Pek çok kitap insanı alıp çok uzaklara götürür; zaten kimileri için kitaptan beklenen temel fonksiyon da budur. Hatta insanlar filmi yapılan kitapların her zaman filmden daha iyi olduğunu savunurlar yine aynı sebeple. Bu fikre ben de katılıyorum, birkaç istisna dışında. Bence bazı kitaplar diğerlerine oranla biraz daha başarılı bu konuda. Özellikle de sizi götürdüğü dünya zekice kurgulanmış bir harikalar diyarıysa... Hemen aklıma gelen birkaç örnek Harry Potter ve Yüzüklerin Efendisi serileri. Bölümler hatta kitaplar arasında nefes almak için durmak bile vakit kaybı gibi görünür insana.
Uzun süredir bunlara benzer bir esere –Twilight serisinin basit kurgusunu saymazsak– hasret kalmıştık; neyse ki Suzanne Collins yepyeni bir fırsat sundu bizlere…
Açlık Oyunları aslında kendiyle aynı ismi taşıyan bir üçlemenin ilk kitabı. Serinin ikinci kitabının ismi Ateşi Yakalamak. Üçüncü kitap ise henüz yazım aşamasında. Kitapta bahsi geçen olaylar günümüzden iki-üç yıl sonra şimdiki Kanada’da, koloniler halinde yaşayan bir toplumu anlatıyor. Merkezde zengin, soylu, yönetici halkın bulunduğu bir koloni; bunun etrafında da merkez koloninin beslenme, giyim, enerji, eğlence gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan işçi koloniler var. İşçi koloniler bulundukları coğrafi bölgeye göre çalışıyorlar; örneğin kimisi maden çıkarıyor, kimisi meyve ve sebze yetiştiriyor… Merkez koloni refah içinde yaşarken işçi koloniler çoğu zaman yiyecek dahi bulamıyor ve katı bir yönetim altında eziliyorlar.
Nasıl oldu da bildiğimiz dünya bu hale geldi diye sorarsanız, üzgünüm ama yazar bu konuda pek açıklama yapmıyor diyebilirim ancak; yalnızca bir savaştan sonra güvenli olarak yaşanabilecek tek yerin bu kolonilerde çitlerin arasında olduğundan bahsediyor. Aslında bu anlatım çok yerinde olmuş. Böylece tarih ve mekân hakkında fazla bilgi vermeyerek hem açık vermemiş, bütünlüğü ve tutarlılığı sağlamış oluyor, hem de okuyucunun dikkatini gereksiz yere başka şeylere yoğunlaştırmasını engelliyor. Çünkü hikâyenin geçtiği ortam ve zaman her ne kadar sıra dışı olsa da, kitaba adını veren açlık oyunları çok daha ilginç bir konu sunuyor.
Merkez koloni, yıllar önce kendilerine eziyet edildiği gerekçesiyle hak, adalet ve özgürlük için ayaklanan ve sonucunda da haritadan silinmekle cezalandırılan bir koloninin yaptığı bu hatayı ve sonucunu herkesin yeniden hatırlaması ve tekrarlamaya cüret edememesi için her yıl Açlık Oyunları adı altında bir çeşit turnuva düzenliyor. Açlık Oyunları, her yıl farklı bir tema (çöl, deniz, orman vb…) üzerine kurulmuş bir arenada birbirini öldürmek üzere -merkez koloni hariç- her koloniden kurayla seçilmiş, bir kadın ve bir erkekten oluşan 24 kişilik grup üyelerinin, birbirini acımasızca öldürmesi ve oyunların sonunda hayatta kalarak kazanan kişinin ömrü boyunca yetecek parayla ödüllendirilerek yaşamasına izin verilmesi şeklinde düzenlenen modern bir gladyatör hikâyesi aslında. Ancak bunun tek farkı onurlu ve adil bir kavga olmamasında. Öyle ki oyun kurucular çeşitli tuzaklar ve sonradan yapılan değişikliklerle oyuna müdahale ederek oyunun gidişatını değiştiriyorlar. Ayrıca tüm bu kanlı mücadeleler televizyonlardan canlı olarak halka da izlettiriliyor. Böylece herkese ayaklanmaları durumunda başlarına gelecek şeyler hatırlatılmış oluyor.
A
çlık Oyunları’nın konusuna şöyle bir göz atan okurlar, yeni bir masalsı çocuk kitabı olarak değerlendirebilir; ancak bu kitap kesinlikle bir çocuk kitabı değil. Harry Potter’daki gibi masum düşmanlıklar yok bu sefer karşımızda; kırıldıktan sonra sihirle onarılan kollar bacaklar, yanlışlıkla hazırlanan iksirler sonucu rengi yeşile dönen kahramanlar yok. Bu sefer karşımızda okla, yayla, mızrakla, bıçakla, kılıçla, baltayla, çoğu zaman da yumruklarıyla mücadele eden gerçek savaşçılar, ölümcül kavgalar, onursuz rakipler, kana susamış vahşi hayvanlar, sadece tek bir kişinin canlı çıkmasına izin veren arenalar, televizyondan bu acımasız oyunları zevkle takip eden merkez koloni halkını daha da eğlendirmek için tarifsiz tuzaklar hazırlayan oyun kurucular ve en kötüsü de bu zalim oyunlardan, insanların katledilmesinden zevk alan, eğlenen; bunları gerekli ve olağan gören, kimin kazanacağı üzerine bahse giren bir halk var. Bu açıdan bakıldığında hiç de bir çocuk masalı gibi görünmüyor Açlık Oyunları…
Kitabın kurgusu hakkında söylenecek tek bir olumsuz söz bile yok; tek kelimeyle mükemmel. Doğrusunu söylemek gerekirse uzun zamandır böyle sürükleyici bir kitap okumamıştım. Kitabın arka kapağında da yazdığı gibi yemek yerken bile dayanamayıp masanın altından okunabilecek bir eser Açlık Oyunları. Bu arada Açlık Oyunları’ndan bahsediyorum sürekli ama Ateşi Yakalamak’ı da anlattıklarımın dışında tutmuyorum tabii ki. Açlık Oyunları derken her ikisini de kastediyorum, sonuçta aynı yazarın elinden çıkmış birbirinin devamı nitelikte olan iki kitaptan bahsediyorum. İpucu vermek istemiyorum aslında ama söylemeden edemeyeceğim maalesef; Ateşi Yakalamak’ta gelişen olaylar ilk kitaba göre daha heyecan verici. Açlık Oyunları’nda arenada kıyasıya geçen ölümcül mücadeleler anlatılırken, Ateşi Yakalamak’ta halktan saklanan bazı gerçeklerin açığa çıkması üzerine yeni bir ayaklanmanın tohumları atılıyor.
Açlık Oyunları çıktığı yıl birçok otorite tarafından yılın kitabı olmaya layık görüldü. Best-seller olduğundan bahsetmeye gerek dahi yok; çünkü daha son kitabı yazılma aşamasında. O da çıktıktan sonra bence daha aylar değil yıllarca konuşulacak. Daha şimdiden filminin çekilmesi konusunda çalışmalar var, hatta yönetmeni dahi belli. Bence ilginç dünyası, özgün konusu ve macera dolu sürükleyici hikâyesiyle kitabı aratmayacak bir film olabilir, zira aksiyon adeta sayfalardan taşıyorken filme yansımaması yazık olur…
Açlık Oyunları serisi ilk iki kitabıyla kendinden bolca bahsettiren, hakkında pek olumsuz söz duyamayacağımız bir eser olarak raflardaki yerini aldı. Son kitabını da merakla bekleyen binlerce hayranı olan bir seri haline geldi, hatta bence son kitap ve filmle birlikte hayran sayısı katlanarak artacak. Çünkü bu tarzın severlerinin uzun zamandır hasret kaldığı bir ateşi tekrar canlandırdı Suzanne Collins. Yazımı beğenen-beğenmeyen, kitap hakkında olumlu bir kanıya varan-varmayan herkese şiddetle tavsiye ediyorum bu seriyi. Eminim ki zevkle okuyacaksınız, elinizden bırakamayacaksınız; hatta bitirdikten sonra bile etkisinden kurtulamayacaksınız.
Açlık Oyunları (The Hunger Games), Suzanne Collins, Pegasus Yayınları, Şubat 2009,384 sf.
Ateşi Yakalamak (Catching Fire), Suzanne Collins, Pegasus Yayınları, Eylül 2009, 407 sf.