Türk Sinemasının En Kötüleri

Türk filmlerini izlerken, birtakım aşağılayıcı sözlere maruz kalan, baş aktörden dayak yiyen ya da iğrenç bir kahkahayla filmin siyah yüzünü canlandıran çok değerli sanatçılar çoğu zaman göz ardı edilirler. Meşhur Battal Gazi Destanı’nda Bizans Ordusu kumandanı Delibaş Aryon’u canlandıran Cihangir Gaffari, bu oyunculardan sadece bir tanesi. Gelin Türk sinemasının bu usta kötülerini bir kez olsun hatırlayalım.

O kadar çok isim var ki aklımda, kolay olması için önceliği bayanlara vermek istiyorum. Bir yüz, bir bakış ancak bu kadar kötü kadın rolüne yakışabilir. Aliye Rona, cahil köylü kadınını, şirret, arabozucu anneyi hakkını vererek oynayan nadir yüzlerden olsa gerek. “Gelin” filminde batıl inançlı kaynanayı, “Yumurcak” filminde ise gelinini istemeyen modern giyimli zengin anneyi mükemmel denebilecek seviyede bir başarıyla canlandırmış. Birkaç satırla anlatamayacağımız bu usta oyuncuyu saygıyla anıyoruz.

Bazı filmlerde saf ve temiz, hatta fedakâr anne rolleriyle de karşımıza çıkan Suzan Avcı’ya, kötü kadın rolünün daha çok yakıştığı aşikârdır. Aksi bakışları ve yaptığı kötülüğün verdiği hazla attığı kahkahalar hala kulaklarımda çınlıyor. Türk filmlerinde genellikle bakımlı kadınlar, ukala, arabozucu, itici rolleri canlandırırlar ki; ya baş aktörü baştan çıkaran Suzan Avcı ya da fuhuş yapan kadın olarak Aliye Rona görülür beyazperdede. Ama çoğu zaman yaptıklarından ötürü pişman olmakta ve birden bire izleyicinin gözünde sevilen biri de olabilmektedir.

Bakımlı kadınlar sınıfına Lale Belkıs’ı eklemeden olmaz. Rolleri genellikle arabozucu kılıfında olsa da, ben öyle düşünmüyorum. Sevgilisiyle mutlu mesut yaşarken, bir kadın -genellikle Hülya Koçyiğit ya da Filiz Akın- çıkagelir ve tüm bu güzel hayatı mahveder. Görüntüde adam mutsuzdur, çıkagelen kadın ise mağdur. Sırf güzel görünümüyle yarışı baştan kaybeden Lale Hanım elbette ki cezasını bulur. Asıl mağdur bizzat kendisi olmasına rağmen…
Kötü adamlara gelince… Sayısız kötü adamdan seçim yapmak gerçekten zor olsa da en tanıdık simaları yazıya koymayı tercih ettim. Erol Taş’ın, yolda giderken kendisine taş atan insanlar için şöyle bir sözü var: “Bana taş değil, ekmek atıyorlar.” Haklısın Erol Ağabey. Sen sokakta taşlanmayı da, bütün kötü adam rollerini almayı da hak eden bir oyuncuydun. Taşlanma meselesi şakadan ileri gitmese de, kendisi yıllarca hafızalardan silinmeyecek bir kötü adam. Kötü adamlar, attıkları içten ama bir o kadar da nefret dolu kahkahalarıyla Türk filmlerinde unutulmayacak sahneler yaratmışlardır... Esir düştüğü Bizans kumandanının, Battal Gazi’yi zindana baş aşağı astırması, herhalde çok klasik bir sahne olsa gerek... Bu sahnelerin olmazsa olmazı ise, Şövalye Antuan’ın ya da Şövalye Andrea’nın -Tarkan filmlerinde Toro veya Kostok olarak karşımıza çıkar- başardım edasıyla attığı kahkahadır. İşte bu sahnelerin kahramanı Bilal İnci hepimizin tanıdığı bir yüz ve kötülüklerin efendisi durumunda bir aktör. Her zaman en son ele geçen, bütün adamlarını baş aktörü öldürmesi için gönderen, bu en kötü adamımızın sayısız filmi Türk sinema tarihine geçmiş vaziyette. Tabii Kâzım Kartal gibi bir aktörü de unutmamak gerekir ki, Bilal İnci ile canlandırdıkları rollerin arasında pek de bir fark yoktur. Kazım Kartal’ı, Kemal Sunal’ın “Sahte Kabadayı” filminde canlandırdığı “Muhtar” rolüyle görüyoruz.
Turgut Özatay, genellikle uyuşturucu kaçakçısı bir mafya babası rolünde görülüyor. Kemal Sunal’ın “Üçkâğıtçı” filmini saymazsak, kötü adam dışında bir rolü canlandırdığını görmedim diyebilirim. “Korkusuz Korkak” adlı filmdeki limon sahnesi sanırım hepimizin hala hatırındadır. O filmin sonlarına doğru bir sahne var ki kesinlikle unutulmaz. Tam Mülayim’i (Kemal Sunal) yakaladıkları sırada içeriye “Gaddar Kerim” rolüyle Hikmet Taşdemir girer. Paranın dik gelmesi bu yazıyı yazarken bile beni güldürüyor.

Tabi Türk sinemasında mafya babası tiplemesi vazgeçilmez bir unsurdur ki, mafya babaları her zaman en kötü rolünü kaldırabilecek oyuncular olmalıdır. Kenan Pars’tan, Yavuz Karakaş’a; Hüseyin Peyda’dan, Yıldırım Gencer’e; Kuzey Vargın’dan, Nuri Alço’ya kadar geniş bir yelpazedir bu…

Bir de sürekli dayak yiyen, Cüneyt Arkın filmlerinin vazgeçilmez kötü adamları vardır. Oğlunun Battal Gazi’yi Bilal İnci kurtarması için açması gereken yedi kapının anahtarlarının, yedi ayrı şövalyeye verildiği ve oğul Battal’ın babasını kurtarması için öldürmesi gereken bu yedi şövalye işte tam da bahsettiğimiz kötülerdir. Bu oyuncular hiçbir zaman en kötü olmamışlardır ama her zaman kötülerin yanındadırlar. Öyle alışmışızdır ki onların kötülüğüne, bir an iyinin yanında görsek bile her an bir hile yapıp tekrar kötüye hizmet edeceklerini zannederiz. İbrahim Kurt, Danyal Topatan, Cevdet Özalaş, Kudret Karadağ, Hüseyin Baradan, Süheyl Eğriboz da o isimlerden sadece birkaçı...

Beyaz takım elbisesi, elinde viski bardağı, karşısında duran adamlarına tam bir patron edasıyla emir veren 80’li yılların en kötü adamı Nuri Alço, elbette ki unutulmazlar arasında yerini almıştır. Onun bu içki ve uyuşturucu sevdası sadece onda değil Suzan Avcı ve Lale Belkıs’ın değişmez kader arkadaşları Önder Somer’de de vardır. İnce bıyığı, taranmış saçları ve asil edasıyla kimi zaman düzgün bir adamı canlandırsa da biz onu hep kötü olarak hatırlayacağız. Önder Somer, şık giyimi ve düzgün Türkçesiyle, Cem Yılmaz esprilerini süsleyen örnek bir kötü adamdır bizim için.

İsimlerini yazmadığımız şüphesiz sayısız kötü adam vardır. Onlar aslında Türk sinemasının korkulan veya istenmeyen yüzünden çok sevilen yüzleri oldular. Onların görüldüğü sahneler, izleyeni en çok etkileyen sahne olduysa eğer, bunun bir başarı olduğunu ve bu başarının onlara ait olduğunu unutmamak gerekir. İyiyi iyi yapan kötülerse, Yeşilçamı Yeşilçam yapan da yine kötülerdir.