Muavenet-i Milliye gemisi 1910 yılında hizmete girişinden 1923 yılında hizmetten çıkartılana kadarki bu kısa ömründe Türk tarihini derinden değiştirecek birçok görevde bulunmuş ve I.Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devletinin
donanma gücünün görüntüde az olsa da yaptığı işler olarak ne kadar büyük etkiler yarattığını göstermede başat gemilerden biri olmuştur.
Muavenet-i Milliye’nin yaptığı görevleri ve bu görevlerin tarih üzerindeki etkileri teker teker incelemeden önce Muavenet-i Milliye’nin Osmanlı donanmasına nasıl katıldığını kısaca anlatmakta yarar görüyorum.
II.Meşrutiyetten sonra özellikle bağımsızlığını yeni kazanmış Yunanistan’a karşı güçlü bir donanma oluşturmak, halk arasında gitgide büyüyen bir kanaat haline gelmişti. Bu maksatla Donanma Cemiyeti adında ve tamamen halktan topladığı bağışlarla yeni bir donanma kurma amacında olan bir dernek kurulmuştu. Bu toplanan paralarla 1908 yılında Almanya’ya 4 tane torpido muhrip siparişi verilmişti. 1910 yılında bu 4 torpido muhrip Muavenet-i Milliye, Yadigâr-ı Millet, Numune-i Hamiyet ve Gayret-i Vataniye adlarıyla Türk sancağı çekerek Osmanlı donanmasına katılmışlardır. Bu 4 gemiyi donanmamızdaki mevcut gemilerden ayıran en önemli özellikleri dönemin şartlarına göre oldukça üstün gemiler oluşlarıydı.
Bunun sebebi ise kızağa konulduklarında bu 4 geminin Alman kraliyet donanmasına katılacak düşüncesiyle yapılmış olmalarıydı. Yalnız bu arada şunu belirtmekte yarar görüyorum, zamanının gazetelerinde de ortak görüş şu idi; bu gemilerin torpidoları, hızları ve manevra kabiliyetleri kadar önem taşıyan başka bir unsuru da göreve getirilen kuvvetli, gözü pek ve fedakâr personeliydi.
I.Dünya Savaşı’ndan önce Osmanlı’dan toprak alma çabasında olan Balkan devletleriyle yapılan Balkan Savaşlarında özellikle Muavenet-i Milliye gemisi Çanakkale Boğazı önünde karakol görevlerinde bulunmuştu. Hatta Yunanistan’la her iki tarafın da bir kazancı olmadığı İmroz, Bozcaada ve Mondros Muharebelerine katılmıştı.
1914 yılında Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşı’na girmesine sebep olan olaylar silsilesi başlamıştı. Bu olayları hepimizin bilmesine rağmen kısaca anımsatmak istiyorum.
Doğu Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan SMS GOEBEN ve SMS BRESLAU Alman gemileri Enver Paşanın inisiyatifiyle Marmara’ya girmişlerdi. Enver Paşa ise bu olayla, bu iki gemiyi satın aldıklarını ve SMS GOEBEN’in komutanını da Osmanlı donanması birinci kumandanlığına getirdiğini açıklamıştı.
Bu olaylar cereyan ederken savaşın özellikle Alman kutbu Osmanlının savaşa girmesi için büyük çaba harcarken zekice
bir hareketle SMS GOEBEN’in yani yeni adıyla Yavuz Sultan Selim zırhlısının komutanı olan Amiral Souchon önderliğinde Osmanlı donanması Rus limanlarını bombalamak
üzere Karadeniz’e çıkmışlardı. Bu harekâtta
aynı zamanda Muavenet-i Milliye de bulunuyordu.
Muavenet-i Milliye, Gayret-i Vataniye ile Hamidiye zırhlısının himayesinde Odesa limanına taarruz edeceklerdi. 29 Ekim 1914 gecesi yaklaşık 1 saat boyunca Rusların kıyıdan yaptığı karşı koyma saldırılarına rağmen yara almadan bu iki gemi limana saldırmış ve bir tane Rus gambotunu batırmışlardır. Baskın çok etkili ve başarılı olmuş Ruslara hem maddi hem de manevi birçok kayıplar verdirmişti. Böylelikle Osmanlı Devleti Rusya’ya karşı savaşa girmiş bunun üzerinde de hem İngiltere hem de Fransa Osmanlı’ya savaş ilan etmişlerdi.
I.Dünya Savaşı devam ederken özellikle Kafkasya cephesinde Ruslara karşı kimsenin beklemediği Türk direnişi ile Rusya çok zarar görmüş bunun üzerine de diğer İtilaf devletleri Rusya’ya yardım göndermek kararı almışlardı. Böylelikle I.Dünya Savaşının en önemli olaylarından biri olan ve savaşın kaderini değiştiren Çanakkale deniz ve kara savaşları başlamış oldu.
İtilaf devletlerince hazırlanan zamanın en büyük donanması Çanakkale’yi kolayca geçebileceğini düşünmüş fakat kıyıdaki güçlü top bataryaları ile topçuların usta atışları ve özellikle Nusret Mayın gemisinin döktüğü mayınlar başta olmak üzere mayın hatları nedeniyle başarısızlığa uğramıştı. Müttefikler denizden yaptıkları 18 Mart saldırısıyla başarısızlığa uğrayıp sonuç alamamaları üzerine bu sefer kara ve deniz kuvvetlerinin birlikte hareket etmelerine karar vermişlerdi. Boğaz önündeki kuvvetler artırılarak Akdeniz Seferi Kuvveti adı verildi ve komutanlığına
Sir Ian Hamilton getirildi. İngilizler, Fransızların da katkısıyla Gelibolu Yarımadası’nın birbirleriyle bağlantısı olmayan altı kumsalına 25 Nisan’da çıkartma yaptılar. Özellikle Morto koyunda yatan iki muharebe gemisi Goliath ve Carnwallis rahatça koy açığına çıkarak taarruz eden Türk birliklerimizi top ateşi yağmuruna tutarak bölgeyi cehenneme çevirmekteydi. Osmanlı kara topçusu bataryalarının gücü bu gemileri bir türlü oradan uzaklaştırmaya yetmiyordu.
Böylelikle Morto koyunda bulunan kara birliklerine yardım etme ve orada bulunan İtilaf donanmasının gemilerini rahatsız etme görevi Muavenet-i Milliye’ye verildi. Bu esnada Muavenet-i Milliye ve Gayret-i Vataniye gemileri Marmara Denizinde denizaltı saldırılarına karşı karakol görevini sürdürüyordu. Muavenet-i Milliye aldığı bu yeni görev üzerine doğruca Çanakkale boğazına doğru hareket etti ve 10 Mayıs 1915 günü Çanakkale’ye geldi ve demirledi. Burada alınan ilk karar harekâtın gece düzenlenmesi oldu ve bu esnada özellikle Goliath ve Carnwallis gemilerinin durum ve hareketlerini izlenmesine karar verildi.
Burada öncelikle güvenlik amacıyla İtilaf donanmasının aldığı önlemleri söylemek istiyorum. Öncelikle hazır bekleyen Fransız ve İngiliz Harp gemilerinin ayrıca nakliye gemilerinin havaya attıkları aydınlatma mermileriyle devamlı kontrol ediliyordu boğaz. Ayrıca yine Morto koyunda bulunan gemiler devamlı ışıldakları ile boğazı ve Gelibolu yarımadasını aydınlatıyorlardı. Bunlara ek olarak boğazın tam ortasında HMS PINCHER gemisi karakol görevinde bulunuyordu.
Bu alınan tedbirlerden ötürü Muavenet-i Milliye Gelibolu yarımadasına çok yakın seyir yaparak Morto koyuna ulaşmayı planladı. Bu esnada karaya oturmamak için draftı azaltacak kömür ve akaryakıtın yarısı boşaltıldı.
Bütün lumbuzlar siyaha boyandı hatta çoğu lamba söküldü. Ve 3 tane torpido atılmaya hazır kovanlara sürüldü.
12 Mayıs saat 18.40’da Çanakkale’den ayrılan Muavenet-i Milliye Kilitbahir’e doğru yol verdi. Gemi Soğanlıdere’nin ağzında Morto koyundaki düşmanın göremeyeceği şekilde bir istihkâmın önünde 19.30’da demirledi. Gemi Komutanı Bnb. Ahmet Bey hücumu gece yarısından biraz sonra olarak planladı. Bu karara dikkat edildiğinde tehlikeli ama bir o kadar da dâhiyane olduğunu düşünüyorum. Çünkü yaklaşık 6 sa
at düşman donanmasının yanında sessizce beklemek gibi bir kararın verilmesinin asıl amacı Goliath zırhlısının personelini tam vardiya değişikliği sırasında taarruza geçmekti. Böylece personelin yarısı uykusuna yeni geçmiş diğer kısmı ise uykularından daha ayılamamış olacaklardı.
Saat gece yarısını biraz geçtiği sırada Muavenet-i Milliye Morto koyunda bulunan Goliath ve Carnwallis Zırhlılarını gördü ve dümenini bu iki gemiye doğru çevirdi. Muavenet-i Milliye hedefine 700-800 metre yaklaştığı sırada saat 01.13’te karadan atılan bir aydınlatma mermisi geminin fark edilmesini sağladı, bunun üzerine karakol gezen Goliath hemen ışıldakla parola sordu. Muavenet-i Milliye soruya soruyla karşılık verdi, durumdan şüphelenen Goliath Zırhlısı üçüncü kez parola sorduğunda saat 01.15’ti. Bunun üzerine Muavenet-i Milliye hemen üç adet torpidoyu ateşleyip dönmeye başladı ve dönme devrini daha tamamlayamamıştı ki birbiri ardına üç patlama duyuldu.
Goliath zırhlısı baştan ve kıçtan aldığı yaralarla önce yan yatmıştı, personeli daha ne olup bittiğini anlamadan son torpido da isabet etmiş ve gemi Morta Koyunda denizin dibine gömülmüştü. Bu sırada Muavenet-i Milliye ise süratle Çanakkale limanına doğru seyretti ve 02.00 sularında Soğanlıdere önlerine demirledi. Sabahın ilk ışıklarıyla da İstanbul’a doğru hareket eden gemi halkın büyük desteğiyle karşılanmıştı.
Muavenet-i Milliye’nin bu başarısı, Kerevizdere yöresinde savaşan kara birliklerimizin morali üzerinde önemli etkiler yapmıştır. İngiliz Harp tarihinin “cüretli ve ustalıklı bir hareket” diye nitelendirdiği bu olay 14 Mayıs 1915 günü toplanan İngiliz Harp Meclisi’nde bir bomba etkisi yapmıştır. Çanakkale harekatının sorumluları olan Bahriye Nezareti Birinci Lordu W. Churchill ve Kurmay Başkanı Amiral Lord Fisher, yapılan sert tartışmalardan sonra çekilmek zorunda kalmıştır. Durum bu kadarla kalmamış, 25 Mayıs 1915 günü İngiltere kabinesi toptan çekilmiştir.
8-9 Ocak 1916 gecesi ise Çanakkale geçilemeden tüm itilaf güçleri geri çekilme kararı almışlardır.
Muavenet-i Milliye’nin bu cesurca hareketiyle bir kez daha anlamış olduk ki ülkemize gelebilecek her türlü saldırılara karşı güçlü ve etkin bir donanma oluşturmak en büyük gayemiz olmalıdır. Ve bu gaye uğruna özellikle biz Deniz Harp Okulu öğrencileri olarak ziyadesiyle üstümüze düşen vazifeleri yerine getirmekteyiz ve gelecekte de getirmeye devam edeceğiz.