dho editörEğitim hayatına küçük yaşlarda başladığımızda, ilk amacımız olan ve akıllarımızda şu anda soyut olarak kaldığını düşündüğüm “okuma yazma” öğrenmeyi, yaşımız ilerledikçe neden yaptığımızı ve ne oranda yaptığımızı sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. “Okuma ve yazma”, ilerleme yolunda birbirinden ayrıldığında eksikliği hissedilecek iki önemli eylemdir. Okumak, güzel şey; ancak birileri bir şeyler yazmadan okuma eylemini gerçekleştirebileceğimiz varlıkları bulamayız. Öğrenci arkadaşlarımızın yazma isteğinin, genel olarak yazmaktan ya da şöyle söyleyeyim; fikrini açıklamaktan endişe duyan insanımıza örnek olabilecek düzeyde olduğunu düşünüyorum. Bir önceki yazımda söylediğim ilerlemenin “bilim ve öğrenme”den geçmesine paralel olarak, diğer insanların ve bizden sonraki nesillerin de öğrenebilmesi, dolayısıyla onların da ilerleyebilmesi için yazmanın insan hayatında önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.

Bu anlamda; yazma eyleminin doruğa çıkması sonucu ortaya çıkan PUSULA, Deniz Harp Okulu’nun, onun öğrencilerinin dergisi. Şunu anlatmak istiyorum: 236. kuruluş yıldönümünü 18 Kasım’da kutlayacak olan Deniz Harp Okulu, 31 Ağustos’ta mezun ettiği 191 teğmenini Donanma’ya uğurlarken, şu anki 4.sınıf 6000’ler sınıfının subay çıkmasına bir seneden az bir süre kaldı.

Devamı...

Ulu Önderimiz ve Onun İleri Görüşlülüğü

“Devleti Aliyye yıkılacak. Batıdan uzun boylu, mavi gözlü bir adam gelecek. Baktığı zaman karşısındaki insanı eritecek. Serbest fırka kuracak. Adına da Serbest Cumhuriyet denilecek. Dünyaya milletini tanıtacak ve 15 sene gururla yönetip yükseltecek.”

Sizce Muhittin Arabi gelecekle ilgili yazdığı kitabında kimden söz ediyor. Tabii ki yazının başlığından da anlaşılacağı gibi Ulu Önderimiz M. Kemal ATATÜRK diyeceksiniz.

Çizmiş olduğu rotada gururla yürüdüğümüz, uğrunda methiyeler düzülen bu büyük insanın sizce en çok dikkat çeken özelliği neydi? Bana sorarsanız kuşkusuz sahip olduğu ileri görüşlülüktü. Gelin hep beraber Atatürk’ü bu özelliğiyle inceleyelim.

Başarılı bir komutan ve devlet adamı olarak ileri görüşlü olma özelliğini kullanan Atatürk, o dönemde pek çok kişinin farkında olmadığı bazı gerçekleri sezmiş, hedeflerini ve tedbirlerini buna göre oluşturmuştur. “Yolunda yürüyen bir yolcunun yalnız ufku görmesi kafi değildir. Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi lazımdır.” sözü onun ileri görüşlü olma özelliğini layıkıyla taşıdığının göstergesidir. Onun bu özelliği pek çok yabancı devlet adamının da takdirini kazanmış, tarih boyunca adından övgüyle söz edilmesini sağlamıştır. ABD eski başkanı John F. Kennedy’nin Atatürk için söylemiş olduğu şu sözler dikkat çekicidir:

“Atatürk adı insana bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk Milletine ilham veren önderliğini, modern dünya anlayışındaki ileri görüşlülüğünü ve bir asker olarak kudret ve cesaretini hatırlatmaktadır.

Şüphesiz ki Türkiye Cumhuriyetinin doğuşu ve o zamandan beri Atatürk’ün ve Türkiye’nin giriştiği geniş ve derin devrimler kadar bir milletin kendisine olan güvenini başarılı bir şekilde belirten başka bir örnek gösterilemez.”

Yazının Devamı...

Bu sayımızda II. Dünya Savaşı’nın sonucunun şekillenmesinde önemli bir rolü bulunan Leyte Harekatı’na yer verdik. Bu harekat Ekim 1944’te Leyte Körfezi ve çevresinde yapılan deniz muharebelerini kapsamaktadır. Leyte Körfezi Savaşı olarak da anılan Leyte Harekatı sonunda pasifiğin kontrolünde en stratejik nokta olarak nitelendirilen Filipinlerin kontrolünün müttefik kuvvetlerin eline geçmesine zemin hazırlanmıştır.
Japonlar, Aralık 1941’de Pearl Harbour’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) donanmasına baskın niteliğinde bir saldırı düzenleyerek donanmanın büyük ölçüde yok edilmesini sağlamış ve birkaç saat içinde Filipinlere doğru harekete geçerek burayı ele geçirmişlerdi. Ancak bundan sonraki iki buçuk yıllık dönem içinde Japonlar, pasifik savaşlarının belirleyicisi olan “Midway Savaşı” ile başlayan “Coral Sea”, “Eastern Solomons” ve “Santa Cruz” gibi savaşlarla devam eden birçok yenilgi alarak donanma açısından oldukça zayıflamışlardı. Bu gelişmelerden sonra Eylül 1944’de Qubeck Konferansı’nda bir araya gelen müttefik kuvvetler Filipinlerin zapt edilerek pasifikte Japon varlığına son verilmesi kararına vardılar.
Deniz gücünü büyük ölçüde yitirmiş ve bölgedeki adaları koruma kaygısına düşmüş olan Japonlar SHO-GO (Yap veya Öl) adı verilen ve 4 aşamadan oluşan bir savunma planı hazırlamışlardı. Japon komuta makamları Filipinler kaybedildiğinde savaşın da kaybedileceğini biliyorlardı. Son çare olarak geri kalan tüm suüstü kuvvetlerini riske atan ancak uzak bir ihtimal de olsa ABD işgal donanmasını yok etme ve müttefik kara kuvvetlerini Leyte’de hapsetme şansını tanıyan bir plan hazırladılar. Daha önceki birçok Japon planı gibi bu plan da bir aldatma kuvvetinin kullanımına dayanıyordu.

Yazının Devamı...

MEDENİYET YOLU


Bilim bulunur da, bilinç biraz zor
Aklın yolu bir de, yolu bulmak zor
Ruhu şad olsun, Mustafa Kemal’in
Gösterdiği yol medeniyeti vadediyor

O an…

Bir an olur, bazen
Öyle ki, salise bile demezsin
Sanki hayatta değil, hayallerdesin
Bir martının kanatları altında
Esen, saçlarını savuran aynı zamanda
Rüzgârdadır o an sesi, sevginin
Duyamaz ama hissedersin
Seversin sevmeyi
Sevmelisin…