İlklerin Denizcisi Piri Resi


Piri Reis’in en az haritaları kadar muhteşem olan ve Osmanlı Devleti’nde bu bölümde yazılmış ilk kitap olma özelliğini taşıyan Kitab-ı Bahriye adlı eseri yazdığını, Piri Reis haritalarının şans eseri bulunduğunu, Piri Reis’in bir değil iki adet dünya haritası ve birçok ada ve kıyı haritası çizdiğini, bugüne kadar haritalarındaki gizemin hala çözülemediğini, Hitlerin, bu haritaları kullanarak esrarengiz maceralara atıldığını biliyor muydunuz?

Hep efrenç* illerini gezmiş idik,
Birçok kâfirin bağrını ezmiş idik!
Kitab-ı Bahriye’den
(*efrenç: kuzeybatı Fransa sahilleri)

Piri Reis adını hepimiz biliriz. Hakkında ve yaptıklarına dair az çok bilgimiz vardır. Ama bence, birer bahriyeli olarak, eşsiz bir kartograf ve deniz bilimleri üstadı olan ve bunların yanı sıra Osmanlı deniz tarihinde derin izler bırakmış bir kaptanı, Piri Reis’i, çok daha yakından tanımalıyız. Şüphesiz, Piri Reis, kartografya biliminin ilerlemesinde önemli rol oynamış bir bilim adamıdır ve Osmanlı Türklerinde gerçek anlamda haritacılık ilk olarak Piri Reis’le başlamıştır. Bu acemice, emekleyen bir görüntünün aksine, mükemmel bir çıkıştır. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye adlı kitabı bir Türk’ün meydana getirdiği en önemli denizcilik eseri olarak dünyaca selamlanmıştır. Dünya haritası ve Kuzey Amerika haritasının çizimlerindeki isabet ve projeksiyon sistemindeki mükemmellik, tüm dünyada büyük hayranlık ve hayret uyandırmaktadır.

Bu yazımda ilk olarak Piri Reis’i tanıtacak ve sonrasında eserlerinden bahsedeceğim. Ardından haritalarla ilgili akıllara takılan ve hala cevap bulunamayan ilginç sorularla, enteresan iddiaları sizinle paylaşacağım.

HAYATI
Gerçek ismi Ahmet Muhiddin Piri olan Piri Reis, Karamanlı Hacı Ali Mehmed’in oğlu ve ünlü Osmanlı denizcisi Kemal Reis’in yeğenidir. Ahmet Muhiddin Piri’nin ailesi, Karamanoğulları’nın Osmanlı Devleti’ne katıldığı Fatih Sultan Mehmet devrinde, padişahın emri ile İstanbul’a göç ettirilen ailelerdendir. Aile bir süre İstanbul’da yaşamış, sonra Gelibolu’ya göç etmiştir. Piri Reis’in doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1465-1470 tarihleri arasında Osmanlı denizcilerinin yatağı sayılan Gelibolu’da doğduğu tahmin edilmektedir.

On yaşlarına geldiğinde, yani yaklaşık olarak 1481 yılında, dönemin Akdeniz’de nam salmış ünlü korsanı olan, sonradan devlet hizmetine giren amcası Kemal Reis’in seferlerine katılmaya başladı. 1486’da Endülüs’te Müslümanların hâkimiyetindeki son şehir olan Gırnata’da katliama uğrayan Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım isteyince, o yıllarda deniz aşırı sefere çıkacak donanması bulunmayan Osmanlı Devleti, Kemal Reis’i Osmanlı Bayrağı altında İspanya’ya gönderdi. Bu sefere katılan Piri Reis, amcası ile birlikte Müslümanları İspanya’dan Kuzey Afrika’ya taşıdı. 1491-1493 arasında Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve güney Fransa kıyılarına yapılan akınlara katıldı. Amcasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin hizmetine girerek 1499-1502 Osmanlı-Venedik Savaşı’nda bir savaş gemisinde kaptanlık yaptı.

1494 yılına kadar Batı Akdeniz’in hemen her köşesinde amcası Kemal Reis ile birlikte yelken açan Piri Reis, II. Bayezid’in Venedik üzerine sefer hazırlığına girmesi ve Akdeniz’de korsanlık eden bütün levend reislerini Osmanlı donanmasına katılmaya çağırması üzerine, Kemal Reis ile birlikte, kıymetli hediyelerle İstanbul’a gelip, II. Bayezid’in huzuruna çıktı. Bu tarihten sonra onları Osmanlı donanmasının resmi hizmetlisi olarak görmekteyiz. Piri Reis Kitab-ı Bahriye de bu olayı şöyle anlatır:

“Ki bir gün lütfedip Bayezid Han
Gönderdi bize emr-i ferman
O emrin tarihi bu idi ey can
Buyurmuş ki: Kemal gelsin kapıma
Deniz hizmetleri etsin tapuma
Dokuz yüzde gelip tuttuk vatan
Ki sonra şahın emriyle yapıp seferler
Deniz yüzünde hep bulduk zaferler”

Piri Reis, 1495-1510 yıllarında İnebahtı, Moton, Koron, Navarin, Midilli, Rodos gibi deniz seferlerinde görev aldı. Akdeniz’de yaptığı seyirler sırasında gördüğü yerleri ve yaşadığı olayları, daha sonra Kitab-ı Bahriye adıyla dünya denizciliğinin de ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyacak olan kitabının taslağı olarak kaydetti.
1511 yılında Kemal Reis bir deniz kazasında ölünce, Piri Reis Gelibolu’ya çekilmiş, ünlü Dünya Haritası’nın çizimiyle ve aynı zamanda Kitab-ı Bahriye adlı kitabının derlemesiyle uğraşmaya başlamıştır. Nitekim bu harita üzerinde yapım yılı olarak 1513 tarihi görülür.

Kemal Reis’in ölümünden sonra Barbaros Kardeşlerin idaresi altındaki donanmada halaoğlu Muhiddin Reis’in hizmetine geçmiştir. Barbaros Kardeşler, 1515 yılında dünyanın en büyük deniz güçlerinden birisini oluşturmuş ve Kuzey Afrika’da fetihler yapmışlardı.

Piri Reis, 1516-1517 yıllarında İstanbul’a geldiğinde tekrar Osmanlı donanmasının hizmetine girdi. Derya Beyi (Deniz Albayı) rütbesini aldı ve Mısır seferine gemi komutanı olarak katıldı. Donanmanın bir kısmı ile Kahire’ye geçip Nil ırmağını çizme fırsatı buldu. Ünlü denizci, İskenderiye’nin ele geçirilmesinde gösterdiği başarılar ile padişahın övgüsünü kazandı ve sefer sırasında haritasını padişaha sundu. Günümüzde bu haritanın bir parçası mevcuttur, diğer parçası ise kayıptır. Bazı tarihçilere göre, Osmanlı padişahı dünya haritasına bakmış ve ‘Dünya ne kadar küçük...’ diyerek şaşkınlığını ifade etmiş, sonra da haritayı ikiye bölmüş ve ‘biz doğu tarafını elimizde tutacağız.’ demiştir. Daha sonra, 1929 yılında bulunacak olan diğer yarıyı ise atmıştır. Bazı kaynaklarca, günümüzde bulunamamış olan doğu yarısını, Hint Okyanusu’nun ve onun Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için Padişahın yapacağı olası bir sefer için kullanmak istediği bile iddia edilmektedir.

Piri Reis seferden sonra, yıllardır düzenlemesini yaptığı ve büyük bir kısmı, kendi tuttuğu notlardan oluşan bir Denizcilik Kitabı (Seyir Kılavuzu) olan, Kitab-ı Bahriye’yi tamamlamak için Gelibolu’ya çekildi. 1521’de Kitab-ı Bahriye’yi tamamladıktan sonra 1522’de Rodos seferine katıldı.1524’te sadrazam Makbul İbrahim Paşa’yı Mısır’a götüren gemiye kılavuzluk etti. Sadrazam İbrahim Paşa’nın destekleri ile 1525’te Kitab-ı Bahriye’yi bazı eklerle yeniden düzenleyerek Kanuni’ye sunulacak duruma getirdi ve 1526’da saraya sundu. Kuzey Amerika Haritası (ikinci dünya haritası) olarak tanınan eserini ise 1528’de Kanuni’ye takdim edip, sultanın iltifatlarına ulaştı. Kitab-ı Bahriye sayesinde Piri Reis’in 1526’ya kadar olan yaşamını bu kitaptan takip edebiliyoruz.

1533 yılında Barbaros Hayrettin Paşa Kaptan-ı Derya olunca, Derya Sancak Beyi (Tümamiral) ünvanını alan Piri Reis, sonraki yıllarda güney sularında devlet için çalıştı. Barbaros’un 1546’da ölümünün ardından Kanuni Sultan Süleyman zamanında, 1547’de Hint Kaptanlığı da denilen Mısır Kaptanlığı’na atandı. Bu görevi sırasında Umman ve Basra üzerine iki sefer yaptı. 1548 yılında çıktığı ilk seferde Yemen ve Aden’de Portekiz kuvvetleri ile çarpıştı ve Aden’i ikinci kez Osmanlı ülkesine kattı.

1552’de çıktığı ikinci seferinde ise 30 gemiyle hareket ederek, Maskat kalesini aldı ve Hürmüz kalesini kuşattı. Daha sonra Portekizlilerden aldığı haraç karşılığında kuşatmayı kaldırarak yıpranmış durumdaki donanmasıyla Basra’ya döndü. Basra limanında onarıma ve dinlenmeye muhtaç durumda olan donanmasını bırakıp, ganimet yüklü üç gemi ile Mısır’a ulaşmak için yola koyuldu. Gemilerden biri fırtına yüzünden yolda battı. Mısır’a döndüğünde, donanmayı Basra limanında bırakması hizmette kusur sayıldı ve hapsedildi.

Basra valisi Kubat Paşa’ya ganimetten istediği haracı vermemesi yüzünden ve yeni Mısır Beylerbeyi Ahmet Paşazade Mehmet Paşa’nın olumsuz tutumu ve mevki hırsı nedeniyle, Padişah Kanuni Sultan Süleyman’a aleyhte rapor vermesi üzerine, İstanbul’dan gönderilen fermanla 1554’te, Kahire’de, boynu vurularak idam edildi. Böylece Osmanlı donanmasında yaptığı son görev de, idamıyla sonuçlanan Mısır Kaptanlığı oldu. Terekesine devletçe el konulan Piri Reis, öldüğünde 80 yaşının üzerinde idi.

PİRİ REİS HARİTALARININ BULUNUŞU

Piri Reis haritası, 9 Kasım 1929’da Topkapı Sarayı’nda, sarayı müzeye dönüştürme sırasındaki envanter tespit çalışmaları sürerken tesadüfen bulundu. Alman bilim adamı Adolf Deismann (1866-1937), dönemin Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem Eldem’in kendisine verdiği parçaları inceleyip düzenlerken eline geçen harita takımının içindeki folyoyu o sırada İstanbul’da bulunan ve Türk denizciliği hakkında uzman olan Alman bilim adamı Paul Kahle’ye göstermiş ve böylece eserin Piri Reis’in ilk dünya haritası olduğunu teşhis eden kişi Paul Kahle olmuştur.

Prof. Kahle, harita ile ilgili inceleme sonuçlarını 1931 yılında 18. Doğubilimleri Kongresi’nde sundu. İstanbul basınında yer alan yazılardan sonra Ankara’ya taşınan harita, Atatürk ve tarihçileri tarafından incelendi. Atatürk’ün özel ilgi ve emirleri ile devlet matbaasında aynı basımı yapıldı. Haritanın üzerindeki notları Hasan Fehmi Bey latin harflerine aktardı. Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Akçura 1937 tarihli ‘Piri Reis Haritası’ adlı kitabında haritayı yayımladı.
Haritanın kayıp parçalarını arama çabası sırasında Topkapı Sarayı Müdürü Tahsin Öz tarafından, yine dünya haritası olduğu sanılan (Günümüzde 2.dünya haritası olarak adlandırılıyor), bir başka Piri Reis haritası bulunmuştur. Bu haritaların yanında yine Piri Reis tarafından yapılmış adaları ve kıyıları gösteren birçok harita da mevcuttur.

1.DÜNYA HARİTASI
Birinci Dünya Haritası adı ile anılan ve deve derisi üzerine çizilen, dokuz renkte boyanıp resimlenmiş harita, 86 cm. boyundadır. Üst kısmının genişliği 61 cm, alt kısmı ise 41 cm. dir. Dikkatle bakıldığında, haritanın sağ yanından boydan boya kopmuş olduğu göze çarpar. Alt kısım genişliğinin kısa oluşu derinin olağan yapısındandır. Bu kopma dolayısıyla Birinci Dünya Harita’sından geriye Atlas Okyanusu’nun boydan boya iki kıyısı kalmıştır.
İspanya, Fransa, Amerika’nın doğu kısımları ile Florida kıyıları, Antiller, Güney Amerika’nın doğu bölümü bugünkü haritalara yakın doğrulukta çizilmiştir. Harita tipik bir deniz haritasıdır. Enlem ve boylam çizgileri yerine rüzgârgülü ve yön çizgileriyle, efsanevi ve gerçekçi resimlerle süslenmiştir. Harita üzerinde yer adlarının yanı sıra, keşif tarihi, efsanevi bilgiler, haritanın oluşumu hakkında notlar vardır. Harita eşsiz bir tablo güzelliğine sahiptir. Görselliğin bu denli öne çıkması, eserin Osmanlı Sultanına sunulacak olmasından kaynaklanmıştır. Haritada bulunan rüzgârgülü sayısı üçü küçük, ikisi büyük olmak üzere beştir.

Güney Amerika’nın kuzeybatı bölümünde yer alan satırlarda Piri Reis’in imzası açıkça okunur: “ Bunu Kemal Reis’in biraderzadesi diye meşhur, Hacı Mehmet’in oğlu fakir Piri 919 (1513) Muharremülharamında Gelibolu şehrinde yazdı, Allah ikisini de affetsin.” Güney Amerika üzerinde okunan satırlarda Piri Reis bilim adamlarına yakışan bir dürüstlükle haritasının kaynaklarını da açıkça belirtmiştir.

Haritayı çekici kılan yönlerden biri de budur. Colombus 1492-1504 tarihleri arasında Amerika’ya 4 kez sefer etmiş ve kıyıların haritalarını yapmıştır. Ancak bu haritaların hiçbiri günümüze ulaşmamıştır ve bugün sadece Piri Reis’in haritasının içinde yer alan bölümü ile yaşamaktadır. Colombus’la birlikte ikinci yolculuğa kılavuz olarak katılan Juan de la Cosa’nın 1500’de yaptığı dünya haritası, Contarini’nin 1506 tarihli dünya haritası ve Martin Waldseemüller’in 1507 tarihli dünya haritası (ilk defa bu haritada Kuzey ve Güney Amerika Asya’dan ayrı bir şekilde gösterilmiştir) Amerika kıtasının yer aldığı ilk haritalardır.

Piri Reis’in haritası bu üç haritadan daha doğru olarak çizilmiştir. Prof. C. Hapgood tarafından yapılan araştırmalar sonucunda, Kahire’yi merkez alan hava fotoğrafları ile inanılmaz benzerlik taşıdığı görülmüştür. Antarktika dağlarının haritada yer alması ise ayrı bir bilinmezdir. Yüzyıllardır buzullarla kaplı bu dağlar ancak 1951’de ses yansıtıcı bir sistemle keşfedilebilmiştir.

Kısacası, Colombus’un Amerika’yı keşfinden sonra yapılan haritalar içinde en isabetlisi ve bugünkü modern haritalara en uygunu Piri Reis’in haritasıdır. Projeksiyon sistemi şaşırtıcı derecede mükemmeldir. Yine bununla beraber, Piri Reis’in haritayı çizerken yaptığı boylam enlem hesaplamaları nokta atışıdır ve enlem boylamları yaklaşık olarak hesaplayabilen yöntem 1770’lerde İngiltere’de bulunana kadar enlem boylamların hesabı ve coğrafi lokasyonları arasında yüzlerce kilometrelik farklar olabilmekteydi.

2. DÜNYA HARİTASI
Ceylan derisi üzerine, sekiz renkte boyanmış Osmanlı tarzı süslemelerle bezeli çerçevesiyle göze çarpan bu harita da, bir deniz haritasıdır. Piri Reis üslubunun tipik bir örneği olan harita 69-70 cm. boyutlarındadır. Çerçevenin sadece kuzey ve batı kenarlarında bulunması, üzerindeki notların kenara gelen kısımlarının yarım kalmış olması, bu haritanın da bir kısmının yok olduğunu göstermektedir. Bu nedenle elimizdeki harita Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika’yı kapsamaktadır. Harita üzerinde hemen göze çarpan ve deniz haritalarının tipik özelliklerinden olan dördü büyük ve süslü, ikisi küçük altı rüzgârgülü ile iki mil ölçeği bulunmaktadır.

Piri Reis bu haritasında keşfedilmeyen yerleri beyaz bırakarak, kenar notlarında bunları bilinmediği için çizmediğini belirtir. İlk haritasından daha büyük ölçekli ve gelişkin olan ikincisi, teknik olarak döneminin en ileri örneğidir. İlk haritada bulunan bazı hayali adaların bu haritada yer almaması, Amerika kıyılarının daha isabetli çizilmesi, deniz haritalarında yer alan limanların girinti ve çıkıntılarının abartılı olarak çizilmesi hatasına düşülmemesi, Yengeç Dönencesi’nin çok az hatayla çizilmiş olması (kopuk ve kayıp bölümde Ekvator ve Oğlak Dönencesi’nin de çizildiğine işarettir), ilk haritada göze çarpan efsanevi bilgi ve resimlerin bu haritada bulunmayışı, Piri Reis’in birincisinden daha doğru ve güncel bir harita oluşturma amacı güttüğünü ortaya koymaktadır.

Bu haritanın bir dünya haritası olmadığını iddia edenler de mevcuttur. Yapılan açıklamalara göre kaybolmuş olan kısımlardaki alan büyük olasılıkla alt kenarda (güney) Antarktika, sağ kenarda (doğu) İstanbul’u kapsamaktadır. Piri Reis, Osmanlı başkenti ile Yeni Dünya’yı büyük ölçekli bir haritada göstermek istemiştir. Bir diğer amaç, 1513 yılında saraya sunduğu haritadaki bilgileri yeni keşifler ışığında güncelleştirerek Kanuni’ye sunmak istemiş olmasıdır.

AKIL KURCALAYAN SORULAR
Piri Reis haritasında, aslında elimizde olan haritanın sadece bir kısmı olmasına rağmen, açıklanamayan bazı gerçekler vardır.

Örneğin nasıl olmuştur da Piri Reis, 1840’ta sonar yöntemi ile varlıkları tespit edilip haritalarının çizildiği, günümüz gemilerinin bile zorlukla ulaşabildiği Antarktika dağlarını 1513’te haritasında göstermiştir? Nasıl olmuştur da Piri Reis, haritalarda düz görünen Arjantin’i dünyanın dönüş hareketi sayesinde yalnız ve yalnız uzaydan görülebilecek şekilde kıvrıldığını haritasında resmetmiştir? Nasıl olmuştur da Piri Reis aslında deniz altından sıradağlarla birleşik olan ( Ki bu gerçek harita çizildikten çok sonra sismolojik yöntemlerle belirlenmiştir) Arjantin ve Antarktika’yı haritasında birleşik olarak resmetmiştir?

Dönemin haritalarından yararlandığını söyleyen Piri Reis, günümüzde birçok bilim adamı tarafından incelenen ve o dönemde bilinen tüm haritaların korkunç hatalarla dolu olduğu söylenirken, haritaların hatalı olduğunu bilmeden, nasıl olmuştur da NASA tarafından 1929’da “mükemmel” olarak nitelendirilen bir haritayı çizebilmiştir?

KİTAB-I BAHRİYE
Büyük bir denizci olduğu kadar büyük bir haritacı olan Piri Reis, korsanlık günlerinden başlayarak gezip gördüğü yerleri yabancı kaynaklardan da yararlanarak tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte kitabında anlatmış ve haritalarını çizmiştir. Kitab-ı Bahriye’nin nazımla yazılan ve denizcilikle ilgili tüm bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak denizle ilgili gözlem ve deneyimin önemi vurgulanır. En önemli coğrafya eserlerinden biri kabul edilen “Kitab-ı Bahriye”, Türk haritacılığının kurucusu Piri Reis tarafından 1521 tarihinde hazırlanmıştır.

Kitab-ı Bahriye’nin manzum yazılan girişinde, kitabın yazılış amacı, deniz bilimlerinin gemicilere gerekliliği, fırtına, rüzgâr isimleri, pusulanın tanıtımı, haritanın tanıtımı, harita üzerindeki işaretlerin anlamı, denizlerin adları ve özellikleri, Portekizlilerin Hint Denizi’ne yerleşmeleri, Afrika kıyıları, Çin Denizi, Hint Denizi, Atlantik ve Amerika kıtasının keşfi konularına yer verilir.

Kitab-ı Bahriye’nin ikinci bölümü, Çanakkale Boğazı ile Sultaniye ve Kilitbahir kalelerinin anlatımı ile başlar ve bu haritalı bölüm asıl metni oluşturur. Bu bölümde Çanakkale Boğazı’ndan başlayarak Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik denizi kıyıları, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya kıyılarıyla çevresindeki adalara ilişkin tarihî, coğrafî bilgiler verilir, Kuzey Afrika kıyıları, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları izlenerek Marmaris’te tüm Akdeniz’in havzası noktalanır.
19. yüzyıla kadar Batı ülkelerinde Akdeniz’i bu denli ayrıntılı olarak anlatan bir kılavuz kitaba rastlanmamakla birlikte, 13. yüzyıldan itibaren “portolon”ların kullanıldığı biliniyor. Kitab-ı Bahriye ise Ege ve bütün Akdeniz’de sefer yapan kaptanlar için eşsiz bir yol göstericiydi. 1521 yılında tamamlanan kitabın bugüne ulaşan kırka yakın el yazması örneğine bakarak o yıllarda çok itibar gördüğünü söyleyebiliriz. Piri Reis kitabında, çizdiği haritalardaki ada ve kıyıların su derinlikleri, gemilerin demirleyebilecekleri yerler, kıyı bitki örtüsü, içme suyu, gemi inşaat olanakları yanında insanlar, dinler, politik güçler ve ticari durum hakkında da bilgiler verir.

Kitab-ı Bahriye’yi benzersiz bir Akdeniz gezi rehberi olarak da kabul etmek gerekir. Kentlerdeki önemli anıt ve binaların çizimlerinin de yer aldığı kitap, Piri Reis’e ait birinci elden biyografik bilgiler vermesi açısından da bulunmaz bir kaynaktır. Akdeniz’de yüzlerce ada, kıyı, kent ve liman hakkında 16. yüzyıl başlarına ait ilginç bilgiler taşıyan Kitab-ı Bahriye’nin en kıymetli yazmalarından biri de 232 adet haritası ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır.

Son olarak;
Piri Reis haritası, yapıldığı dönemdeki yirmi haritadaki coğrafya bilgilerini, yanlışları ve doğruları ile bütünleştirmiş tarihî bir belgedir. Bu haritaların bir kısmının düşman sırrı olması ve kenar notlarının tutsak edilmiş İspanyol ve Portekizli denizcilerin ifadelerini de içermesine bakılırsa, bu aynı zamanda değerli bir denizcilik istihbarat çalışmasıdır. Bunca malzemenin bir elde toplanabilmesi Osmanlı Bahriyesi’nin 16. yy.daki askeri gücünün bir göstergesi olarak da görülebilir. Fakat tüm bunlara rağmen, haksız ithamlar sonucunda, böylesine büyük bir bilgin ve böylesine cesur bir denizci hayata gözlerini yummak zorunda bırakılmıştır.

Ne var ki O, yarattığı evrensel boyuttaki eserleri olan, iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından birisi sayılan Kitab-ı Bahriye ile günümüzde de halen yaşamaktadır...