Portekiz Okul Eğitim Gemisi NRP SAGRES’te 28 Mayıs-09 Temmuz 2009 tarihleri arasında 42 gün süreyle eğitim ve tecrübe fırsatı yakalamış olmam beni son derece onurlandırmaktaydı. Bu eğitim ve tecrübe fırsatının yanı sıra ülkemi ve okulumu temsil edecek olmanın da son derece farkındaydım.
NRP Sagres 1937 yılında Almanya’da inşa edilmiş, 2. Dünya Savaşında Amerikalıların eline geçen gemi Brezilya’ya verilmiş ve son olarak da 1962 yılında Portekiz tarafından satın alınmıştır. Gemi 89.5 m boyunda, 12 m. eninde ve 5,5 m. su çekimine sahip 23 yelkenli okul gemisidir. Makine gücü ile azami sürati 9 kts iken yelken ile 16 kts sürate ulaşabilmektedir.
28 Mayıs 2009 sabahı arkadaşlarımdan, ailemden ve vatanımdan ayrılarak bir buçuk aylık heyecanlı yolculuğuma başladım. Bu seyir sırasında sırayla Lizbon/PORTEKİZ, Hamilton/BERMUDA, New York/ABD ve Boston/ABD limanlarına uğrayacaktım. 28 Mayıs 2009 günü Lizbon havalimanına vardım. Okuldan gönderilmiş iki öğrenci beni havalimanında karşıladı. Daha doğrusu ben onları buldum. Ardından kendimi tanıttım. Benim Türk olmama başta şaşırdılar ben de onların kafasındaki fesli sarıklı Türk imajını ilk dakikadan yıkmış olmanın mutluluğunu yaşadım. Tanışmanın ardından geldikleri araç ile okula doğru yola çıktık. Okula giderken de bana kısa bir Lizbon turu yaptırdılar. Okula vardıktan sonra geminin 30 Mayıs’ta hareket edeceğini öğrendim. 2 gün okulda misafir olacaktım. Bana odamı gösterdiler, ardından okulun olduğu bölgeyi biraz gezdik ve daha sonra dinlenmek üzere odama döndüm.
2 gün süreyle misafir öğrencilere mihmandar ayarlamışlar. Onların rehberliğiyle Lizbon’ı gezme fırsatı yakaladık. Gerçekten öğrencilerin yaklaşımı son derece nazik ve sıcakkanlıydı. 30 Mayıs 2009 sabahı gemiye taşındık. Gemide ben ve İspanya’dan 1 öğrenci ile toplam 37 öğrenci vardı.
30 Mayıs 2009 sabahı Lizbon limanından ailelerin uğurlamaları arasında avara ettik. Yavaş yavaş yelkenler açılıyor ben de merakla seyrediyordum. Yelkenler fora edilirken bir yandan da direklere komut vermek amacıyla haberleşmek için çok farklı ve değişik şekillerde silistreler çalınıyordu. Artık Atlantik Okyanusuna açılmıştık. Hemen bir arkadaşın yardımıyla görev dağılımımızı yaptık. Ben en arkadaki direk olan mezenaya gittim.
Birkaç saat geçmeden tören üniformalarıyla güverteye çıkmamız istendi apar topar çıktık. Nedeni geleneksel olarak yaptıkları törenmiş. Portekiz’in Sagres kasabası önünde kasaba çimariva ile selamlandı. Burası Portekiz denizciliğinin doğuş yeri.
Bir kaç günlük yolculuktan sonra Portekiz’in Modeira adasının önüne vardık. Gemi beş saat kadar alargada bekledi. Biz de bir yandan masmavi okyanusun bir yandan da yemyeşil Madeira adasının tadını çıkarttık. Son olarak da buradan ayrılarak 21 günlük aralıksız yolculuğumuza başladık. Bu süreç içinde hiç kara görmeyecektik. Farklı olduğu kadar da heyecan vericiydi.
Bermuda adasına yola çıktıktan sonra gemide gerekli görev yerlerimizi öğrendik. Sabah s
porundan sonra yapılan taburla günlük faaliyetimizi öğrenip öğle yemeğine kadar bu görevlerimizi icra ettik. Bu görevler arasında geminin neta bataryası ve yelkenlerin fora edilmesi önemli yer tutuyordu. Bu işlerin haricinde de ders alıyorduk. Her ne kadar dersleri anlamasam da vakit geçirmek için katılıyordum.
Öğleden sonraki faaliyetler de dinlenme ve eğlenme ağırlıklı geçiyordu. Genel olarak gemi bünyesindeki çoğu personelin katılımıyla futbol turnuvası düzenlediler. Diğer zamanlarda da güvertede güneşin tadını çıkarttık. Şansımıza deniz alabildiğine sakindi ve hava genel olarak açıktı. Normal günlük faaliyete ek olarak günde 8 saat vardiya tutmaktaydık. Vardiya zamanlarında bir kişi nöbetçi subaya yardım görevini, bir kişi nöbetçi subay ile bekleyen öğrenciler arasında koordinasyon görevini yürütürken 6 öğrenci de herhangi bir görev durumu için yaşam mahallerinde nöbet tutmaktaydı. Bir öğrenci de köprüüstünde seyire yardımcı görevler yürütmekteydi. Buna örnek olarak hava raporları, deniz suyu sıcaklığı ölçümü, rüzgar ölçümü ve harita plotlu gibi vazifeler icra edilmekteydi. Ben de okulda öğrendiğim seyir bilgilerini elimden geldiğince kullanarak pratik yapma imkanı yakaladım. Ayrıca seyir süresince bazı günler özel izin alarak ana direk olan grandeye tırmandık. Direğin üzerinden engin denizin ve aşağımızdaki geminin görünüşü oldukça görkemliydi. Direğe tırmandığımız günlerde çok keyif aldık.
Ayrıca Haziran 2009 ayının başında Portekizliler için özel bir gün olan sardalya gününü kutladık. Güvertede kokteyl yapıldı. Ardından danslarla, müzikle günü tamamladık. Bermuda’ya yaklaştıkça heyecanımız artıyordu ancak günler de giderek zorlaşıyordu. Biliyorduk okyanusun üzerinde daha çok günümüz geçecekti.
20 Haziran 2009 günü öğleden sonra ufukta Bermuda adasının karartısını görmeye başladık. 20 günün sonunda artık karaya yaklaşmıştı
k. Akşam üzeri adanın limanına Hamilton’a bağlanacaktık. Hepimizi yeni bir ülkeye, üstelik okyanusun ortasındaki daha önce resmini bile görmediğimiz bir ülkeye varmanın heyecanı sardı.
Yavaş yavaş limana girerken gördüklerimiz gerçekten şaşırtıcıydı. Yemyeşil bir ada, yatlar, masmavi bir deniz. Deniz o kadar berraktı ki, açık mavi ve tertemizdi. Hayatımda daha önce öyle bir mavi deniz görmemiştim. Ertesi gün yaptığımız gezide ilk uğradığımız yer adanın en ünlü plajı olan “Horseshoe Boy” idi. Hayatımda yaptıklarım listesine okyanusta denize girmeyi de katmıştım.
Hamilton’daki 3 günümüz, adayı tanıma, güzel bahçelerde ve plajlarda vakit geçirme şeklinde hoş bir şekilde geçti. 24 Haziran 2009 günü de karanlık bir gökyüzü altında, biraz daha sert olacağını düşündüğümüz denize doğru yol almaya başladık. Planlandığına göre beş günün sonunda New York’a varacaktık.
New York’a intikal seyrimizi sert bir havada ve ağır şartlar altında 5 gün boyunca yaptık. Vardiyalarımız sırasında da oldukça ıslandık. Okyanusun Bermuda’ya kadar sakinken ondan sonra sertleşmesi beklenenlerin tamamen dışındaydı. Kazasız belasız New York’a vardığımızda çoğumuz kendimizi bir filmin içindeymiş gibi hissettik. Yüksek binalar, Özgürlük Anıtı, Empire State binası, Brooklyn köprüsü ve bir çok yapıyı daha önce filmlerde gördüğümüz için bu hissimiz pek de şaşırtıcı değildi.
New York şehri onlarca değişik milletten insanın karıştığı çok farklı sosyal ve ekonomik sınıflardan gelen insanın yaşadığı farklı bir şehir. Bir yerde çok lüks mağazalar, evler ve şık insanlar varken bir sokak yanında kirli yolları evsiz insanları görebilmeniz mümkün. Bu kargaşanın şaşkınlığı içinde bir hafta içerisinde New York’ta gezilebilecek her yeri gezmeye çalıştık. Hatta gezmeden önce kendimize bir liste bile hazırladık. Her gün şehrin ayrı bölgelerine gittik. Wall Street, Grand Zero, Brooklyn Bridge, Chinatown, Little İtaly, Empire State Building, Chrysler Building, Ruckefeller Center, Central Park, Times Square ve benzersiz bir çok farklı mekanı görme fırsatı yakaladım. Ancak bu şehirdeki fakirliği ve ürpertici sokakları beklediğimden fazla görmem bende farklı bir hayal kırıklığına neden oldu.
Şehri gezerken bir yandan da ülkemi hazırlanan resepsiyonlarda temsil etme imkanı yaşadım ve BM Türkiye Maslahatgüzarı Sayın Fazlı Çorman bey ile Colombia Universitesi’nde yüksek lisans yapan Üsteğmen Murat DOĞRU ile tanışarak memleket hasretimi de biraz olsun giderdim.
New York’taki bir haftamızın içinde bir gün de Portekizlilerin gezisine katıldım. Porketizlilerin Bronx’ta, Manhattan’ın biraz dışında toplu olarak yaşadıkları yere gittik. Güzel ve neşeli bir piknik yaptık.
29 Haziran 2009 günü akşamüzeri yavaş yavaş New York’tan ayrıldık. Şehir iyisiyle kötüsüyle bende değişik hatıralar bıraktı. Sonunda filmlerde gördüğüm ve merak ettiğim bir çok yeri görebilmiştim. Artık son limanımıza doğru yol almaya başladık. 3 günlük bir seyrin sonunda son durağımız olan Boston’a varacaktık.
8 Temmuz 2009 günü Boston limanına aborda olduk. Bu şehir Tall Ship Challenge yarışının bir ayağını teşkil ettiğinden yarışla ilgili birçok hazırlık yapılıyordu. Portekiz teknesinin yanında Arjantin, Brezilya, Uruguay, Rusya, Romanya, ABD gibi birçok ülkenin gemisi de bu limana geliyordu. Vardığımız günün akşamı da gemiciler için gece düzenlendi. Bunun yanında da tabiki şehirdeki tek günümde mümkün olduğu kadar şehri gezmeyi istiyordum.
Boston şehri New York’un aksine daha sakin ve düzenli bir şehir. Ortasından geçen nehrinin etrafındaki yelken kulüpleri ile de ABD’nin önemli limanlarında biri. Gerçekten nehrin her yanında yelken görebilmeniz mümkün. Ayrıca şehirde dünyanın önemli eğitim merkezlerinden MIT ve Harvard Üniversiteleri de bulunmakta. Bu özelliğiyle de bizim deyimimizle öğrenci şehri.
Tüm bu gezilerin ardından 9 Temmuz 2009 günü Boston/Logon havaalanına gittim. Gitmeden önce de gemideki herkesle vedalaştım. Geride kalan 42 günde bana çok yardımcı olmuşlardı ve gerçekten çoğuyla iyi arkadaşlıklar kurmuştum ve bu gezimin ve görevimin sonuna gelmiştim. Chicago aktarmasıyla birlikte toplam 14 saatlik keyifli bir uçak yolculuğunun ardından İstanbul’a vardım.
Vatanımı, yemeklerimizi ve arkadaşlarımı çok özlemiştim. Her şeye rağmen dünyanın en ünlü şehirlerinden bir olan New York bile İstanbul’un yerini tutmazdı. Ancak yaşadığım bu seyir, hayatımın en önemli tecrübelerinden biriydi. Yeni öğrendiğim seyir bilgilerimi tecrübe ettim, farklı bir kültür ve ülkeyi öğrendim, yeni yerler gördüm, kendimi her konuda sınadım ve en önemlisi de ülkemi ve Deniz Kuvvetleri’ni yurtdışında en iyi şekilde temsil ettim.
Bana bu değişik tecrübeyi yaşama ve daha önemlisi Türkiye’yi yurtdışında temsil etme olanağı sağlayan Komutanlarıma ve Türk Deniz Kuvvetlerine şükranlarımı sunuyorum.