun içinde muhteşem bir vizyona sahipti. Spor yazarı David Miller attığı muhteşem paslar nedeniyle ona ilginç bir lakap takacaktı “Kramponlu Pisagor”. O, sadece kendisi oynamazdı, bütün takımı oynatırdı. Tek handikabı, zaman zaman sinirlerine hakim olamamasıydı. 1974 Dünya Kupası ise, kupa öncesi favoriler arasında esamesi bile okunmayan Hollanda’nın onun önderliğindeki futbol resitaline sahne olacaktı. Bu resital, dünya futbol literatürüne yepyeni bir felsefe kazandırdı; “Total Futbol”.

Peki nedir bu Cruyff’un bir maestro olarak Hollanda’ya benimsettiği “Total futbol”? Total futbol, takımdaki her futbolcunun bir diğerinin yerini alabildiği, takım içi rotasyonun üst düzeyde yapıldığı, seri futbola ve sürekli olarak hücumu düşünmeye dayalı bir felsefe. Bir de Cruyff’tan dinleyelim: “Barcelona’daki her oyuncu, 3 pozisyonda oynayabiliyor. Mesela sağ bek ileriye gittiğinde, onun yerini dolduracak 2 oyuncu oluyor. Sağ açık ortaya, ortanın sağındaki ise beke geriliyor. Barcelona’yı iyi izlediğinizde, futbolcuların saha içinde müthiş bir rotasyon içine girdiğini görürsünüz. Total futbol, topsuz alanda oyuncuların yaptığı hareketler ve saha içindeki pozisyon değişimidir. Dünyada topsuz hareketliliği de şu an en iyi Barcelona uyguluyor. Bazen Arsenal de bunu başarabiliyor. Total futbol terimini dünya literatürüne kazandıranlarsa 74 Hollanda’sını kendi egolarını bile bir yana bırakıp hayranlıkla izleyen İngiliz gazeteciler. Total futbol ismini öyle hakediyor ki saha dışı dinamikleriyle de saha içini fazlasıyla desteklemiş. Örneğin diğer tüm takımların aksine Hollandalı futbolcular kamplarda eşleri ve sevgilileriyle beraber kalıyorlardı.

Cinsel hayatlarını takım doktoru Fritz bilimsel incelemelerle destekleyerek düzenliyordu. Bunu bizzat ilk ağızdan, 1974 Hollanda’sının efsanevi ismi ve bugün aslında Galatasaray için müthiş bir şans olan Johan Neeskens’ten dinleyelim: “Brezilyalılar da bizim gibi kısa pasla yerden oyun kuruyorlardı ama samba ritminde oynuyorlardı, biz ise rock’n roll temposunu sahaya yansıttık. Kendi tempomuzu onlara kabul ettirince sinirleri bozuldu ve bize tekmeler salladılar. Şimdiki kurallar olsa o zaman en az 6 oyuncuları kırmızı kart görürdü. Cinsel hayatımızı düzenleyen ve bize özgürlük veren Doktor Fritz’in dışında, maçlara her şeyiyle çok özgür ortamda hazırlandık. Hollanda’dan rock grupları kampımıza gelip konserler verdiler. Zaten sürekli müzik dinliyor ve dinlediklerimizden ilham alıyorduk. En çok Rolling Stones dinliyorduk hatta arada biz de Stones söylüyorduk!”

Johan Cruyff; güzel futbolun güzel adamı. Sivri zekası, olaylara karmaşık gibi görünen ama aslında çok basit olan bakış açısı ve bunu futbola yansıtmasıyla bize bugün Barcelona gibi muhteşem bir futbol ziyafetinin sunulmasındaki baş aktör. Taşıdığı total futbol bayrağını devralması için Guardiola gibi futbol dilencilerini ayıklayıp dünya futboluna sunuyor. Eğer bugün dünyanın büyük çoğunluğu “Hangi takımın maçını izlemeyi tercih edersiniz?” sorusuna Barcelona cevabını veriyorsa bundaki en büyük pay kuşkusuz onun. Maçlar, goller, oyuncular geçicidir. Ama Cruyff önderliğindeki 74 Hollanda’sının futbol devrimi her daim baki kalacaktır.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük iki yıldızı kim diye bir anket yapılsa kuşkusuz iki isim öne çıkar: Pele ve Maradona. Aslında Cruyff’un Pele ve Maradona’nın bir futbolcu olarak gölgelerinde kalmasının sebebi elinde dünya kupası ile poz verememiş olmasından öte bir şey değildir. Johan Cruyff şahsi kanaatimce sadece sahada yaptıklarıyla değil, saha dışında da köklü bir değişim yaratmak suretiyle dünya futboluna Pele ve Maradona’dan çok daha fazla katkı yapmıştır. Futbolu en basit haliyle algılamış, oyunu komplike şablonlardan kurtarmış ve futbolda çığır açmıştır. “Futbol basittir. Zor olan futbolu basit oynamaktır” sözüyle de bu düşüncesini gayet kısa ve öz olarak futbol literatürüne kazımıştır.
Cruyff’a göre kulüpleri futbolun içinden gelen kişiler yönetmeli, yani herkes ‘kendi işini’ yapmalı. Sınırsız yabancı statüsüne de şiddetle karşı çıkıyor. Bir altyapı adamı olarak ondan daha farklı bir tavır beklemek zaten yanlış olurdu: “İnter’i izliyorum, bir tane İtalyan yok 11’de. Arsenal’de de bir tek İngiliz olmuyor as takımda.

Bu, futbolun doğasına aykırı, büyük ayıp. Politika, spora ağırlığını koyuyor. Kimse altyapıya önem veremez hale geliyor. Bakın; bir dönem Belçika ekolü, İskoçya ekolü vardı. Şimdi ne Belçika futbolu kalmış ne İskoçya. Politikayı, sporun içine kesinlikle katmamak gerekiyor. Her takımın yarıdan fazlası yerli oyuncu olmalı“. Futbolculuğunun ötesinde Johan Cruyff aynı zamanda kendini spora adamış bir spor adamı. Futbolu bıraktıktan sonra kendini hayır işlerine adayan Cruyff, önce ‘Johan Cruyff Vakfı’nı kurdu... Bir çok ülkede faaliyetlerine devam eden vakfın merkezi Barcelona’da. Kurum daha çok zihinsel engelli çocukların spor yapması için uğraş veriyor. Cruyff, vakıfla ilgili Türkiye’de de bir projeye imza atmak istiyor. Johan Cruyff Spor Bilimleri Enstitüsü de bu yıl 10. yılını kutluyor. 1999’da Amsterdam’da kurulan Johan Cruyff Üniversitesi’yle başlayan bu eğitim furyasında, şu an dünyanın dört bir yanında 1823 öğrenci eğitim görüyor. Johan Cruyff adına Meksika ve Barcelona’da birer, Hollanda’da ise tam 9 kolej ve üniversite bulunuyor.

Cruyff’un özlü sözleri de kendine has kişiliğinin yansımaları olarak futbol tarihinde yerlerini aldılar. 1995’te Milan’la oynanacak Kulüpler Kupası finalinden birkaç gün önce gazetecilerinden biri Ajax’ın kazanma şansını sorduğunda İtalyanlar için verdiği cevap her şeyi açıklamaya yetmişti : “Onlar hiçbir zaman sizi yenemezler ama siz onlara yenilebilirsiniz “. Barcelona’yı çalıştırırken futbolun basit olmasından kastını, gazetecilerin basın toplantısında sordukları “Rakip takımın yıldızı iyileşti ve oynayacak bu bir dezavantaj değil mi?” sorusuna verdiği cevapla açıklamıştır: “Hayır bu bir avantaj. Onların sağlık ekibi onu iyileştirmek için çok uğraştılar, oyuncular da verilen bu emeğe değmesi için topu ona atmak isteyeceklerdir. Dolayısıyla nasıl oynayacaklarını biliyoruz. Onu tutacağız ve maçı kazanacağız.” Gerçekten de aynen öyle olmuş ve Barcelona maçı kazanmıştır. İşte Cruyff’un efsane incilerinden birkaçı :
“Kötü oynamamaya çalışmak, iyi oynamaya çalışmaktan kolaydır.”
“Bu çok kötü bir goldü.” (Gereksiz efor sarf edilerek ve pozisyon gereksiz uzatılarak, pozisyonun riske atıldığı bir golün ardından)
“Tesadüf mantıklıdır . 30 metreden topa vurursam gol olmayabilir. Ancak bunu maçta 20 kez yaparsam, 20 toptan birinin girme ihtimali yüksek olur.”
“Top bizde olduğu sürece rakip gol atamaz .”
“Bir başkasının yöntemiyle kazanmaktansa, kendi yönteminle kaybetmek daha iyidir.”
“Ben Tanrıya inanmam. İspanya’da maçtan önce 22 oyuncu da dua eder ve istavroz çıkarır. Eğer işe yarasaydı tüm maçlar berabere biterdi.”

“10 kişiye karşı oynamak 11 kişiye karşı oynamaktan zordur. Çünkü 11 kişi olan takımlar “Tamam biraz rahata alabiliriz.” diye düşüneceklerdir. Ancak 10 kişi olanlar “Artık daha çok çalışmalıyız.” diye düşünürler.”
“Siz bir tane daha fazla attığınız sürece onların ne kadar attığı önemli değildir.”
İtalya 2000’de Frank De Boer’ un kaçırdığı iki penaltıyla ilgili problemin ne olduğunu soran gazeteciye: “Atamadı”
Johan Cruyff; güzel futbolun güzel adamı. Sivri zekası, olaylara karmaşık gibi görünen ama aslında çok basit olan bakış açısı ve bunu futbola yansıtmasıyla bize bugün Barcelona gibi muhteşem bir futbol ziyafetinin sunulmasındaki baş aktör. Taşıdığı total futbol bayrağını devralması için Guardiola gibi futbol dilencilerini ayıklayıp dünya futboluna sunuyor. Eğer bugün dünyanın büyük çoğunluğu “Hangi takımın maçını izlemeyi tercih edersiniz?” sorusuna Barcelona cevabını veriyorsa bundaki en büyük pay kuşkusuz onun. Maçlar, goller, oyuncular geçicidir. Ama Cruyff önderliğindeki 74 Hollanda’sının futbol devrimi her daim baki kalacaktır.