Kübizmin öncüsü PABLO PİCASSO

Tam ismi Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Clito Ruiz y Picasso’dur. 25 Ekim 1881’de Malaga, İspanya’da doğmuştur. Georges Braque ile birlikte kübizm akımının temelini atmıştır.

Sanat ve resim öğretmenleri olan baba (orta karar bir ressam) Don José Ruiz Blasco ve anne Dona Maria Picasso y Lopez’in oğlu olarak dünyaya geldi. Picasso Lopez’den fiziksel özelliklerini aldı. Picasso doğduğu gün ölümle burun buruna geldi. Ebesi çocuğun öldüğü kanaatine varıp bütün özenini annesine yöneltti. Picasso’yu soluk alamayıp ölmekten iyi bir doktor olan amcası Don Salvador son anda kurtardı. Don Salvador uyguladığı etkili yöntemle geleceğin dahi sanatçısı küçük Pablo’yu hayata döndürdü.

1889’da 8 yaşındayken ilk yağlıboya tablosu olan “El pequeno picador”u yaptı. 1891’de ailesiyle birlikte Kuzey İspanya’ya taşındı. 1892’de babasının çalıştığı Instituto da Guarda’da eğitim görmeye başladı. 1894’te La Coruna adlı dergi için portre ve karikatürler çizmeye, yakınlarına ait ilk yağlıboya portre çalışmalarına başladı. 1895’te babasının Barcelona Güzel Sanatlar Okulu’nda profesör olması sebebiyle Barcelona’ya taşındı ve aynı okula devam etti. 1896’da “La Primera Comunion” Barcelona Güzel Saanatlar ve Endüstri Sergisi’nde yer aldı. 1897’de “Ciencia y caridad” le Madrid Ulusal Güzel Sanatlar Sergisi’nde mansiyon ve Malaga’da bölgesel sergide altın madalya aldı. 1900’de Els Quatre Gats’de 150 portreden oluşan ilk sergisini açtı. 1903’te The Last Moments serisi Uluslararası Paris Sergisi’nde sergilendi. Yakın arkadaşı Casagemas’ın intiharından çok etkilendi ve “mavi dönem” diye adlandırılan çalışmalarının üretim sürecine girdi. Resimlerini annesine ait olan Picasso ismiyle imzalamaya aynı dönemde başladı. 1904’te Paris’e, Beteau-Lavoir’daki stüdyosuna taşındı.

Sıkça gittiği Lapin Agile’de Apollinaire ve Salmon gibi şairlerle tanıştı. Medrano Sirki’nin hayatına girmesiyle konularında ve kullandığı renklerde değişiklikler oluştu. 1905’te Apollinaire Picasso hakkındaki ilk eleştiriyi yazdı ve eleştiri La Plume dergisinde yayınlandı. 1906’da “Pembe Dönemi”ne ait resimleri Ambroise Vollard tarafından satın alındı. Aynı yıl Matisse ve Derain’le tanıştı. 1907’de Afrika sanatıyla karşılaştı, primitif sanat eserlerinin etkisiyle ahşap heykeller yapmaya başladı. Aynı dönemde Apollinaire aracılığıyla Braque’yla tanıştı. 1908’de kübizm tanımı ilk defa sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles tarafından Kahnweisher Galerisi’nde gerçekleşen Braque sergisi hakkında yazılmış metinde kullanıldı. İlerde Analitik Kübizm ve Sentezci Kübim’in doğuşunu sağlayacak olan Braque-Picasso ortaklığı kuruldu. I.Dünya Savaşı sırasında daha realistik üslupta resimler yaptı. 1918’de balerin Olga Koklova’yla (2’nci eşi) evlendi.

1921’de ilk oğlu Paul dünyaya geldi. 1932’de New York ve Londra’da Picasso üzerine sergiler açıldı. Picasso tarafından seçilen 236 eserden oluşan retrospektif Paris, Galeri Petit’te ve ardından Kunsthaus Zürih’te sergilendi. 1936’da İspanya İç Savaşı’nı başlamasıyla İspanyol Hükümeti Picasso’ya sembolik olarak Prado Müzesi yöneticiliğini verdi. 26 Nisan 1937’de İspanya’nın Guernica kasabası Almanya tarafından bombalandı ve Picasso İspanyol Pavyonu’nda sergilenmek üzere Guernica tablosunu yaptı.

Picasso’nun General Franco tarafından idare edilen faşist rejim sürdüğü sürece İspanya’ya dönmesine izin vermediği tablo Guernica uzun yıllar New York’ta sergilendi. 1944’te Paris’in kurtuluşuyla birlikte Komunist Parti’ye katıldı, Barış Hareketi’nin aktif üyesi oldu. 1950-1961’de Lenin Barış Ödülü’nü aldı. Amerika’nın Kore çıkartmasını, Sovyetler’in Macaristan’ı işgalini protesto etti. 1966’da 85. doğumgünü için birçok organizasyon gerçekleştirildi. Paris’te Büyük ve Küçük Saray’larda resim ve heykelleri sergilendi. 1967’de dev metal bir heykeli Chicago’ya yerleştirildi. 1912’de yapmış olduğu ilk metal heykeli 1971’de MOMA (The Museum of Modern Art)’ya bağışladı. Dört çocuğu olan ressam 1973’te 92 yaşında öldü.

Picasso 1901-1904 arasındaki ilk dönem eserlerinde sıradan insanların, sirk palyaçolarının, akrobatlarının resimlerini yaptı. Büyük şehirlerdeki hayat kadar sirk hayatı da ilgisini çekiyordu. Ne var ki, tablolarında bu hayatın hüzünlü yanını yansıttı. Bu dönemi Mavi Dönem olarak tanımlanır. Bu dönemde mavi ve gri gölgelerle renklendirdiği monokromatik tablolar yaptı. Esrlerini İspanya’dan esinlenerek Paris’te yaptı, fakat satmakta zorluk çekti. Konuları genellikle bataklıktaki kadınlar, dilenciler ve sarhoşlardı. Bu tablolarında en büyük etki arkadaşı Carlos Casagemas’ın intiharıydı. Diğer sıkça görülen konuları sanatçılar, akrobatlar ve soytarılardı. Soytarıların kareli elbiseleri daha sonra Picasso’nun sembolü haline geldi. Fransız etkisindeki Pembe Dönem’de Mavi Dönem’deki soğuk renklerin aksine neşeli portakal ve pembe renkleri kullandı. Sebebi o dönemdeki arkadaşı Fernande Olivier’di.

Georges Braque’yla kübizmin temellerini attı. 1907’den 1914’e kadar kübist tablolar yaptı. Kübist tabloların özelliği geometri ve geometrik şekillerin kullanılmasıdır. Resmedilen nesneler geometrik formlar oluşturacak şekilde basitleştirilmiş ya da geometrik şekillere bölünmüştür. Kübizmin diğer özelliği, uzaydaki üç boyutlu cismi iki boyutlu yüzeye aktarma çabasıdır. Bu amaçla o, şekilleri yanal yüzeylerine bölüştürüp her birini iki boyutlu yüzeyde göstermeye çalıştı. Yine bu sebeple portrelerindeki insanların hem profili hem önden görünüşü görülür.
Önceleri geçmişin usta ressamlarını kopya etti, sonra bu resimler onun özgün resimleri için kaynak oldu. Picasso tanınan en üretken sanatçıdır. Guiness Rekorlar Kitabı’na göre 13.500 resim, 10.000 baskı, 34.000 kitap resmi, 300 heykel, birçok seramik ve çizim üretmiştir. 1973’te eserlerinin toplam değeri 750 milyon dolar olarak tahmin edilmiştir.
27 Nisan 1937’de Almanlar’ın saldırısıyla Guernica kasabası bombalandı. Picasso bu olaydan çok etkilendi ve Guernica adlı bir eser yaptı. Guernica’da ağlayanlar, felaket resmediliyordu. En tanınmış eseri budur. Resim şu anda Madrid’de Reina Sofia Müzesi’ndedir. Bir sergisi sırasında kendisine “Bu resmi siz mi yaptınız?” diye soran Alman generaline “Hayır, siz yaptınız!” cevabını vermiştir.

Picasso kendisini “kendi eserlerinin en büyük koleksiyoneri” olarak nitelendirir. Ailedeki tek erkek olduğu için şımartılarak ve istekleri yerine getirilerek büyümüştür. Einstein gibi onun da okulla arası iyi değildir, hatta okuldan nefret ederdi. Başlangıçta babasını örnek alıyordu ama 13 yaşına geldiğinde ona çoktan yetişmişti. Babasının güvercinlerinden birini yanında getirmeden okula gitmek istemezdi. Resim öğretmeni olan babasının yaptığı çalışmaları izler, bazen de yardım ederdi. Bir gece babası güvercinlerinin resmini yaparken odadan ayrılmak zorunda kalır, Pablo resmi tamamlar. Yaptığı resim o kadar güzel ve gerçek görünür ki, babası o günden sonra paletini ve fırçalarını oğluna verip bir daha resim dünyasına dönmez. Pablo sadece 13 yaşındadır.

PİCASSO’NUN HAYATINDAN BİRKAÇ RENKLİ MANZARA
Hayranlarından biri bir gün Picasso’ya kafede rastlar, fırsat bu fırsat deyip hemen yanına gider ve der ki: “Sizin çok büyük bir hayranınızım, rica etsem, şu kağıda bir şeyler çizer misiniz? İnanın bu benim için çok değerli bir hatıra olacak!” Picasso adamı kırmaz ve uzattığı kağıda 2 dakikada bir şeyler karalar. Kağıdı adama uzatırken de “Buyurun borcunuz 1.000 dolar.” der. Planı suya düşen adam sinirlenir, bu defa “Haydi canım, ne yaptınız yahu? 2 dakikada iki şey karaladınız, 1.000 dolar olur mu?” diye çıkışınca Picasso şöyle cevap verir: “30 yıl+2 dakika !”
Bir adam sergisine gidip resimlerini inceledikten sonra Guernica’nın karşısında durup Picasso’ya seslenerek söyle dedi: “Bu nasıl sanat eseri, saçma sapan şekiller? Bunu ben de yapardım, ne var yani bunda?” Ustanın cevabı şöyleydi: “Evet, belki sen de yaparsın ama altına Picasso yazamazsın!”

Picasso bir gün lokantada yemek yedikten sonra mendil üzerine resim çizmiş sofrayı toplayan garsona mendili de almasını söylemiş. Hevesle mutfağa giden garson mendili patrona göstermiş resmin altında imza bulunmadığını fark eden patron bu haliyle bir değeri olmadığını söyleyip, resmi imzalatmasını istemiş. Garson Picasso’nun masasına giderek resmi imzalamasını istemiş. Picasso cevaplamış: “Sadece yemek yedim, lokantayı satın almadım!”
Picasso insan psikolojisinden iyi anlayan başarılı bir tüccardır aynı zamanda. Birgün ressam arkadaşı ördek tablosu çizmektedir, fakat ördeğin başını bir türlü istediği gibi yapamamaktadır. Picasso ördeğin başını çizmeyi teklif eder, arkadaşı kabul eder, fakat Picasso’nun bir şartı vardır. Tablo bitene kadar arkadaşı görmeyecektir. Adam kabul edip odadan çıkar. Bir süre sonra döndüğünde ördek gövdesinin üzerinde bir eşek başı olduğunu görür. Çok kızar ve tabloyu parçalar. Picasso’nun tepkisi ilginçtir: ”Keşke parçalamasaydın, satardık!”

Fazla fotoğraf çektirmeyen Picasso’nun nadir fotoğraflarını çeken Ara Güler anlatıyor: “Bir arkadaşından düğün davetiyesi gelir, ancak düğüne gidemez. Bir süre sonra karşılaştıklarında düğün hediyesi olarak onları dünya turuna göndermek istediğini ama evlerinin anahtarının kendinde kalmasını istediğini söyler. Nitekim öyle de olur. Çift seyehatten döndüğünde evlerinin bütün duvarlarına resim yapıldığını görür, muhteşemdir, ancak ev kiralıktır!”

PABLO PİCASSO HAKKINDAKİ BİRKAÇ YORUM
Son yıllarını geçirdiği Cannes’taki şatosu “Notre dame de vie”de otururken her alışverişini değeri çok küçük meblağlar da olsa çekle ödüyormuş. Altında imzası olan bir çekin bozdurulmayacağını, muhtemelen hatıra olarak saklanacağını ya da birilerine satılacağını, böylece cebinden hiç para çıkmayacağını bilerek herkesle, her şeyle dalgasını geçen biri.
Cimriliğiyle ünlü ressam. Yanında hiç para taşımazmış, her zaman hesabı ödememek için sofradan erken kalkarmış. Birgün arkadaşlarıyla lokantadayken hesap geldiğinde tuvalete gitmiş ve arkadaşları hesabı buna yükleyebilmek için lokantadan kaçmışlar. Picasso geri dönmüş, cebinde 5 kuruş yok, bir peçetenin üzerine iki dakikada resim yapıp para yerine garsonun eline tutuşturmuş. Lokanta sahibi gidip o peçeteyi 5.000 dolara satmış.

Picasso resmini kusursuz çizgilerle, usta gölgelerle donatmaya kalkmaz, zira izleyici bunlar olmasa da varmış gibi görebilir. Önemli olan ressamın zihninden ne geçtiğidir. İşte bizimki bunu yapar; cisimleri gördüğü gibi değil, “düşündüğü gibi” boyar. Kısacası fikrini çizer, aklına gelen ilk kareden asla caymaz. Belki de onun resimlerini bu yüzden “zeka ürünü” saymaktayız.

Kaynaklar:
Picasso Dahi ve Deli, Marie-Laure Bernadac ve Paul edu Bouchet, YKY Genel Kültür Dizisi