
Deniz subaylığını ve denizciliği bir yaşam biçimi olarak seçmenize etki eden unsurlar nelerdir? Biraz açıklayabilir misiniz.?
Bunda yaşadığım yer, çevremdeki deniz ve askerlikle ilgili olgular ile denizciliğin çağdaşlıkla özdeş bir yaşam oluşu etken oldu. Ben Büyükçekmeceli’yim. Büyüdüğüm yer deniz kenarında olduğundan, çocukluğumdan beri denizle iç içe yaşadım. Ailece balığı severdik. Küçük bir balık sepetim vardı. Sabah erken saatlerde balıkçıların limana gelişleri ve tuttukları kırlangıç, barbun vb. değerli balıkları ayırmalarından sonra, ağlarda kalan ve 1960’lar için ıskarta sayılan sardalye, uskumru, istavrit gibi balıkları eve götürürdüm. Balık tutardım, yüzerdim.
Babam Mehmet SAĞDIÇ askerliğini Ayancık gemisinde Vardabandıra olarak yapmış. Babamın yöreden yine vardabandıra olan arkadaşları vardı ve mahalleye girişlerinde birbirlerini simafor muhaberesi ile karşılarlardı. 10’uncu Deniz Kuvvetleri Komutanımız Sayın Ora.Nejat TÜMER TCG Ayancık Muhabere Subayı iken, babam da aynı gemide askerliğini yapmış. Bu iki denizci ile, aynı gemide o günlerde Silah Subayı olan (E) Dz.Kd.Alb.Bahattin ÖZAYDIN’ı (Gemideki askerler arasındaki lakabı Tarzan Bahattin’miş) geçtiğimiz Eylül ayında bir araya getirebildim. 1946 yılında Karadeniz de II.Dünya Harbi mayınlarını taramışlar. Sonraki günlerde Fenerbahçe D/G İstasyon Komutanlığında birlikte yemek yedik. Ora.Nejat TÜMER ile babamın halen simafor muhaberesi ile haberleşiyor olması gerçekten ilginçti.
Komşumuz Selahattin Bey Amcanın oğlu o zamanların genç deniz teğmeni olan rahmetli Sait SAYDAĞ ile, mahallemizden deniz astsubayı Selçuk Bçvş.’u da çocukluk çağlarında tanıdım.
Bunlar yanında, Dedem Emin SAĞDIÇ Balkan Savaşı ve 1.Dünya Savaşı gazisiydi. Balkan Savaşında Edirne Muhasarası’ndan mucize eseri sağ kurtulup, düşmana esir düşmüş. Yapılan esir mübadelesi ile altı aylık bir esaret sonrası yeniden memleketi Kavala’ya dönmüş. 1.Dünya Savaşı için seferberlikte Yıldız Sarayı’nda yeniden askere alınarak, Suriye Cephesi’ne gönderilmiş. Orada yapılan muharebelerde de sağ kurtulmayı başarmış ve tekrar memleketine 6 aylık bir Anadolu serüveniyle 1918’de geri dönebilmiş.
Ayrıca, Dayım (E) Alb.Vahit ERDEM de 1960’lı Kara subayıydı. Benim çağdaş bir denizci olmamı en çok o istemişti. Deniz Lisesi sınavı için beni kolumdan tutup Heybeliada’ya kendisi götürmüştü. Dolayısıyla; çocukluğumda deniz, askerlik ve çağdaş yaşam duygusu hep iç içeydi. Bunlar beni çok etkiledi.
Okula girmemle birlikte denizcilik benim için bir yaşam biçimine dönüştü. Artık, emeklilikten sonra da deniz ve denizcilikten uzaklaşmam söz konusu olamaz.
Deniz Kuvvetlerimizin en önemli kurumlarından birisi olan Deniz Harp Okulunda eğitim-öğretim gören biz Deniz Harbiyelilerin sahip oldukları nitelikleri geliştirmeye yönelik önerileriniz nelerdir?
Çeşitli gerekçelerle okulunuza geldiğimde, sizlerle sık sık konuşuyorum. Genel nitelikler anlamında “Evrensel düşüncede iyi bir insan, iyi bir vatandaş, iyi bir asker, iyi bir denizci ve iyi bir mühendis” olmak durumundasınız. Bugün birçok mesleğin üzerinde özelliklere sahip olarak yetişiyorsunuz. Gerek Deniz Lisesi ve gerekse sivil kaynaktan öğrenci alımlarında bu hususlara büyük önem veriyoruz. Eğitim süresi boyunca bu saydığım alanlarda kendinizi geliştirmek zorundasınız.
Sağlam karakterli, dürüst, alçak gönüllü ancak; kendini ezdirmeyen, özgüveni olan, araştırmacı, öğrenim tekniği olarak sorgulamayı benimsemiş, inisiyatif sahibi olmak çok önemli. Modern çağın öğretisinin temel unsurlarını tanımlayan Bernard Russell’a göre; anadil, matematik, fizik, müzik, sanat ve spor birbirini bütünleyen temel eğitim alanlarıdır. Gerek Sosyal Bilimler, gerekse Fen Bilimleri bu temel alanların üzerine oturtuluyor. Ayrıca, küresel anlamda gelişmeleri takip edebilmek ve ömür boyu kendimizi geliştirmek için anadilde gördüğümüz temel eğitimlerin yanında, yaygın bir yabancı dili çok iyi konuşuyor olmak, bir diğer yabancı dili de anlaşabilecek kadar öğrenmek 21 yy. için gerçekten büyük önem arz ediyor.
Geleceğin subayları “Deniz Harpliler” olarak hızlı okuyabilmeli, çok okuyabilmeli ve düşüncelerinizi uygun bir anlatım diliyle konuşabilmeli, yazabilmelisiniz. İnsan beyni acil durum ve refleks anlarında anadilde düşünür. Batı toplumları ile karşılaştırıldığında okuma alanında kişi başına düşen sayfa sayısında çok gerilerdeyiz. Örneğin NATO görevi nedeniyle bulunduğum Belçika’da çocuklarımdan biliyorum, yarıyıl ve yılsonu tatillerinde ilköğretim okulu öğrencilerine okuma ödevi olarak 10 dolayında kitap veriliyordu. Bunda amaç; kişilere daha o yaşlarda okuma alışkanlığı kazandırmaktı.
Dört akademisyenin katılımıyla geçen sene yapılan “İnsan gelişimi, yetişme ve yetiştirmek” konulu sizlerin de izlediği Toplam Kalite Yönetimi (TKY) Kongresi’nde, özellikle Prof.Dr. Yankı YAZGAN’ın pedagojik çağdan itibaren insan beyninin gelişim evrelerinden bahseden sunumu oldukça ayrıntılı ve ilginçti.
Deniz Harp Okulu’nda geçirdiğiniz yıllar, bundan sonraki 30-40 yıllık meslek hayatınızı şekillendirmek açısından büyük öneme sahip. Örneğin, kendim Fen Bilimlerindeki başarımla ABD’deki Yüksek Lisans (P.G) eğitimine gidişimi, Akademiye girip Kurmay Subay oluşumu, meslek kariyerim ve yabancı dildeki başarımla yurt dışı karargahlarda görev alışımı hep bu yuvada sağlam temellere dayalı eğitim görmüş olmaya borçluyum. Zamanınızı iyi değerlendirin. Sizlere tavsiyem; erdemli olmanız, sonradan pişmanlık duyacağınız davranışlardan kaçınmanız ve sorgulamaya dayalı öğrenme yeteneğinizi sürekli geliştirmenizdir. Bunun ötesinde, her fırsatta hayatınızı yaşayın. Yoğun bir çalışma periyodu sonrası elde edeceğiniz tatil ve dinlenme zamanlarında mutlaka keyif aldığınız ve kendinizi basitte olsa ödüllendirecek bir şeyler yapın. Zengin bir deniz sporları kapasiteniz var, yararlanın. Bir tavsiyem de evlilik sürecinizle ilgili. Bizim mesleğimiz insan ve aile odaklıdır. Deniz Kuvvetleri bir ailedir. Denizci Eşleri, iç ve dış aile anlamında, Bahriye yaşamının çok önemli desteği ve aynı zamanda yöneticileridir. İyi paylaşıldığında gıpta edilen, mükemmel bir hayat serüveni olan bu süreç için yol arkadaşınızla karar vermeden önce bu değerleri paylaşabileceğinizden, karşılıklı birbirinize destek olabileceğinizden emin olmalısınız.
Deniz Harp Okulu yıllarında başınızdan geçen, unutamadığınız ve bizimle paylaşmak istediğiniz bir anınız var mı?
Deniz Harp Okulu yılları benim için çoğu tatlı ama bir kısmı buruk anılarla dolu. Bunlardan birkaçını sizinle paylaşayım.
O yılların sınıflarının SAVARONA anıları hep güzeldir. Biz iki yıl yurt içi, son yıl yurt dışı olarak üç yıl bu şansı yaşadık. İtalya, Yunanistan yaşam felsefesi olarak belki pek değişmedi, ama 1972 yılının Romanya’sının bizi nasıl gıpta ederek ağırladığını unutamam.
İrili, ufaklı çok anımız var. Lodoslu günlerde Heybeliada dışında oturan bazı öğretmenlerimiz derslere gelemezlerdi. Özellikle lisedeyken, çocukluk işte, derslerin boş geçtiği saatler sanki çok uzun süreli bir tatil gibi gelirdi bizlere. Dolayısıyla her lodoslu günde gözümüz Burgaz Burnu’nda vapuru kollardı, ama çoğu zaman o hınzır vapurun baş bodoslaması iskele hizasında gözükür ve boş ders keyfimiz yarım kalırdı.
Öğretmenlerimiz çok hoşgörülüydü. Akşam etüt saatlerinde nöbetçi öğretmen koridorda gezinirken, baş gösterme yarışı yapardık. Öğretmen koridorun uzak köşesinde iken, 1’inci arkadaşımız zemin seviyesinde kafasını dışarıya uzatır, diğer arkadaşlar da boyumuz yettiği kadar kafalarımızı göstermek için onun üzerine sıralanırdık. Nöbetçi öğretmen ise hiç koşmadan, sabırla sınıfın kapısına yaklaşır; biz ise, Pasifik’teki çocukların köpekbalıklarına karşı yüzme cesareti gösterdikleri gibi, son saniyelerde sıralarımıza kaçışırdık. Öğretmen sınıfa girer, bu davranışı yapanların kimler olduklarını sorgulayarak, sıraların arasında gezinir, ancak sınıfı itirafa zorlamazdı. Biz de yarışmayı daha çok kafa, daha kısa süreye göre yıl boyu geliştirirdik.
Şubat ayında karlı bir havada futbol sahasında oynarken, topu denize kaçırdım. O yıllarda okuldaki top sayısı azdı ve poyrazın etkisiyle top uzaklaşıyordu. Topu almasam, belki bir daha futbol da oynayamayacaktık. Daha fazla gecikmeden eşofmanları fora edip, denize atladım. Yaklaşık 40-50 mt. açılan topu alıp kıyıya dönerken, suyun soğukluğunun etkisiyle vücuduma sanki çiviler batıyor ve haşlanıyor gibi hissettim. Sonunda futbol aşkı galip geldi ve topu kıyıya getirmeyi başardım.
Harp Okulu yıllarında sıkıntılarımız da oldu. 12 Mart 1971 döneminde büyük isabet aldık. Sınıf arkadaşlarımızdan hafta sonu tatillerinde bazı toplantılara katılan ve aşırı uç görüşlere sempati duyduğu kanısı oluşan 30 arkadaşımız o sene devre kaybetti. Bir o kadarının da okuldan ilişiği kesildi. 145 kişilik sınıf 77 kişiye düştü. Yaz döneminde daha fazla isabet almayalım diye olsa gerek, sadece 3-4 kişi sınıfı doğrudan geçti, diğerleri bütünlemeye bırakıldı. O yıllar, bize yakın diğer sınıflar da benzer travmayı yaşadılar. Fakat ÖSYM benzeri bir sınavla ilk seçilen iyi bir sınıftık, geride kalanlar yükü sırtlandılar, sınıfımızdan 6 Amiral terfi etti.
Deniz Harp Okulu öğrencileri için gündemi etkin bir şekilde takip edebilme, olayları yorumlayabilme ve ders çıkarabilme konularında bizlere hangi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Bizlerin öğrencilik yıllarına oranla, şu anda Deniz Harp Okulu’ndaki iletişim olanakları çok daha ileri düzeyde. Bizim zamanımızda haftada iki gün, 1-2 saatliğine siyah-beyaz yayın yapan televizyondan başka bir iletişim olanağı yoktu. Şimdi ise çok kanallı televizyon, internet bağlantısı, dergi, gazete ve diğer yazılı basın olanaklarının oldukça gelişmiş olduklarını görüyoruz. Bunlardan büyük oranda yararlanın.
Ayrıca izin periyotlarınızı mutlaka iyi değerlendirin. Kendinize uygun arkadaşlarınızla dış dünyayı da yaşayın. Belki maddi koşullar çok yüksek bir standarda olanak vermiyor. Ancak, gerekirse iki haftada bir izine çıkın ama, seviyenize uygun bir semt veya mahalde sivil toplumu tanıyın. Bunu yaparken de kılık kıyafetinizin Deniz Harp Okulu öğrencisine yakışır durumda olmasına özen gösterin.
Ders çıkarabilmeye gelince; bu bir miktar tecrübe ve zaman gerektirir. Unutmayın ki ders çıkarabilmek ve fikir sahibi olabilmek için öncelikle okumak, irdelemek ve gözlem yapmak gerekir. Yine de kendi bilgi altyapınız ve gözlemleriniz doğrultusunda belirli bir alanda olaylardan ders çıkartma yeteneğine sahip olabilirsiniz. Son 10-15 yıl içinde yakın çevrenizdeki olaylara bir bakın. Atatürk’ün o müthiş vizyonu ile kurulan laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetinin anlamını ve gücünü çok daha iyi göreceksiniz.
2006-2007 Eğitim-Öğretim döneminin başından itibaren uygulanmaya başlanan Eğitim Ölçme ve Değerlendirme Sistemi (EÖDS)’nin, öğrencilerin yılsonu ve mezuniyet başarı sıralamasını belirleyecek şekilde, etkinliğinin artırılması konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
Deniz Harp Okulu’nun kurulduğu yıllardan beri bir ölçme değerlendirme vardı. Ölçme yapamazsanız gelişmeyi gözlemlemek ve yönlendirmek de olası değildir. Var olan bu ölçme ve değerlendirme faaliyeti, öğrenci sınavları yanında Akademik kadroların doluluğu, materyal yeterlilik ve öğrenci değerlendirme defterleri dahil EÖDS adı altında bir sistem içinde birleştirildi. Geçtiğimiz yıl ikinci versiyonu ile sistemin iyileştirilmesi/geliştirilmesi sağlandı. Ancak daha iyiye doğru sistem sürekli geliştirilebilir. Biz sadece lisans eğitimi veriyor olsaydık, akademik eğitimle yetinebilirdik. Oysa hedefimiz iyi subay yetiştirmek ve bu nedenle spor ve disiplin dahil, diğer duyuşsal alan gelişimine de büyük önem veriyoruz. Sistem bu değerleri de kayda alıyor.
Belki gelecekte yapılacak mezuniyet törenlerinde en iyi akademik performansı gösterenlere paralel olarak, tüm kriterleri içeren toplu bir değerlendirme ile “En iyi deniz subayı” mezuniyet derecesi oluşturulabilir. Bu maksatla Öğrenci Değerlendirme Defterleriniz okul hayatınız boyunca titizlikle işleniyor ve mezuniyet sonrası bir performans göstergeniz olarak kopyaları atandığınız birlik ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığına gönderiliyor.
Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığınca, önümüzdeki dönemlerde uygulamaya yönelik, hangi projeler planlanmaktadır? Sizin bu projelerden beklentileriniz nelerdir?
Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı bağlısı okullar ile birlikte gerek fiziki, gerekse eğitim kalitesini geliştirmeye yönelik idari projeler üzerinde çalışıyoruz.
Fiziki anlamda Deniz Harp Okulu ile ilgili projeler olarak, iki adet Uskuna ve dört adet 60 ft’lik yatların tedarik işlemleri devam ediyor. Bahse konu yatların temin edilmesi ile birlikte bir sınıfın topyekün denize çıkmasını sağlayabileceğiz. Özellikle Uskunalarla çevre denizlerde yurt içi ve yurt dışı liman ziyaretleri yapılabilecek.
İdari anlamda EÖDS sisteminin ve ders değerlendirme anket formlarının geliştirilmesi, sosyal bilimler alanında “deniz hukuku ve uluslararası ilişkiler” dalının yeniden faaliyete geçirilmesi, öğrenci maaşlarının artırılması ve tazminatların düşürülmesi gibi girişimlerden de söz edebilirim.
Sosyal Bilimler alanında Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bir inceleme yapılması direktifi üzerine, geçen sene ABD, Fransa Deniz Harp Okullarına yapılan ziyaretler ve 20 dolayında ülkenin Deniz Harp Okulundan Ataşeler vasıtasıyla edindiğiniz bilgilere dayanarak böyle bir alanda diğer ülkelerde olduğu gibi bizde de bir branş açılmasına ihtiyaç olduğu tespit edildi.
Özellikle geçen sene yapılan incelemelerde, Deniz Lisesi öğrencilerin, liseden mezuniyet dönemine geldiklerinde, yetenek gelişimi olarak bir kısmının sosyal bilimlere daha yatkın hale geldikleri, bu nedenle Deniz Harp Okulu’nda Fen Bilimlerine dayalı mevcut yedi dalda zorlandıkları tespit edilmiştir. Önümüzdeki dönemlerde bu dallardan bir kısmının birleştirilmesi ile 18 – 20 kişilik bir sosyal bilimler bölümüne yer açılabileceğini düşünüyorum. Böylelikle halen sivil üniversiteler desteğinde, ancak Deniz Bilimleri Enstitüsü onaylı olarak gerçekleştirilen uluslararası ilişkilere dayalı yüksek lisans çalışmalarının da temelini oluşturabileceğimiz kanısındayım. Böyle bir branşın teşkili, gelecekte de deniz stratejisi ve deniz hukukuna ilgi duyan sivil-asker tüm akademisyenler için bir çekim merkezi oluşturabilecektir.
Bir de denizciliği tanıtma, sevdirme ve yaygınlaştırma ( DTSY ) anlamında sizlerden önemli bir beklentim var. Bizim yıllarımızda okulumuzun rüzgar kültürü ve yelken kapasitesi çok düşüktü, sizlerin olanakları ise çok yüksek. Komutanlarımızın deniz izciliği atılımı paralelinde ileride görev yapacağınız her yerde, genç subaylar olarak, yelken ve su sporları yapmanızı, yarışmalara katılmanızı, sivil toplumda bu olguyu geliştirmenizi umuyor ve bekliyorum. O zaman Büyük Atatürk’ün “ Denizciliği Türk’ün milli ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız ” sözü ile bize işaret ettiği hedefe bize yaraşır biçimde daha yaklaşmış oluruz.
Yüklü akademik programınıza rağmen PUSULA için sürdürdüğünüz ek görevinizden dolayı sizleri kutluyor, derslerinizde başarılar diliyorum.