Bir toplumun gelişmesi ve kalkınması, bilimdeki gelişmelere bağlıdır. Bilime önem veren toplumlar daha çabuk kalkınırlar. Bilim, ilk öğretimden başlayarak eğitimin her kademesinde öğretmenler tarafından okullarda öğretilir. Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın yüzde doksanından fazlası okur-yazar değildi. Atatürk, kalkınmak için halkın okur yazar olmasının şart olduğunu biliyordu. Bu yüzden Atatürk, eğitim ve öğretimde köklü değişiklikler yapmıştı.
İlk değişiklik Arap alfabesinin kaldırılması ve Latin alfabesinin kabul edilmesi olmuştur. Gazi Mustafa Kemal 20 Eylül 1928 tarihinde Kayseri’de halka Latin alfabesini kara tahtada tanıtarak harf inkılâbına ön hazırlık yapmış ve 1 Kasım 1928 tarihinde, yeni Türk Alfabesi kabul edilmiştir. Yazı devriminden sonra, Atatürk’ün kara tahta başındaki resmi
görülünce, ona “başöğretmen” denilmeye başlanmıştır. Bu tarihten itibaren yeni harflerin öğrenilmesi ve okuryazar sayısının artırılması konusunda büyük bir seferberlik başlatılmıştır.
24 Kasım 1928 tarihinde açılan Millet Mektepleri’nde, yaşlı, genç, çocuk, kadın demeden herkese yeni harflerle okuma yazma öğretilmiştir. Millet Mektepleri’nin açılışı ve Atatürk’ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım günü, 1981 yılından beri Öğretmenler Günü olarak kutlanmaktadır.
Atatürk, başöğretmen olarak öğretmenlik mesleğini yüceltmiştir. Yurt gezilerinde yaşadığı bir anısı topluma bu konuda örnek olduğunu gösterir.
Refet Angın, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk kadın öğretmenlerindendir. Mustafa Kemal Atatürk ile yolları birçok kez kesişen Refet Angın, birinci karşılaşması olan ilkokul yıllarında Atatürk’ün “Büyüyünce ne olacaksın çocuk” sözüne, “öğretmen” diye cevap verir. İkinci karşılaşmalarında ise Öğretmen Okulu öğrencisidir ve Atatürk’e “Bakın, sözümü tuttum Paşam. Öğretmen olacağım işte” dediğinde, Atatürk onun Gelibolu’daki küçük kız olduğunu derhal hatırlar ve bunu belirterek, ne öğretmeni olmak istediğini sorar. Matematik cevabını alınca “Hayır tarih öğretmeni olacaksın. Çünkü nesillere tarihlerini öğretmek en önemli vazifedir” sözü üzerine Refet Angın, tarih öğretmeni olmaya karar verir. İlk Öğretmenler Günü’nde ise yılın öğretmeni seçilir.
Atatürk’ün öğretmenlerin önüne hedef olarak koyduğu “Cumhuriyeti Yaşatma Görevi” alelade bir sorumluluk yükleme olayı değildir. Öğretmen, toplumu cehaletten kurtarmaya çalışan bir savaşçıdır. Gelecek nesillere, Cumhuriyetçilik ve Atatürkçülük anlayışını en iyi, bugünkü öğretmen topluluğu ve onların yetiştireceği öğretmenler öğretecektir. Bu yüzden Türkiye Cumhuriyeti’nin devamı için öğretmenlere büyük sorumluluklar düşmektedir.
Atatürk de öğretmenlere seslenerek görevlerinin ne kadar mühim olduğunu anlatmıştır. “Muallimler! Yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr muallim ve mürebbileri, sizler yetiştireceksiniz, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin kıymeti, sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı olacaktır. Cumhuriyet; fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni nesli, bu özellik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir… Sizin başarınız Cumhuriyetin başarısı olacaktır. ”
İzmir’in işgal edildiği günlerde Milli Kongre Cephesini öğretmenler kurmuşlardır. Yurdumuzun düşmanlar tarafından işgal edilmesine karşı duyulan öfke, Sultan Ahmet Mitingi ile dünyaya duyurulmsuştur. Bu miting öğretmen olan Halide Edip Adıvar’ın öncülüğünde düzenlenmiştir. Atatürk öğretmenlerin bu çabalarını izlemiştir.
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden yoksun bir millet henüz millet adını almak istidadını kazanamamıştır. Ona alelade bir kütle denir, millet denemez” demiştir. Aynı zamanda Atatürk bir gazetecinin sorusuna verdiği cevapla öğretmenin rolünün milletin var olması için ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar vurgulamıştır.
Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra, bir İstanbul gazetecisi kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:
-Yurdu kurtardınız. Şimdi ne yapmak isterdiniz?
Hiç duraklamadan şu cevabı vermişti:
-Milli Eğitim Bakanı olarak Türk Kültürünü yükseltmeye çalışmak, en büyük amacımdır.
Ondan sonra Atatürk nereye gitse, mutlaka orada bir okula girer, öğretmen ve öğrencilerle konuşurdu.
Birgün Atatürk’ün yolu köy okuluna düştü. Tek sınıflı okulda bir genç öğretmen ders veriyordu.
Atatürk sınıfa girince, öğretmen kürsüsünü terk etti.
Atatürk:
-Hayır, yerinizde oturunuz ve dersinize devam ediniz, dedi. Eğer izin verirseniz, biz de sizden faydalanmak isteriz. Sınıfa girdiği zaman, Cumhurbaşkanı bile öğretmenden sonra gelir.
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve onun silah arkadaşlarının üstün başarılarıyla kazandığımız Kurtuluş Savaşı, eğitim ve öğretimin gelişmesi için önümüze bir yol açmıştır. Bir ulusun gerçek kurtuluşu da eğitim ve öğretimde elde edilen başarılarla olabilir. Bu kurtuluşa ulaşabilmemiz için, hep birlikte toplumsal yaşayışının gereksinimlerine, çağımızın getirdiği ve gerektirdiği gerçeklere uygun fikirler üstünde özveriyle çalışmamız gerekmektedir.