1930 yılında üç aylık büyük bir yurt gezisine çıkar Atatürk. Amacı gelinen noktayı, halkın durumunu görmektir. Ancak gördüğü manzaradan hiç hoşlanmaz. 2 kuruşa satılan b
uğday, kilosu 7 kuruş olmuş süt canını sıkar. O kadar ki, şikayetlerin aralıksız devam ettiği bir toplantı sonrası sekreteri Hasan Rıza’ya “Çocuk! Dinlediklerimden boğuluyorum.” diyecektir. Gezi dönüşünde Ankara’da, Bakanlar Kurulu’nda tepkisini daha sert bir üslupla belirtir:
“Cumhuriyet, sekizinci yaşına giriyor. Ülkenin hali bu! Siz, hükümetsiniz! Çare sizde olacak! Milletin geçimini kolaylamak, işsizliği azaltmak, sanayii geliştirmek için neler düşünüyorsunuz? Hazırlığınız var mı? Varsa, nelerdir?”
İktisat Vekili Mustafa Şeref Bey söz alır. Tasarlanan planları ve tutarlarını söyler. Atatürk de bir yandan rakamları alt alta yazar konuşma bitince:
“500 milyon! Bu işlerin yapılması için 500 milyon lazım!” der. Ve Maliye Vekiline döner:
“Bakınız, arkadaşlar, sayıp döktükleri işleri başarmak için, senden 500 milyon istiyorlar ne diyeceksin?”
“Değil 500 milyon, 5 milyon bile verecek durumda değilim!”
Bunun üzerine Bakanlar Kurulu’na döner ve onlara sorar.
“Maliye vekili arkadaşınızın cevabını işittiniz! 5 milyon bile veremem, diyor. Peki, siz buna karşılık ne düşünüyorsunuz? Çare?” Ses çıkmayınca sinirlenir.
“500 milyon lazım, 5 milyon yok! Çare? Çare de yok! Öyleyse hiçbir iş yapmayacağız, oturacağız!” der ve kapıyı vurup çıkar.
Bu toplantıdan sonra hükümet hareketlenir. 1931’de Halk Partisi Kurultayı’nda Mustafa Şeref Bey devletin elinde bulunan tüm fabrikaların özel teşebbüse devredileceğini söyler. Bu sıkıntılı zamanda İktisat Vekili olarak etkili olamayan Mustafa Şeref Bey sofrasında azarlandığını söyleyerek Atatürk’e istifasını verir.
Göreve İş Bankası’nın Genel Müdürü Celal Bayar getirilir. O zamanlar ülkenin durumu pek de iç açıcı değildir. Bütçenin 230 milyon civarı olduğunu düşünüldüğünde 500 milyonun ne kadar büyük bir miktar olduğu daha iyi anlaşılır. Bütçeyi arttırmanın bir yolu bulunamazken bir yandan da Osmanlı’dan kalan borçlar ödenmeye çalışılmaktadır. Buna karşılık gümrük vergileri, Lozan Anlaşması hükümleri gereği arttırılamamaktadır. Ülkede bunlar yaşanırken dünyada da 1929 ekonomik buhranı patlak vermiştir.
İsmet İnönü’nün devletçilik anlayışı ve Halk Partisi programının ekonomi prensipleri toplumun ve devletin bütün hayatını kapsayan ödünsüz devletçilik değildi. Yeni bir ekonomik model oluşturmanın zorunlu olduğu açıktı. Bu sebeple Celal Bayar karma ekonomiye kendince yeni bir yorum getirip yeni bir model oluşturmuştur. Bilinen karma ekonomi, özel girişimin yanında devlet girişiminin de yer almasıdır. Ancak yeni kurulmuş, ne devleti ne de halkı ekonomi yönünden etkili olabilecek bir güce sahip olmayan bir ülkede tek çözüm halkın ve devletin birlikte bir sanayi kurmasıdır. Celal Bayar bu düşüncelerle beş yıllık kalkınma planını hazırlamaya başlar. Uykuya ayırdığı birkaç saati dışında tüm zamanını bu çalışmasına ayırır.
O günlerde dünya buhranı etkisini gittikçe arttırıyordu. Para değer kaybediyor, bütçe 230 milyondan 196 milyona geriliyor, memurların maaşları ödenemiyordu. Fındık, üzüm, pamuk, tütün gibi ihraç mallarının stoklarının gittikçe artması üzerine Bayar ithalat-ihracata çok önemli etkiler yaratacak bir prensip getirdi; “Bizden mal alan devletlerden biz de mal alırız.” Bununla birlikte ekonomide hareketlilik başladı.
1928 yılında Rusya’da uygulanan hem üretimin hem tüketimin planlanmasını kapsayan planlı ekonomiyi saymazsak sadece üretimi amaçlayan ilk planlı ekonomiyi Celal Bayar ile Türkiye uygulamıştır.
İlk sanayi planının hedefi, önce ithalatımızda yer alan, fakat hammaddesi iç pazardan sağlanabilecek olan ya da bazı hammaddeleri ithal suretiyle, ülkede kurulmaları mümkün olan bazı sanayi kollarını ve ünitelerini devlet gücü ile, mümkünse yabancı sermaye yardımı ile kurmaktı. Dokuma, maden, selüloz, seramik ve kimya sanayilerinde uygulanmak istenen bu planla 147.553.708 lira olan ithalat hacminin 64.770.000 lirasını oluşturan kısım içeride üretilecekti.
Dünya buhranına bir çare bulmak için Londra’da uluslararası bir İktisat Kongresi düzenlenmiş ve Türkiye’yi Celal Bayar temsil etmiştir. Diğer ülkeler sanayileşmemizin zaten kötüye giden dünya ekonomisine olumsuz etki yapacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak Bayar’ın konuşmasıyla ortam yumuşamış ve İngiltere’nin başını çektiği bazı ülkeler Türkiye ile ticaret anlaşması yapmışlardır. İngiltere 25 milyon sterlin ile Karabük Demir Çelik Fabrikaları ve bazı diğer fabrikalarımızın kurulmasına destek vermiştir.
Bayar’ın sanayi planının başarılı olmasının belki de en büyük nedeni; planı, devlet sermayesiyle kurduğu dört bankayla yürütmesidir. Adeta her bir bankaya bir sanayi kolunu emanet ediyordu. Dokuma sanayini Sümerbank’a, maden sanayini Etibank’a, vapur işletmeciliğini Denizbank’a emanet etmiştir. Ayrıca bu sanayiler için kullanılan fabrikaların yedek parça ihtiyacını ve küçük sanayinin gelişmesini sağlayacak Halk Bankası’nı da kurmuştur. Bu bankalar sanayi işlerine elini sürmek isteyenler için aşılmaz birer duvar olmuştur. Çünkü bunlar devletin teşvikiyle devlet tarafından kurul
an ancak yönetim açısından özel kuruluşlardı.
Celal Bayar bu dönemde Sanayi Planı dışında da girişimlerde bulunmuştur. Bunların en önemlisi Turhal Şeker Fabrikası’dır. Bayar bunun için bütçeden para istememiş finansmanı bütçe dışından sağlamıştır. Turhal köylüsünün kalkınacağını, yüzlerce insanın iş bulacağını, halkın kendi ürettiği şekeri kullanacağını söyler. Ancak fabrikanın kuruluşu, sanıldığı kadar kolay olmaz. Hükümetteki bazı kişiler, fabrikaya ısrarla karşı çıkarlar. Düşünceleri ülkede açılacak bir şeker fabrikasının gümrük gelirini azaltacağıdır. Bayar duruma sert bir şekilde karşı çıkar.
Görüşmenin yapıldığı Bakanlar Kurulu’nda kalemini masaya fırlatır ve “Bu zihniyette olan insanlarla görüşemem!”der. Hükümet böylesine önemli bir ismi kaybetmek istememektedir. Böylece fabrika kurulur.
Bayar, İktisat Vekili olduğu süre zarfında ülkenin kalkınmasına çok büyük faydalar sağlamıştır. Bu dönemdeki çalışmalarıyla, ülkeyi dar boğazdan kurtarmasında Atatürk’ün en büyük yardımcılarından biri olmuştur. 1930 yılında tedavüldeki 159 milyon banknota karşı sterlin 10 lira 32 kuruşken, 1938’de tedavüldeki 194 milyon banknota karşı sterlin 8 lira 16 kuruştur. Ortaya çıkan tablo bu dönemde ekonominin kalkındığının, milli gelirin arttığının iyi bir göstergesidir.
1950 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, kendisini ziyaret eden Amerikalı bir ekonomistle sohbeti esnasında soru üzerine İktisat Vekili olduğu zamanlardaki çalışma metodunu anlatmış ve o sıkıntılı zamanlardaki emeklerini en güzel ifade eden şu övgüyü almıştır:
“ Siz milletin nabzını elinize almışsınız ve nabız vuruşlarını dinleyerek ekonomiyi yürütmüşsünüz. Bu metot, ekonominin en güç, fakat en başarılı metodudur. ”
Kaynak:
İsmet Bozdağ, Bilinmeyen Yönleriyle Celal Bayar Türk Milletine Vasiyet
A.Hamdi Başar, Atatürk’le Üç Ay
H.Rıza Soyak, Atatürk’ ten Hatıralar