ADE I

Harp 1’den Harp 2’ye geçerken yapılan Açık Deniz Eğitimi (ADE-I)’ne katılmak ve bu eğitimi başarıyla bitirmek Deniz Harp Okulu Öğrencileri için anlatılamaz bir onurdur. Çünkü ADE-I, öğrencilik hayatımızdaki ilk uzun seyir eğitimi olmakla beraber, meslek hayatımızda alacağımız görevler ile denizde fiili olarak ilk karşılaşmamızdır.

Takvim 2 Eylül 2009 tarihini gösterdiğinde, genç subay namzetleri olan bizler için beklenen gün gelip çatmıştı. İçimizde kopan heyecan fırtınalarını dindirmek dahi mümkün değilken, gözü yaşlı sevenlerimiz ve bizi gurur dolu bakışlarla izleyen komutanlarımızın huzurunda bembeyaz bir tören geçişi icra ediyorduk. Denizle kucaklaşmamıza dakikalar kalmış, ifadesi mümkün olmayan yüksek duygular içinde gemilerimize intikal etmiştik. 211 Deniz Harp Okulu, altı Kara Harp Okulu ve altı Hava Harp Okulu öğrencisinin bulunduğu kafile Eğitim Filotillası Komodoru komutasında,
TCG SOKULLU MEHMET PAŞA ve TCG CEZAYİRLİ GAZİ HASAN PAŞA gemileri Açık Deniz Eğitimi için ileri harekete geçecekti. Çimariva töreni sona ererken, son halatlar fora edildi.

TCG CEZAYİRLİ GAZİ HASAN PAŞA’nın avarasını TCG SOKULLU MEHMET PAŞA takip etti ve ilk limanımız olan, şanlı tarihimizin destan yatağı, Çanakkale’ye çizili rotamıza girdik. Gemi genel anons devresinden duyduğumuz ilk anons bilgilendirme amaçlı olup adaları (Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada) ve tarihçesini anlatmaktaydı. Seyir süresince bizler için yapılan bilgilendirme anonsları çok faydalı oldu.

Saat 11:30’da ilk vardiya için alesta vuruldu. Bize meslek hayatımız boyunca adeta can simidi teşkil edecek olan temel bilgileri almak hevesi içinde olan tüm arkadaşlarımla birlikte vardiya taburuna geçtik.

Vardiyalar haricindeki eğitimlerimizden biri olan posta çantası alma/verme eğitiminin icrasını izlemek üzere başüstünde toplandığımızda bazı arkadaşlarımıza fiili olarak eğitime katılma şansı verildi. Bizler de işaret köprüüstünden bahriyemizde sıklıkla yapılan posta çantası alma/verme eğitimini, bu sırada yapılan manevralar ve çekilen sancaklar dahil en ince ayrıntısına kadar öğrenme fırsatını elde ettik. Müteakiben yapılan taktik manevra eğitimiyle nizam tiplerini ve bu nizamlarda gemilerin birbirlerine göre kerterizlerini öğrendik.

Gemideki ilk günümüzün sonuna yaklaşırken, üzerimizdeki tatlı yorgunluğu güneşin batışını izleyerek attık. Gemi personelinin cana yakınlığı, öğretmeye istekli oluşu bizleri öğrenmeye istekli kılmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak kendimizi denize ve denizciliğe çok daha yakın hissetmeye başladık.

Ertesi gün Çanakkale Limanı’na aborda olmamızın ardından, alkışlar eşliğindeki yürüyüşümüz sonunda çelenk koyma töreni icra ettik. Her limanda olacağı gibi Çanakkale’de de bir gezi programı dahilinde ilk gün Deniz Müzesi’ni ziyaret ederek Nusrat Mayın Gemisi ve Çimenlik Kalesi’ni gördük. Çanakkale şehitlerimizin destanlarını dinledik ve her Türk gencinin hissetmesi gereken duyguları hissettik. Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK “Çanakkale Türkiye’nin önsözüdür.” derken on yedi yaşında şehit düşen İstanbullu Maksut Oğlu Rüstem’lere, Yahya Çavuş’lara bu sözü ithaf etmiştir. Çanakkale Türküsü’nde yer alan “ölmeden mezara koyulmak” deyişinin ne anlama geldiğini Namazgah Tabyası anlatır. Seddülbahir, on iki saatin on iki yıla dönüştüğü yerdir. Bomba sırtı 57. Alayımızın ebedi istirahatgahıdır. Conkbayırı, Ata’nın kokusunu muhafaza eden yerdir. İnsanüstü gayret gösteren kahramanlarımıza şu mısralar uygun düşecektir.

“Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın,
Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.”
Çanakkale’de bulunduğumuz üçüncü günde b

eş bin yıllık tarihe ev sahipliği yapan en eski yerleşim yerlerinden olan modern mimarinin temellerinin atıldığı Truva’yı görme şansı bulduk. Sonrasında ziyaret ettiğimiz Hasan Mevsuf Şehitliği’nde gördüğümüz Zabit Namzedi Halim’in kabri hepimizi duygulandırdı.
Eğitimimizin beşinci gününde Çanakkale Limanı’ndan Sinop’a gitmek üzere sabah erkenden avara ettik. Seyir süresince vardiyaların yanı sıra denize adam düştü ve savaş talimleri eğitimleri ile gemideki savaş organizasyonunda etkin rol oynayan branşları, komutan hedef ve önceliğinin ne anlama geldiğini öğrendik. Toplam üç vardiya tuttuğumuz iki günde eğitimin yanında yapılan keyifli sohbetler zamanın hızla akıp geçmesini sağladı. Bu süre içinde bizi en çok etkileyen husus, savaş yerlerinde gemideki üstün role anlayışı ve disiplindi.

Sabahın erken saatlerinde, Sinop yemyeşil örtüsüyle bizi kucakladı. Valilik önünde yaptığımız törenin ardından Sinop Valisi’ni gemimizde ağırladık. İlk günkü gezi programımıza uygun olarak önce ülkemizin en kuzey noktası olan İnceburun’a daha sonra Hamsilos Koyu ve Akliman’a gittik. Sinop’un doğal güzellikleri tarifi zor ancak gördüğünüz zaman huzur veren ve çoğu zaman kızgın Karadeniz’in izlerini taşıyan bir yapıya sahip.

Sinop’un bir diğer özelliği yılın hemen her günü gemicilere sığınma imkanı sağlaması. Bu nedenle “Karadeniz’de kaç liman vardır?” sorusuna cevap verirken saymaya kalkışmak yanlış olur. “Temmuz, Ağustos, Sinop” iyi bir cevaptır...
Günün sonunda Sinop Valisi’nin düzenlediği yemeğe katılacak on sekiz arkadaş öğretmenevinde toplandık. Yemekten sonra Sayın Vali’nin tüm Sinop halkı adına yaptığı konuşma Türk Silahlı Kuvvetleri’nin birer üyesi olan bizlere düşen görevin zorlu ama aynı zamanda şerefli, gururlu olduğunu tekrar hatırlattı ve göğsümüz kabardı. Türk Milleti’nin ordusuna olan güven ve sevgisini gittiğimiz her limanda görmek bizlerin mesleğimize ve vatanımıza daha çok bağlanmamızı sağlamıştır.

Sinop’ta bulunduğumuz ikinci günde, öncelikle son dönem Osmanlı mimarisini yansıtan Etnografya Müzesi’ni ziyaret ettik. Sinop Müzesi’nde Sinop Kenti’nin ismini mitolojiye göre ırmak tanrısı Asapos’un su perisi kızı Sinope’den aldığını öğrendikten sonra birçok ünlü ismin mahkumiyet sürdüğü, kale surları içine kurulmuş Sinop Kapalı Cezaevi’ne gittik. İsteğe bağlı son durağımız olan yirmi sekiz şelaleden oluşan, altı yüz on metre rakımlı, üç kilometre uzunluktaki Tatlıca Şelaleleri’ne çıkmak hepimiz için farklı bir deneyim olmuştur. 10 Eylül sabahı Sinop Limanı’ndan Trabzon Limanı’na doğru avara ettik. Hemen ardından denize adam düştü eğitimi icra edildi. Gemide seyir halindeyken ne kadar dikkatli ve çevik olmamız gerektiğini, herkesin birbirine karşı sorumlu olduğunu öğrendik.
İki gemi beraberce Tuzla’dan başlayan seyrimizde ayrılık noktasına gelmiştik. TCG CEZAYİRLİ GAZİ HASAN PAŞA Rize’de, TCG SOKULLU MEHMET PAŞA Trabzon’da liman yapacaktı. Trabzon’a sakin deniz ve fısıldayan rüzgar eşliğinde vardık. Trabzon Limanı’na avdetimizi müteakip valilik önünde törenimizi icra ettik. Trabzon Valisi’ni gemimizde ağırladıktan sonra Atatürk’ün en son 1937 yılında gittiği ve vasiyetini yazdırdığı ve O’nun adını taşıyan Atatürk Köşkü’nü ziyaret ettik. Atatürk’ün koridorlarında, odalarında yürüdüğünü bildiğimiz bir yerde olmak bizi geçmişe taşıdı ve çok duygulandırdı.

Gezimizin devamında uğradığımız kiliseden camiye dönüştürülmüş olan 750 yıllık geçmişe sahip Ayasofya Müzesi oldukça ilgi çekici bir yerdi. Ertesi gün uzun bir yolculuğun ardından anlamı “insanların birlikte yaşadığı yer” olan Sümela Manastırı’na çıktık. 1923 Lozan Antlaşması’yla boşaltılan manastır dini eğitimin yoğun olarak verildiği, dağların içine adeta oyulmuş çok güzel bir yapıydı. Trabzon’daki son gezi yerimiz olan Uzungöl, dağların arasında yeşille bütünleşmiş, doğal set gölü, saklı bir cennet gibi karşımıza çıktı. Her biri birbirinden lezzetli olan yöresel yemeklerin tadına doyamadık.

13 Eylül sabahı Tuzla’dan önceki son limanımız olan Karadeniz Ereğli’ye gitmek üzere Trabzon’dan avara ettik. Önümüzde iki gün boyunca geçireceğimiz üç vardiya kalmıştı. Artık gemi yaşantısını, vardiyaların nasıl tutulduğunu öğrenmiştik. Gemide örf ve adetler, ast-üst ilişkilerini yaşayarak gördük. İlk seyrimizde Karadeniz’in hırçın olmasını bekliyorduk, ancak Karadeniz bize hoşgörüsünü göstermiş ve bizi sıkmamıştı. Bunun da verdiği rahatlıkla tüm vardiyalarımızı eksiksiz tamamlayarak 15 Eylül sabahı Karadeniz’in incisi, Karadeniz Ereğli Limanı’na aborda olduk. Her limanda yaptığımız gibi coşkulu bir şekilde törenimizi icra ettikten sonra ülkemizin en büyük demir-çelik fabrikası olan Erdemir Demir-Çelik tesislerine gittik.

Karadeniz Ereğli’deki ikinci gezi durağımız müze oldu. Libya, Yunan, Roma, Abbasi, Emevi, Selçuklu, Osmanlı sikkeleri, yöreye özgü dokuma olan elpek kumaşı, silahlar, takılar, geleneksel Karadeniz Ereğli ev düzenlemesini yakından gördük. Gezimizin son durağı Gazi Alemdar Gemisi Müzesi oldu. Alemdar Gemisi’nin şanlı Türk tarihindeki yerinin önemini öğrendik. Alemdar Gemisi Kurtuluş Savaşı’ndan önce, özellikle Fransızlara karşı, Türk milletinin birbirine olan bağlılığı ve bağımsızlığına düşkünlüğünü bir kez daha görmemize vesile oldu.
Karadeniz Ereğli’de iki gün geçirdikten sonra limandan demir alma günü geldi çattı. Artık rotamız, Deniz Harp Okulu’nu, bizi özleyen ailelerimiz ile arkadaşlarımızı, 16 gün süren Açık Deniz Eğitimi’nin sonunu gösteriyordu. Eğitici, öğretici, eğlenceli, heyecanlandırıcı bir eğitim dönemini geride bıraktık. İçimizden “iyi ki Deniz Harp Okulu’ndayız, iyi ki denizciyiz.” diyerek beyazlar içerisinde Tuzla limanına aborda olduk ve sevdiklerimize özlemle kavuştuk. Gelecekte alacağımız görev ve vazifeler hakkında kafalarımızda şekiller oluştu. Okul Komutanımızın da değindiği üzere gemi hayatı nispeten yorucu ancak ziyadesiyle zevkliydi. Esen rüzgarların yönünden çok yelkenlerimizi tutuş şeklimiz önemliyse biz de bu seyir süresince yelken tutmayı bizzat tecrübe etmiş olduk.