Eğitim hayatına küçük yaşlarda başladığımızda, ilk amacımız olan ve akıllarımızda şu anda soyut olarak kaldığını düşündüğüm “okuma yazma” öğrenmeyi, yaşımız ilerledikçe neden yaptığımızı ve ne oranda yaptığımızı sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. “Okuma ve yazma”, ilerleme yolunda birbirinden ayrıldığında eksikliği hissedilecek iki önemli eylemdir. Okumak, güzel şey; ancak birileri bir şeyler yazmadan okuma eylemini gerçekleştirebileceğimiz varlıkları bulamayız. Öğrenci arkadaşlarımızın yazma isteğinin, genel olarak yazmaktan ya da şöyle söyleyeyim; fikrini açıklamaktan endişe duyan insanımıza örnek olabilecek düzeyde olduğunu düşünüyorum. Bir önceki yazımda söylediğim ilerlemenin “bilim ve öğrenme”den geçmesine paralel olarak, diğer insanların ve bizden sonraki nesillerin de öğrenebilmesi, dolayısıyla onların da ilerleyebilmesi için yazmanın insan hayatında önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.
Bu anlamda; yazma eyleminin doruğa çıkması sonucu ortaya çıkan PUSULA, Deniz Harp Okulu’nun, onun öğrencilerinin dergisi. Şunu anlatmak istiyorum: 236. kuruluş yıldönümünü 18 Kasım’da kutlayacak olan Deniz Harp Okulu, 31 Ağustos’ta mezun ettiği 191 teğmenini Donanma’ya uğurlarken, şu anki 4.sınıf 6000’ler sınıfının subay çıkmasına bir seneden az bir süre kaldı. Aynı dönemde bir grup yeni öğrenci de Harp Okulu hayatına yeni adım attı. Sözün özü; öğrencilik gelip geçici bir döngü. Bir sınıf mezun olurken, başka bir sınıf da Harp Okulu’na başlıyor. 236 senedir sistem bu şekilde. Dört senelik eğitim süresinde yeni eğitim yılı, yeni rütbeler, yeni kişiler derken kuşkusuz değişmeyen en güzel şey yaşadığımız “bilgilenme süreci”. PUSULA dergisi, bu sürecin farkında olan, sürekli öğrenme safhasındaki okulumuz öğrencilerinin; bilgi ve fikirlerini okurlarla paylaşırken kullandıkları en önemli araç. Bu aracı sizlere sunarken; dikkat ve özenle hazırladığımız elinizde tuttuğunuz bu dergi, harcanan zahmetin bir göstergesi. Güzel ve kaliteli bir dergi çıkarmak amacıyla zaman kaygısı olmadan sürekli çalışmaktayız. Bugün sizlere 65. sayımızı sunduğumuz içindir ki, gösterdiğimiz çabanın haklı gururunu yaşıyoruz.
Gelelim 65. sayımıza. Her yeni çıkan PUSULA’da olduğu gibi bu sayımızda da siz okurlarımıza bilim ve fikirler açısından bakış açınıza pusula olacak yazılar sunmaya çalıştığımızı belirtmek isterim. Ayrıca bu sayımız denizler üzerindeki faaliyetlerimiz açısından zengin bir sayı.
Deniz Harp Okulu öğrencileri olarak, denizciliğimizi geliştirme isteğimiz, okulumuzun sağladığı imkanlarla birleşince ortaya başarılı sonuçlar çıkıyor. Örneğin Ağustos ayında Polonya‘da düzenlenen Dünya Yelken Şampiyonası’nda DHO Ekibi ikincilik elde etti. Gururlandığımız bu başarıyla ilgili yazımızı bu sayımızda bulabilirsiniz.
Deniz Kuvvetleri’nin bir parçası olmak ve Deniz Harp Okulu’nda okumak bir çok fırsatı beraberinde getiriyor. Sahip olduğumuz muhteşem imkanlar, bizlere öğrenciliği ve denizciliği birarada harmanlayabilme fırsatını sunmaktadır. İyi bir denizci ve subay olma meziyetlerine, ancak aldığımız eğitim süresinde elimize geçen fırsatları kullanabilirsek sahip oluruz. Bu anlamda, Deniz Harp Okulu’nda tıpkı öğrencilik gibi denizcilik de bir süreç. Sırası gelen farklı denizlerde seyretme ve farklı yerleri tanıma olanağına sahip oluyor. Geçtiğimiz yaz döneminde de okulumuz öğrencileri, yurtiçi ve yurtdışı limanlara istinaden seyir yapmanın keyfini yaşadılar. Şu anda 4. sınfta okuyan öğrenciler yabancı ülke limanlarını da kapsayan 25 günlük seyir eğitimine, 2.sınıf öğrencileri Karadeniz ve Çanakkale’yi kapsayan yutiçi seyir eğitimine, ayrıca bireysel olarak 3.sınıftan bir arkadaşımız Portekiz DHO Gemisi’yle Atlantik’te deniz eğitimine ve 2.sınıftan 2 arkadaşımız Romanya DHO Gemisi’yle Pasifik’te deniz eğitimine iştirak ettiler. Bu eğitimler ile ilgili keyifli yazıları bu sayımızda sizlerle paylaştık, beğeneceğinizi umuyoruz.
Tüm bu keyifli, güzel haberlerin yanında, dergimizi yayına hazırlarken aldığımız bir haberle sarsıldık. Yaklaşık bir buçuk senedir tedavi gören kan kanseri arkadaşımız Süleymen Engin UYGUN, 16 Ekim akşamı hayata gözlerini yumdu. Yazmanın öneminden bahsettiğim bu yazıda, “bazı duygularımızı her ne kadar yazarak anlatmaya uğraşsak da eksik kalacağı” hususunu belirtmek istiyorum. Ancak şu kadarını söyleyebilirim; sınıf arkadaşlarımızla kardeş gibi yakın olduğumuz bu çatı altında, kardeşimizi ve müstakbel silah arkadaşımızı kaybetmenin derin üzüntüsünü ve burukluğunu yaşıyoruz. Elimizden geldiği ölçüde bu sayımızı Süleyman Engin’e armağan ederken, arkadaşımıza Allah’tan rahmet, sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.
Hayatı tüm gerçekleriyle anlayabilmek ve anlatabilmek dileğiyle...
Editörden