Türk Denizcileri Atlantik'te

Türk denizcileri ilk defa 1585 yılında Cebelitarık Boğazını (Türkler Septe Boğazı olarak da adlandırmaktaydılar) geçerek Atlantik Okyanusu’na açılmışlardır. Koca Murat Reis’in sevk ve idaresindeki bu küçük Türk filosu Kanarya Adalarının kuzeydoğusundaki Lanzaronto Adasını ele geçirmiştir. Adanın valisi de dahil 300 esirle birlikte, kayıp vermeden, üslerine dönmüşlerdir.


İngiltere’nin İspanya Büyükelçisi Sir Fancis Tun, Buckingam Dukasına yazmış olduğu bir mektupta “1616 yılında Türk denizcilerinin Cadiz ile Lizbon arasındaki sahillere seferler düzenlediğini ve İspanya Kralının da çaresizlik içinde bu harekata katlanmak zorunda kaldığını” belirtir. Ayrıca Murat Reis 1617 yılında Portekiz’e ait Maderia Adası’nı işgal ederek 1200 esir almış ve ana üssü olan Cezayir’e dönmüştür.

Fas’ın Türk denizcileri tarafından fethi de 17. yüzyıla rastlamaktadır. Türkler Fas’ın alınmasıyla birlikte Atlantik Okyanusu’na Kuzey Afrika’dan da ulaşmışlardı. Ayrıca İngiltere’de tahtta olan Kraliçe Elizabeth (1557-1603) kuzey denizlerdeki serbest ticareti kökünden kazıma derecesine gelmiş, korsanlık faaliyetlerini yasadışı olarak ilan etmiş ve cezasının da idam olacağını duyurmuştu. Bu durum da Türk denizcilerinin işine gelmişti. Çünkü manevra kabiliyetleri kısıtlanmış olan birçok yerel denizci Cezayirli korsanlara kılavuzluk ederek ganimetlerden pay alma yolunu tutmuşlardı.
Küçük Murat Reis’in Atlas Okyanusuna yapmış olduğu seferlerin en ünlüsü, 12’si kadırga olan 15 parçalık bir filo ile 1627 yılında yapılan İzlanda harekatıdır. Murat Reis bu harekata Manş Denizi’ni geçerek başlamış, Kuzey Denizi boyunca Danimarka ve Norveç kıyılarına taarruz etmiş, 20 Haziran 1627 tarihinde İzlanda açıklarına demirlemiştir. Bu bölgede 16 Temmuz tarihine kadar 26 gün kalan Türk Denizcileri, adayı kontrol altında tutmuş ve 400 esire ilave olarak büyük bir ganimetle Cezayir’e geri dönmüşlerdir. Yaklaşık 2800 deniz mili olan geri intikal seyri 27 günde tamamlanabilmiştir.Yaklaşık 4 knot süratle seyretmişlerdir. İzlanda’ya harekat düzenleyen bir başka denizci de Ali Biçin Reis’tir. O da 800 esirle geri dönmüştür.

Tarih sayfalarında Türk denizcilerinin, İzlanda seferinin ardından Newfoundland Adası ve Kanada’nın Labrador ve St Lawrence kıyılarına ve daha sonra da güneye inerek Amerika’daki Virginia sahillerine ulaştıkları bilgileriyle de karşılaşmaktayız. Hatta Türk denizcilerinin Karayip Denizi’ne yaklaştığını anlayan İspanyol korsanlarının telaşlanarak ele geçirdikleri ganimetten Cezayir’deki Türk denizcilerine pay vermek suretiyle onların Antillere gelmelerini engelledikleri söylenir.

17. yy’daki bir başka çarpıcı örnek ise, Türk korsanlarının, İrlanda ile Büyük Britanya adasına yapmış oldukları seferlerdir. 5 yıl boyunca 30 gemilik bir Türk filosu bu sularda gezinmişti. 1625 yılında Türk denizcileri, Bristol Kanalı’nın açığındaki Lundy Adasını almışlar ve Bristol liman ağzına hakim olmuşlardır. İngiltere, sahillerinden yalnızca 6 mil açıkta olan bu adayı alamamalarından dolayı, yıllarca birçok amiralini azletmiştir. 1631’de Türk denizcileri, nâçar kalan İngiliz limanlarını yıllık vergiye bağlamışlardı.

Bu arada yapılan bu korsanlık faaliyetlerinin önemini belirtmek için şunu da söylemek gerekir ki, korsanlık, akıncılık gibi bir teşkilât olup, Cezâyir Beylerbeyi’nin emrinde yürütülürdü. Rotterdam, Amsterdam, Ceneviz, Livorno ve emsali büyük Avrupa limanlarında ajanlıkta da bulunan Türk denizcileri o limanlara bağlı gemilerin giriş-çıkış ve rotalarını Cezâyir’e bildirirlerdi. Böylesi önemli bir istihbarat ele geçirildikten sonra işler Türk denizcileri lehine oldukça kolaylaşmaktaydı.

Türk denizcilerinin Atlantik Okyanusu’ndaki deniz alanlarını ustaca kullanmaları ve en uygun bölgelerde üslenmeleri denizleri çok iyi bilmekte olduklarını da göstermektedir. Piri Reis’in meşhur dünya haritalarından önemli ölçüde yararlandıklarını ve ellerinde başka haritaların da olduğunu kolaylıkla tahmin edebiliriz. Nitekim Evliya Çelebi de, Cezayir’deki Türk denizcilerinin İstanbul Galata’da satın almış oldukları haritalar ile Atlantik’e açıldıklarından bahsetmektedir.

Denizcilerimizin ileri üs olarak kullandıkları Lundy Adası’nın, Amerika ve Akdeniz’e seyredecek yelkenli büyük gemilerin konvoy teşkil etmek için en uygun toplanma noktası olması, Türk denizcilerinin coğrafya ve stratejiyi ustaca birleştirebildiklerini sergilemektedir. Ayrıca yapılan seyir planlamalarında lojistik konularının ayrıntılı olarak ele alınması, rüzgar ve deniz koşullarının değerlendirilmesi, ikmal ve onarım limanlarının en uygun bölgelerde seçilmesi özellikle ilgi çekicidir. 1613-1621 yılları arasında Cezyir Limanı’na ganimet olarak toplam 936 savaş ve ticaret gemisinin girmiş olması buna iyi bir örnek sayılabilir.

Tarihimize göz attığımızda böylesi faaliyetlerle karşılaşmak biz genç denizciler için çok önemlidir. Çünkü atalarının Atlantik’te korkusuzca seyirler yaptığını öğrenen genç denizciler de aynı harekatları korkusuzca icra edebileceklerdir.