Bu sayımızda II. Dünya Savaşı’nın sonucunun şekillenmesinde önemli bir rolü bulunan Leyte Harekatı’na yer verdik. Bu harekat Ekim 1944’te Leyte Körfezi ve çevresinde yapılan deniz muharebelerini kapsamaktadır. Leyte Körfezi Savaşı olarak da anılan Leyte Harekatı sonunda pasifiğin kontrolünde en stratejik nokta olarak nitelendirilen Filipinlerin kontrolünün müttefik kuvvetlerin eline geçmesine zemin hazırlanmıştır.
Japonlar, Aralık 1941’de Pearl Harbour’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) donanmasına baskın niteliğinde bir saldırı düzenleyerek donanmanın büyük ölçüde yok edilmesini sağlamış ve birkaç saat içinde Filipinlere doğru harekete
geçerek burayı ele geçirmişlerdi. Ancak bundan sonraki iki buçuk yıllık dönem içinde Japonlar, pasifik savaşlarının belirleyicisi olan “Midway Savaşı” ile başlayan “Coral Sea”, “Eastern Solomons” ve “Santa Cruz” gibi savaşlarla devam eden birçok yenilgi alarak donanma açısından oldukça zayıflamışlardı. Bu gelişmelerden sonra Eylül 1944’de Qubeck Konferansı’nda bir araya gelen müttefik kuvvetler Filipinlerin zapt edilerek pasifikte Japon varlığına son verilmesi kararına vardılar.
Deniz gücünü büyük ölçüde yitirmiş ve bölgedeki adaları koruma kaygısına düşmüş olan Japonlar SHO-GO (Yap veya Öl) adı verilen ve 4 aşamadan oluşan bir savunma planı hazırlamışlardı. Japon komuta makamları Filipinler kaybedildiğinde savaşın da kaybedileceğini biliyorlardı. Son çare olarak geri kalan tüm suüstü kuvvetlerini riske atan ancak uzak bir ihtimal de olsa ABD işgal donanmasını yok etme ve müttefik kara kuvvetlerini Leyte’de hapsetme şansını tanıyan bir plan hazırladılar. Daha önceki birçok Japon planı gibi bu plan da bir aldatma kuvvetinin kullanımına dayanıyordu.
Leyte Savaşı’ndan önce Japon kuvvetleri Kuzey, Güney ve Merkez görev kuvvetleri olmak üzere üç ayrı görev kuvveti şeklinde teşkilatlanmıştı. Kuzey grubu, 4 uçak gemisi ve bir düzine diğer tipte gemiyle kuzeyden güneye inerek Amerikan örtme kuvvetini üstüne çekecekti. Bu arada çok güçlü 2 ana muharebe gemisi görev grubu Filipinlerin merkezini delerek, Leyte Körfezi’ndeki işgal kuvvetlerinin deniz nakliyatı üzerinde yoğunlaşacaktı.
Bu ana muharebe gemisi görev gruplarından güneyde ve daha zayıf olanı Leyte’nin hemen güneyindeki Surigao Boğazı’ndan içeriye sızacaktı. Merkez grubundan 5 ana muharebe gemisi ki; bu gemiler arasında dünyadaki en büyük savaş gemisi olan dev YAMATO ve MUSASHI de vardı, 10 ağır ve 2 hafif kruvazör ile 15 muhrip San Bernardino boğazından içeri sızacak, Samar kıyıları boyunca güneye doğru seyrederek kuzeydoğudan Amerikan işgal donanmasına saldıracaktı.
ABD kuvvetleri ise Amerikan 3’üncü ve 7’inci donanmalarından oluşmaktaydı. Leyte’de Japonlar 1 büyük uçak gemisi, 3 küçük uçak gemisi, 117 uçak, 9 muharebe gemisi, 20 kruvazör ve 34 muhripten oluşan kuvvetleriyle, ABD ise 8 büyük uçak gemisi, 24 küçük uçak gemisi, 1.712 uçak, 12 muharebe gemisi, 24 kruvazör ve 141 muhripten oluşan kuvvetleriyle savaşa katılmıştı.
Amerikan kuvvetleri ilk teması 23 Ekim 1944 tarihinde gerçekleştirdi. Japon merkez grubu komutanı Amiral Kurita’nın Denizaltı Savunma Harbi perdesi teşkil edecek muhriplerini görevlendirmeyi ihmal etmesini fırsat bilen Amerikan USS DARTER denizaltısı merkez grubu sancak gemisi ATAGO’yu torpido hücumu ile batırdı. Müteakip temaslarda Amerikan kuvvetleri Japon kuvvetlerine fazla bir hasar veremedi ve Japon kuvvetleri neredeyse kayıpsız olarak rahatça manevra yapabildi. Surigao Boğazı’nda Japon güney grubuyla karşılaşan Amerikan kuvvetleri ise ilk muharebelerin tersine oldukça başarılı oldu. Japonları geri çekilmeye zorlayan ve geri çekilen kuvvetleri takibe başlayan bu kuvvetler Leyte Körfezi’ndeki deniz nakliyatı tehlikede olduğundan destek kuvvet olarak harekete geçme emri aldıkları için takiplerini sonlandırdılar.
Leyte Savaşı’nın en önemli muharebesi Samar’da gerçekleşti. Burada Japon kuvvetleri ile refakat gemileri ve muhripler arasındaki savaş 2 saatten fazla sürmüştü. Japonlar tarihte ilk kez “Kamikaze” hücumlarını burada kullandılar. Aynı zamanda gerçekleşen Engano Burnu Muharebesi’nde ise Japon kuvvetleri ağır hasarlar aldı. 25 Ekim gecesi Amerikan denizaltısı JALLAO’nun Japon kruvazörü TAMA’yı torpido ile batırması Engano Muharebesi’ni ve Leyte Harekatı’nı sonlandırdı.
Leyte Harekatı süresince ABD, 1 hafif uçak gemisi ve 2 refakat uçak gemisi, 2 muhrip ve 1 refakat muhribi kaybetmişti. Kaybedilen uçak sayısı 130, personel zayiatı ise 475 ölü, 1200 yaralı ve 1100 kayıp olmak üzere toplam 2275 kişi idi. Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetleri ise bir büyük uçak gemisi (Zuikaku), 3 hafif uçak gemisi, dev Musashi de dahil olmak üzere 3 muharebe gemisi, 6 ağır kruvazör, 4 hafif kruvazör ve 12 muhrip kaybetti. Japonların kaybettiği uçak sayısı 300, personel zayiatı ise 7475 ölü, 2525 yaralı ve kayıp olmak üzere toplam 10.000 civarındaydı.
Leyte Savaşı Japonlar için ölüm kalım savaşıydı. Zira Amerikan çıkarması başarılı olursa, Japonya için büyük bir tehlike söz konusuydu. Bundan sonra Amerikan taarruzu Japon adalarına yönelecekti. Sonucunda pasifikte Japon egemenliği sona ermiş ve ABD’ye geçmişti. ABD açısından bu savaşın kazanılmasında Deniz-Hava kuvveti çok önemli rol oynamıştı.
Muharebeler Japon Üsleri’nden ortalama 1.000 deniz mili, Amerikan ana karasından ise ortalama 7.000 deniz mili mesafede gerçekleşmişti.
General J.F.C.Fuller “The Decisive Battles of the Western World” adlı kitabında Leyte Muharebeleri için şu sonucu söylemiştir: “Etkin bir Japon Donanması’nın varlığı artık sona ermişti ve muhasımları karaya konuşlu uçakların tehdidi hariç tartışılmaz bir deniz kontrolü elde etmişlerdi. ” Savaştan sonra Amiral Ozawa savaş üzerine sorgulandığında “Bu deniz muharebelerinden sonra Japon Deniz Kuvvetleri tamamen yardımcı kuvvet durumuna düştü, bundan sonra kara kuvvetlerine, özel (Kamikaze) hücumlara ve hava gücüne dayanmaya başladık. Bazı özel gemiler hariç artık deniz unsurlarının etkili olarak icra edebilecekleri bir vazife kalmadı.” şeklinde cevap vermişti. Donanma Bakanı Amiral Yonai ise Leyte’deki yenilginin “Filipinlerin kaybedilmesi ile aynı anlama gelmekte” olduğunu ifade ederek; bu muharebenin büyük önemine binaen “Bunun artık son olduğunu hissediyorum.” demiştir.