16. YY'da Akdeniz'in En Müstahkem Kalesi: Rodos

Rodos, Ege Denizi’ndeki Oniki Adaların en büyüğü olup, Yunanistan’ın, Meis adası hesaba katılmazsa, en doğuda bulunan adasıdır. Türkiye kıyılarının en yakın noktası olan Bozburun Yarımadası’ndan 11 mil (18 km.) mesafededir. Adanın 2004 nüfusu 130.000 olup, bunun 55.000’i Rodos şehrinde yaşamaktadır. Rodos şehri Yunanistan’ın Oniki Adalar idari bölgesinin ve (Sömbeki, Herke, İleki ve Meis adalarını da içeren) Rodos ilinin (nomos) merkezidir.
Rodos Adası’nın Türkler tarafından fethi 1522 yılında gerçekleşmiştir. İkinci seferine çıkan Kanuni Sultan Süleyman (Birinci sefer 1521 yılındaki Belgrad seferidir.) Temmuz sonunda adaya bizzat kendisi gelerek kuşatmayı başlatmıştı. Adanın Kuzeydoğu ucunda çok sarp bir yerde olan kale yüzlerce topla korunuyordu ve düşürülemez kabul ediliyordu.
Rodos Adası 214 yıldan beri Saint-Jean Şövalyeleri tarafından idare ediliyordu. 1291’de Filistin’den kovulan şövalyeler, 1292’de Kıbrıs’a oradan da 1308’de Rodos’a gelmişlerdi. Rodos Adası, Haçlı seferlerinde sürekli bir ileri karakol olarak kullanılmıştı. Şövalyeler yerleştikten sonra kuvvetli bir donanma kurmuşlardı. Şövalyeler toplam 8 farklı milletten oluşuyorlar ve kalenin farklı kısımlarını koruyorlardı.

Doğu Akdeniz’de bir korsan yuvası haline gelmiş olan bu ada, daha Fatih zamanında fethedilmek istenmiş ve 3 kez muhasara edilmişti. Ancak kale alınamamıştı. Yavuz Sultan Selim’e de vezirleri kalenin alınmasını önermişti ancak gözü daha büyük fetihler peşinde olan padişah “Siz beni bir hırsız kalesine göndermek istiyorsunuz” diyerek bu önerileri reddetmişti. Yine de adanın fethinde onun zamanında kurulan casusluk teşkilatının önemi büyüktü.
Aylarca süren kanlı çatışmalar ve uzun süren kuşatma, şövalyelerin direnme gücünü kırmıştı. Ayrıca adadaki casusların hamleleri de dikkate değerdi. Yavuz devrinden beri adadaki Türk casus teşkilatının başında bir Türk hekim vardı. Bu hekim mesleki bilgisiyle birçok şövalyeyi hastalıktan kurtarmıştı ve onların güvenlerini kazanmıştı. Ancak şövalyeler Türk topçusunun yapmakta olduğu isabetli top atışlarından şüphelenmişlerdi.

Türk hekiminin ışıkla haber verdiklerini anladıklarında ise bu fedakar hekimi parçalamışlardı. Bir Türk kadını da önemli bir mevkide yangın çıkaracakken yakalanmıştı ve türlü işkencelere maruz kalmasına rağmen diğer Türk casuslarının isimlerini vermemişti. Türklerin şövalyeler içinde dahi casusları bulunmaktaydı. Don Andrea d’amand adlı Grand-Croix rütbesini haiz bir İspanyol Asilzadesi de şövalyeler tarafından teşhis edildikten sonra şövalyelikten tardedilip idam olunmuştu. Rodos bu gibi sayısız fedakarlıklarla, Aralık ayında yaklaşık 20.000 Türk şehidinin kanları pahasına fethedilmişti.

Rodos şövalyeleri Rodos’un fethinden sonra Malta Adası’na yerleştiler ve bundan sonra da Malta Şövalyeleri olarak adlandırıldılar. Şövalyeler Napolyon tarafından ortadan kaldırılıncaya kadar Malta’da 270 yıl daha yaşadılar ve Türklere sorun çıkarmaya devam ettiler.

Rodos’un fethiyle birlikte 12 ada ve şövalyelerin ellerinde bulunan tek Anadolu toprağı olan Bodrum da Türklere geçmişti. Ünlü tarihçi Hammer Malta kuşatmasına 31.000 Türkün gelip, 10.000‘inin İstanbul’a geri döndüğünden bahseder. Bu büyük kayıplara rağmen Malta Adasının fethedilemediği göz önünde bulundurulursa Rodos’un fethinin ne kadar parlak bir zafer olduğu daha iyi anlaşılır.

Rodos Adası fethedildikten sonra bir Sancak merkezi oldu ve bu makama Bahriye Sancakbeyleri (Tümamiral) tayin edildiler. Bu güzel ada 1912’de Trablusgarp Savaşı sırasında İtalya tarafından işgal edildi. 1948’de Onikiada’nın diğer adalarıyla birlikte, Yunanistan’a katıldı. Adada bulunan Türk azınlık 1923’teki Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi sırasında İtalya topraklarında sayıldıkları için mübadeleye dahil edilmediler. Bu nedenle günümüzde Rodos’ta küçük bir Türk azınlığı bulunmaktadır.

Yunanistan, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Antlaşması’nın şartlarına aykırı olarak Türkiye’nin güvenliği açısından hayati öneme sahip olan Rodos Adası’nı ve On İki Ada’yı dünyanın gözü önünde silahlandırmaktadır. Aslında Yunanistan bu davranışıyla, temeli 1850 yılında atılmış olan ve bugüne kadar da türlü oyunlarla başarı ile yürüttüğüne inandığı “Megalo İdea” politikasının gereğine uygun hareket etmekte ve bunu yaparken de gayet kurnazca, dünya kamuoyunu, “Adalara karşı yayılmacı emeller besleyen hayali Türk tehlikesine” inandırmaya çalışmaktadır. Tabiatıyla bu tarz bir politikanın başarı sağlayabilmesi için de buralardaki Türk varlığı eritilmeye çalışılmaktadır. Dolayısıyla Rodos`ta Yunanlılar tarafından yapılan baskı ve tehditler sonucu Türklerin, sahibi bulundukları geniş arazilerini ve sair mülklerini yok pahasına satarak veya bırakarak doğdukları yerleri terk etmek zorunda bırakılması adalardaki Türk varlığının hızla erimesine sebep olmuştur. Ayrıca Osmanlı dönemine ait birçok kıymetli eser, Fethi Paşa Saat Kulesi, Türk Kütüphanesi, Türk Şehitliği vs. Rodos`ta Vakıflar İdaresinde bakıma muhtaç bir durumdadır. Bu eserler bilinçli olarak ya harap edilmekte ya da çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılmaktadır. Bu konuda Deniz Harp Okulu öğrencileri olarak fevkalade uyanık olmamız gerekmektedir.