Hangimiz yaşlı balıkçılardan eski balık anılarına dair hikâyeler dinlemedik. “Eskiden bu deniz akvaryum gibiydi, her çeşit balık vardı.” Bu sözü hepimizin işittiğine eminim. Peki Marmara’da balık çeşidinin azalmasının sebebi ne? Başlıca sebepleri; deniz kirliliği, av zaman ve limitlerine uymadan yapılan bilinçsiz avcılık ve artan deniz trafiği olarak sıralayabiliriz. İnsanoğlu maalesef sanayileşirken ilk etapta çevreye ne büyük zararlar verdiklerinin farkında olmamıştır. Yazıma iç karartıcı bir şekilde başladıktan sonra nihayet biraz sevindirici haberler vermeye başlayabilirim.
İnsanoğlu sürekli kendini geliştiren bir varlıktır. Bu sebeptendir ki tarih boyunca yaptığı hatalardan ders almasını bilmiştir. Kontrolsüz bir şekilde büyüyen sanayinin çevreye vermiş olduğu zararlar, gelişen medeniyetle birlikte onarılmaya başlanmıştır. Bugün çevreyi korumaya yönelik birçok yasa ve sivil toplum örgütleri vardır. Hayatta yapılan hiç bir uğraşın sonuçsuz kalmadığı gibi çevreyi korumak adına yapılanlar da sonuç vermeye başlamıştır.
Şimdi yeniden balık konusuna dönerek 14 yıllık balıkçılık yaşantımdan edindiğim gözlemlerden bahsetmek istiyorum. 1995 yılında Kocaeli’nin şirin beldesi Değirmendere’de başladım balık tutmaya. O zamanlar İzmit Körfezi’nin durumu içler acısıydı. Yaşlı balıkçıların bir zamanlar Marmara’nın akvaryumu diye niteledikleri İzmit Körfezi kirlilikten can çekişiyordu. Her 50 metrede bir açılmış kanalizasyon boruları şehrin pisliğini insanların gözü önünde denize boşaltıyordu. Denizin dibini hiçbir zaman görmek mümkün değildi. Bir zamanlar yüzlerce balık çeşidi yaşadığı söylenen körfezde birkaç çeşit balık kalmıştı. O yıllarda yakaladığım ve başkaları tarafından yakalandığını gördüğüm balıkları eksiksiz olarak sıralıyorum: Kayabalığı, gümüş, kefal, lapin, mezgit, istavrit. Balıkçılık hayatıma başladığım ilk bir sene bolca kayabalığı ve birkaç lapinden başka balık yakalayamadım. O zamanlar izmarit ve ispari gibi Marmara Denizi’ne özgü balıkları bile Akdeniz balığı sanıyordum. 1999 yılına kadar çok fazla değişiklik göstermeyen İzmit Körfezi, 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminden sonra inanılmaz bir değişim içine girdi. Bu üzücü deprem Değirmendere ve Gölcük sahilinde birçok binanın sular altına kalmasına sebep oldu. Sular altında kalan bina enkazları ise resif görevi görerek
birçok yeni balık türünün buralara gelmesine sebep oldu. Bu olaydan birkaç sene sonra da yaralarını sarmaya başlayan Kocaeli’de arıtma tesisleri kurularak kanalizasyonların denize dökülmesinin önüne geçildi. Kaçak avcılığa karşı tedbirlerin artması da eklenince İzmit Körfezi yeniden canlanmaya başladı. Son 10 yıldır Marmara’da her yıl yeni yeni sürprizlerle karşılaşıyorum. Körfeze tekrar dönen balıkları öncelik sırasına göre sıralayayım.
İlk defa deprem senesi kıyılarda kumları eşelerken tanıştım tekirle. Aynı sene mezgit oltalarına benekli hani de takılmaya başladı. İlk defa 1999 sonbaharında zargananın bu kadar kolay yakalanan ve bol bulunan bir balık olduğunu öğrendim. Yine aynı sene kurnazlığıyla bilinen kefali her yerden yakalamak mümkündü. Bir sonraki sene beni hayretler içinde bırakan mırmır girdi körfeze. Her biri yarım kilo civarı olan bu mırmırlar körfezi o kadar sevdiler ki artık mırmır, Değirmendere ve Gölcük için bir kültür balığı haline geldi. Her sene eylül başından aralık ortalarına kadar sahilde yüzlerce insanla birlikte mırmıra olta atmak apayrı bir keyiftir.
Körfeze tekrar dönüş yapan ve giderek çoğalan balık türlerini sıralayacak olursak; izmarit, ispari, minakop, eşkina, gelincik, iskorpit, sarıgöz, lüfer, palamut, kırlangıç, mahmuzlu camgöz, sivri burun karagöz, asıl karagöz, yazılı hani, kikla, barbun, sardalya ve pisi. Olta balıkçılığı için önemli olan balık türlerinde şu an aklıma gelenler bu kadar. Bu saydığım türler dışında sarpa, papaz, benekli hani ve çırçır türleri gibi güzel renkleriyle denizlerimize renk katan balıklar da cabası. 2007 yılından sonrasını finale sakladım. Çünkü bu tarihten sonra Marmara Denizi ve İzmit Körfezi’nde çoğalmaya başlayan balıklar gerçekten çok sevindirici türler. 2007 yılında körfezde çipura yakalandığını duyduğumda inanamamıştım. Bugün ise çipura yakalayanların sayısı giderek artıyor.
2008 yılında ilk defa körfezde bazı mercan türleri, ıstrangilos ve levrek yakalandığını duydum. Bu sene ise levrek avı en çok zevk aldığım avların başında geliyor. 2008 ilkbaharında esrarengiz bir şekilde Marmara’nın her yerinde baltabaş karagöz (diplodus sargus) yavrusu patlaması oldu. Bugün ise 350 gram ağırlığa ulaşmış olan baltabaş karagözlerin yüzlerce bireyden oluşan sürülerini her yerde görmek mümkün. 2008 sonbaharında Değirmendere sahilinde mırmıra olta atan balıkçılar tabak büyüklüğünde kalkan yavrularıyla tanıştı. 2009 yazı ise yepyeni sürprizlerle geldi. Lüfere olta atan çoğu balıkçı belki de hayatlarında ispendek (levrek yavrusu) yakalama şansı buldu. En güzel balığı finale sakladım. Benim duyduğum kadarıyla iki şanslı balıkçı eşsiz renkleri ve karizmasıyla balıkçıların gönlünü fethetmiş olan sinarit balığını yakalama onur ve şerefine ulaşmıştır.
Yaşlı balıkçıların aksine ben eski bol balıklı günlerin anılarıyla değil, gözümün önünde giderek canlanan bir denizin güzellikleriyle yaşıyorum. Umarım ileride çocuklarımıza ve tanıdıklarımıza eski güzel günleri anlatmak yerine beraber yaşama fırsatı bulabiliriz. Tüm balık sevdalılarına rastgele.