İnsanlar konuşarak anlaşmayı geliştirmeden önce, beden dilleriyle anlaşırlardı. Beden dili insanların ilk anlaşma aracı ve ilk dili olmuştur. Bedenlerinin dili aracılığıyla insanlar duygularını, düşüncelerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve ruhsal zenginliklerini başka insanlarla paylaşmışlardır.
Bugün artık geçmişte olduğu gibi beden ve ruh birbirinden ayrı olarak düşünülmemektedir. Ruh ve beden birbirinden ayrılmaz bir bütündür. Ancak kendimize sormamız gereken soru şudur: “Bedenim benim sahip olduğum şeylerden sadece biri mi, yoksa ben bedenimden mi ibaretim?” Bugün birçoklarına göre bu sorunun cevabı çok açıktır: Yaşadıkça ve başka insanlarla iletişim içinde bulundukça, ben bedenimden ibaretim.
Günümüzde dünyanın en çok konuşulan dili olan İngilizcede bu kimlik problemini açıkça vurgulayan sözcükler vardır. Örneğin bu dilde “birisi” anlamına gelen “somebody” ve hiç kimse anlamına gelen “nobody” sözcüklerinin her ikisinde de bulunan “body” sözcüğü “beden” anlamına gelmektedir. Beden olmaksızın varlık olmaz ve dolayısıyla insanın kendisiyle ilgili bir kavramda söz konusu olamaz.
Sosyal psikologların uzun yıllar sürdürdükleri çok sayıda araştırmanın sonucuna göre insanların birbirleriyle yüz yüze kurdukları ilişkilerde sözsüz mesajların etkisi %90 oranındadır. Sözsüz mesajlar jestler, göz ve baş hareketleri, beden duruşu, yüz ifadeleri, mesafe, temas gibi beden dili öğeleriyle ifade edilir. Bu mesajlar, düşmanlık, sıkıntı, güven, saldırganlık, hoşlanma ve benzeri gerçek duygu ve tavırları yansıtmak konusunda, söylenen kelimelerden çok daha önemli rol oynarlar. Söze dökülmeyen bu mesajlar, özellikle diğer insanlar üzerinde yaratılan ilk izlenim sırasında son derece önemli rol oynar.
“Dünyada tekrarlanamayacak olan tek şey ilk izlenimdir.”
Birkaç örnekle beden dili öğelerinin yapılan genellemeler neticesinde hangi anlamlara geldiklerine bakalım.
Temel El Hareketleri
Bir orkestra şefinin elinde tuttuğu baton ne işleve sahipse konuşan kişinin elleri de aynı işlevi yürütür. El hareketleri konuşmamıza ritim ve duygu katarak düşüncemizin duygusal tonunu ortaya koyar. El hareketleri konuşmayla öyle bütünleşmiştir ki çok kere telefonla konuşurken bile bu hareketleri yaparız.
Topluluk karşısında konuşurken el hareketleri özel bir önem kazanır. İnsan konuşurken elini “salladığını” bilir ancak çok kere elinin hareketlerinin tam olarak farkında değildir.
*Avuç İçinin Yukarı Bakması
İnsanın ellerini kullanışının iki şekli vardır: birincisi avuç içinin açık olarak havaya bakması, ikincisi de avuç içinin yere dönük olması. Avuç içi, dışına kıyasla çok daha fazla duyarlıdır.
İnsanın avuç içini kullanış biçimi, kişinin duygu, düşünce ve iç dünyasıyla ilgili son derece değerli bilgiler verir. İnsan aynı ses tonunu ve kelimeleri kullansa bile sadece avuç içini kullanışındaki farklılık sebebiyle karşısındaki kişiyi rahatsız edebilir, onunla bir çatışmaya sürüklenebilir veya istediklerini zorlamadan yaptırması mümkün olabilir.
Açık duran bir el, karşısındaki kişiye içini gösterir. Böyle bir el, karşısındakine gizlisi ve saklısı olmaksızın güven ve dostluk sunar, uyum ve uzlaşmaya davet eder. Açık bir el insanın kendi isteğiyle aldıklarını ve verdiklerini sembolize eden bir jesttir.
*Avuç İçinin Aşağı Bakması
Daha duyarlı olan avuç içinin aşağı dönük olması, elin tersinin yukarı veya karşıdaki kişiye bakması, kişinin hassas tarafını dış dünyaya kapadığının işaretidir. Bir konuşma sırasında sürekli olarak elinin tersini konuştuğu kişiye karşı tutan biri, ya duygularındaki güvensizliği örtmeye çalışıyordur veya karşısındakinden sakladığı bir şey vardır.
Bu şekilde konuşan insanlarla uyum sağlamak zordur. Çünkü bu tür insanlar fikirleriyle adeta bir duvar örerler ve her türlü uzlaşmayı imkânsız kılarlar.
Konuşma sırasında en çok kullanılan başlıca el hareketleri şunlardır:
- Havayı hassas bir şekilde kavrama: İnsan eliyle ya da anlattığı konuya hassasiyet kazandırmaya çalışır ya da konuştuğu konuyla ilgili olarak gücünü gösterir.
İnsan nasıl küçük cisimleri parmaklarının ucunda dikkatle tutarsa, duygu ve düşüncelerini büyük bir hassasiyetle anlatmak istediğinde de bu jeste başvurur.
-Havayı güçlü bir şekilde kavrama: Bu jesti, bir konuda kararlılığımızı ve gerekirse en sert mücadeleye bile hazır olduğumuzu göstermek için kullanırız. Özellikle politikacılar bu jesti topluluk önünde yaptıkları konuşmalarda kullanırlar. Sıkılmış bir yumrukla yapılan konuşma toplulukları duygusal olarak heyecanlandırır.
- Havaya vurmak: Oldukça saldırgan bir ton taşıyan bu jeste konuşmacı açık olan avuç içiyle yukarıdan aşağı havaya vurur. Bu kişinin savunduğu fikirdeki kararlılığının, gerekirse kavgaya kadar gidebileceğinin işaretidir.
-Suçlama işareti: Kişi bir olayın sorumluluğundan sıyrılmak için işaret parmağını karşıdakine yöneltirken diğer üç parmağı avuç içine yumulur.
Aslında bu hareket karşımızdakini suçlarken farkına varmadan kendimizi suçlayışımızın bir ifadesidir. Çünkü sadece işaret parmağımız karşıdakini gösterirken diğer üç parmağımız kendimize yönelmiş durumdadır.
Burada sadece temel el hareketlerinin bazılarından bahsettik ancak bedenimizin ayaktaki duruşu, otururkenki durumumuz, masada karşılıklı oturma şekilleri, bacak hareketleri vb. birçok durumda karşı tarafa verdiği mesajlar vardır.
Daha iyi insan ilişkileri kurabilmek için…
Göz ilişkisi: İnsanların yüzüne bakanlar, bakmayanlardan daha çok hoşa giden insanlarla, onları rahatsız etmeyecek ölçüde, ancak mümkün olduğu kadar çok göz ilişkisi kurun.
Yüz ifadesi: Canlı olun, mümkün olduğu kadar sıcak ve dostça tebessüm edin ve gülün. Yüzünüz çevrenize olan ilginizi yansıtsın. Donuk ve ifadesiz gözükmekten sakının.
Baş hareketleri: Karşınızdaki konuşurken sık sık başınızı hafifçe aşağı yukarı hareket ettirerek onu dinlediğinizi ve anladığınızı hissettirin. Söylenenleri kabul edip etmemeniz önemli değildir, sizinle konuşana “anlaşıldım” duygusunu yaşatın. Başınızı hafif dik tutun.
Jestler: Çok aşırıya kaçmadan jestlerinizi kullanın. Ellerinizi cebinizde tutmaktan ve kollarınızı kovuşturmaktan, ellerinizle ağzınızı örtmekten kaçının. Açık ve anlaşılır jestleri tercih edin.
Postür (beden duruşu): Ayaktaysanız dik durun. Oturuyorsanız sandalye veya koltuğunuzu tam doldurun ve arkanıza yaslanın. Birisiyle konuşurken ve birisi doğrudan sizinle konuşurken öne eğilin ve ilginizi gösterin.
Yakınlık: İnsanlara daima, onları rahatsız etmeyecek mümkün olan en yakın mesafede durmaya gayret edin.
Yöneliş: Daima konuştuğunuz veya sizinle konuşan insana dönük durun. İkiden fazla insanla bir grup oluşturuyorsanız, sizin için önemli olanların dışındakilere merkezinizi kapatmayın. Mümkün olduğu kadar çok kişiye merkezinizi açık tutun.
Dış görünüş: Grup normlarına, toplumsal rol ve statünüze uygun giyinin. Giyiminize mümkün olduğunca renk katın. Saç el bakımınıza özen gösterin. Kendinize gösterdiğiniz özen, kendinize verdiğiniz değerin ifadesidir.
Konuşmanın sözel özellikleri: Çok fazla ve çok hızlı konuşmaktan kaçının. Bir topluluk içinde dinlediğinize yaklaşık olarak eşit miktarda konuşmaya gayret edin. Sesinizin yüksekliğini ve tonunu bulunduğunuz çevreye göre ayarlayın.
ÇEVRENİZDEN GÖRECEĞİNİZ İTİBAR VE SAYGI, KENDİNİZE ÖZEN KADARDIR.