Populer Tarih Yorumlarına Eleştirisel Bir Bakış


Lirik bir geçmiş zaman özlemi ya da gerçekçi olmayan gelecek planları... Tarihi, çarpık temellere oturtulmuş gelecek hesaplarının kurbanı yapıp, popülerleştirmek ne derece doğru? Şüphesiz ki, tarih belgelere, arşivlere dayanır. O günün akışında üstüne not düşülen her olay bir vesika olarak bir yerlerde yerini alır ve zamanı gelince konuşmak üzere sahneye yeniden çıkar. Ancak tarihi bir belgeyi alıp, bugünün boyutlarıyla dar ve sığ bir bakış açısının kurbanı yaparsanız, muhtemelen ortaya çıkan tablonun da gerçeklikle uzaktan yakından bir ilgisi olmayacaktır. Son birkaç yüzyıllık tarihimizde ne kadar çok anlatamadığımız ve dünyaca yanlış anlaşılmış mesele var. Sorun, bu belgelerin işlenmesi ve olayların yaşanıldığı dönemin değerlerine bakılarak, lirik bir milliyetçilik ve hamaset duyguları içine girilmeden -objektif olarak- bakamamamızda. İşte, neden bu değerde bir “tarih yazamamızın” üzerinde duralım.
Batılılaşma... Geri kamışlığın bir sonucu olarak yansıtılan bir aydınlanma serüveni... Bir başka deyişle de, rönesans-reform döneminde başlayan ve Batı; Sanayi İnkılâbı’nı gerçekleştirirken devam eden bir uyku.

Osmanlı padişahları, özellikle devletin en parlak dönemlerinde, kendilerini dünyanın hükümdarı olarak görüyorlardı. Dergimizin bir önceki sayısında yayınlanan, Kanuni Sultan Süleyman’ın Fransa vilayetinin kralı’na(!) yazdığı mektup, bunun en somut örneğidir. Hatta kendi devrinden çok sonra kurulacak olan ABD’nin başkenti Washington’daki dünyanın en büyük 23 devlet adamının büstünün bulunduğu alanda, Kanuni Sultan Süleyman’ı da görmekteyiz.
Ne yazık ki, modern dönemde Türk aydınının dış dünyayı pek sıkı takip etmediğini görüyoruz. Özgür düşüncenin yayılması, sosyal hayatta kilise egemenliğinin yıkılması gibi Avrupa’da önemli gelişmeler olurken, bizde hiç yankı bulmamıştır. Aslında bu, bir ölçüde de yadırganmaması gereken bir gerçektir. Çünkü, kapanan ortaçağ bizim medeniyetimizin karanlık dönemi değildi. Bilim-tekniğin, edebiyatın, sanatın birçok dalında ortaya koyduğumuz envai çeşit ürün vardı.

Ortaçağ Avrupası, çok katı bir skolastik düşüncenin egemenliğindeydi. En önemli sorunun güvenlik sorunu olduğu dönemin Avrupasında, insanlar kilisenin emirlerine hiç sorgulamaksızın itaat ediyor ve kilise de egemenliğine aldığı bu kitlenin hükümdarlığını kaybetmemek için elinden geleni yapıyordu. Mekanın farklı bir boyutunda, doğu uygarlıklarında devletlerin hanlar, kervansaraylar yaptıkları; yolcuların buralarda ihtiyaçlarını giderdikleri ve konakladıkları, devletin bunun karşılığında da bir şey talep etmediği zamanlar yaşanıyordu. Tüm bunları genel anlamda irdelersek, aslında batı dünyasından gelen haberlere dikkat etmeleri için de bir sebep yoktur aslında.

Osmanlı’nın son dönemine kadar başka ülkelere elçilik açmadığı, diğer ülkelerin İstanbul’daki elçilerini de resmi bir yetkili olarak tanımadığını görüyoruz. Leonardo Da Vinci’nin Haliç’e köprü yapmak istediği ve bu konuda gönderdiği planları, arşivlerde bulunuyor. Hatta, çok sonraları Jules Verne aya gidecek bir uzay aracı yapmak istediğinde, Avrupa’da pek destekçi bulamazken, bizim hükümetimizin ona yüklü para yardımında bulunduğu da bilinen gerçekler arasında.

Bütün bunlara rağmen, sınırlarımızı gelişmeye bu kadar sıkı kapatmasaydık, Avrupa sistemi içerisinde kendi fikirlerini kabul ettirememiş ve bu mücadelelerini hayatlarıyla ödemiş entellektüel bir nesil bizim topraklarımızda büyük bir düşünce ve kültür-sanat rönesansına kaynak olabilirdi.

Bize düşen şey, tarihi doğru okuyabilme yeteneği kazanmak ve bunu, geleceği okumakta bir araç olarak kullanmaktır. Bu konuda takıldığımız en önemli nokta, temel tarih bilgilerini, kaynak eserlerden okumak yerine, başkalarının düşüncelerini okuyup, bunları gerçekmiş gibi benimsememiz. Bunu farklı tarihler için örnekleyebiliriz. Örneğin; Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk adlı eserini okumadan Milli Mücadele dönemini anlamak biraz eksik kalır. Aynı şekilde dönemin yabancı basınını ve uluslararası ilişkilerini de farklı kaynaklardan öğrenip değerlendiremezsek, olayların bugüne yansımaları hep eksik kalacaktır. Osmanlı tarihi de, aslında cumhuriyet dönemi modern Türkiye’sini anlamak için bir gerekliliktir.

Biraz da Osmanlı tarihine değinelim: Osmanlı tarihi için nasıl Hammer’in tarihi okunması gerekiyorsa, bizzat Atatürk’ün direktifiyle çok önemli bir çalışma ortaya koyan İsmail Hakkı Uzunçarşılı ve Enver Ziya Karal’ın “Osmanlı Tarihi” adlı eserini okumak da bir o kadar gereklidir. Bazen eksik de olsa yabancı tezler, araştırmalar okumak, olaylara birkaç kademe yukarıdan bakabilme yeteneği kazandırır bizlere. Örneğin; Stanford Shaw’ın “Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye” veya Bernard Lewis’in “Modern Türkiye’nin Doğuşu” adlı eserleri okunduğu takdirde, yabancı tarihçiler gözüyle de olaylara bakılması sağlanacaktır. Bunun sonucunda, Bernard Lewis’in hangi konularda tipik, oryantalist bir zihniyetin ötesine geçemediği, hangi konularda doğru ve yerinde analizleri olduğu anlaşılacaktır. Benzer şekilde, dönemin düşünürlerinin, yazarlarının, sosyologlarının eserlerini okumanın da fevkalede yararı görülecektir.(Örneğin; Cevdet Paşa’nın çalışmaları gibi.)

Osmanlı devlet düzeninin bozulmaya başladığı ve bunun düzeltilme yollarının arandığı ilk dönemlerden itibaren, yeni düzenlemelerin ilk uygulama alanı ordu olmuştur. Diğer bir deyişle; bir gelişme olacaksa bu önce ordudan beklenmektedir. Bu sebepten olsa gerek ki, Türkiye’deki bütün eğitim kurumlarının kökeni Mühendishane-i Bahri Hümayun’a yani Deniz Harp Okulu’na dayanır. Madem öyle, böyle bir kurumun eğitimini alan bizler de dünün resmine iyi bakmalı, zamansal ve mekansal konjonktürü de hesaba katarak, geleceğe yön verme konusunda gerekli bilgi birikimine sahip olmalıyız. İşte bu yüzden yazımın diğer bölümünde “Hakkında çok konuşup, az bildiklerimiz” başlığıyla ilginç ayrıntılara dikkat çekeceğim. Ardından XVI.yy.’dan itibaren Deniz Harp Tarihimizle ilgili bilgilere yer vereceğim. Deniz Harp Tarihiyle ilgili yazı, bizzat Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifiyle yazdığı kapsamlı Osmanlı Tarihi ile tanıdığımız İsmail Hakkı Uzunçarşılı’dan alınmıştır.

Yararlı olması dileğiyle!