Yeni Paralar ve İsimleri

AYDIN SAYILI (1913-1993)
2 Mayıs 1913’de İstanbul’da doğmuştur. Ord.Prof.Aydın Sayılı, Uluslararası Bilim Tarihi Akademisi tarafından 2 yılda bir verilen KOYRE madalyasını alan ilk Türk bilim adamıdır. Türklerin, İslâm Dünyasının, Mısırlıların, Mezopotamyalıların ve diğer çeşitli medeniyetlerin bilime olan katkılarını araştırmış ve bu konuda önemli kaynaklar oluşturmuştur. Tıp, uzay bilimleri ve insanlık tarihi gibi alanlarda da önemli araştırmalar yapmıştır. Dil alanındaki araştırmalarını Türkçe üzerine yoğunlaştıran SAYILI, birçok kelimenin Türkçe karşılıklarını bularak Türk dilinin zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Aydın SAYILI dünyada bilim tarihi alanında verilen ilk doktora derecesinin de sahibidir. Bu denli geniş alanlarda çalışmaları bulunan Sayılı’nın portresinin bulunduğu 5 TL’nin arkasında, onu çağrıştıran güneş sistemi, atomun yapısı, DNA ve ilk çağ mağara resimleri bulunmaktadır.

CAHİT ARF (1910-1997)
1910 yılında Selanik’te doğmuştur. Lise öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra Fransa’da yüksek öğrenim görmüştür. TÜBİTAK’ta bilim kolu başkanı olarak görev almıştır.1985-1989 yılları arasında Türk Matematik Derneği Başkanlığı görevinde bulunmuştur.
Cahit Arf, cebir konusunda yaptığı çalışmalarla dünya genelinde tanınan bir bilim adamı olarak ünlenmiştir. Sentetik geometri problemlerinin pergel ve cetvelle çözülebileceğinin bulunması, cisimlerin kuadratik formlarının sınıflandırılmasında ortaya çıkan değişmezlere ilişkin Arf değişmezi, Arf halkaları, Arf kapanışı ve Hasse-Arf Teoremi ünlü matematikçinin önemli buluşlarıdır. Hakkında yazılmış olan bir yazıda onun için söylenen şu söz onun Türk matematiği için ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu belirtmektedir. “...Bir zamanlar integrali bilen kimselerin matematikçi, üstel fonksiyonu bilenlerin ise büyük matematikçi sayıldığı ülkemizde, derin matematik konularının tartışılacağı hayal bile edilemezdi. Cahit Arf, Türkiye’de matematiğin o günlerden bu günlere gelmesinde önemli rol oynamıştır.’’

MİMAR KEMALEDDİN (1870-1927)
1870 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini Rodos’ta yüksek öğrenimini bugünkü adı İstanbul Teknik Üniversitesi olan Hendese-i Mülkiye Mektebi’nde gördü. Mühendislik eğitimini birincilikle bitiren Mimar Kemaleddin, üniversitede hocası olan Jachmund isimli Alman akademisyenin asistanlığını yaparak kendini geliştirme fırsatı buldu. Jachmund’un Türkiye’den ayrılmasından sonra onun verdiği mimarlık derslerini öğrencilere vermeye başladı ve aynı anda mimari alanda bazı eserler yapmaya başlamıştı.
II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Evkaf Nezareti İnşaat ve Tamirat müdürü olarak görev yapmaya başladı. Başkanlığı döneminde Şark Demiryolları adına dört tren istasyonu tasarladı. Bunlar Filibe, Selanik, Sofya ve Edirne Tren istasyonlarıdır. 20 TL.’nin arkasında kendisinin ve tasarlamış olduğu Gazi Üniversitesi Rektörlük Binası’nın fotoğrafları bulunmaktadır.
Diğer önemli eserleri; Çamlıca Kız Lisesi, Gazi Osman Paşa Türbesi ve Reşadiye Mektebi’dir.

FATMA ALİYE TOPUZ (1862-1936)
9 Ekim 1863’de İstanbul’da doğmuştur. Türk edebiyatının ve İslam coğrafyasının ilk kadın romancısı olarak tanınır. Geoges Ohnet’in Volonte adlı romanını Meram olarak Türkçeye çevirerek edebiyat dünyasına ilk adımını attı. Yaşadığı dönemde, kadınların edebiyat dünyasında hiçbir şey yapamayacakları düşüncesi yaygın olduğundan dolayı, bu ilk eserinde “Bir Hanım” mahlasını kullanmayı uygun buldu.
Kendisinin yazmış olduğu ilk roman Muhadarat, 1892 yılında yayımlanmıştır. Bu eserinden sonra sırasıyla Udi, Refet, Enin, Levayih-i Hayat isimli romanlarını yazmış ve dönemi için edebiyat dünyasının kadın yazarlara bakışını değiştirmiştir. Nisvan-ı İslam adlı eserinde kadının İslam’daki yerini anlatmış ve kadın yaşamında eski gelenekleri savunarak muhafazakar bir yaşayışı savunmuştur.
Yazarlık dışında yardım derneklerinde de kurucu ve üye olarak bulunmuştur. Asker ailelerine yardım amacıyla Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti adıyla bir dernek kurmuştur. Bu dernek ülkedeki ilk kadın derneklerinden biri olmuştur. Fatma Aliye’nin tüm eserleri 1892 yılında Chicago’da ‘’Dünya Kadın Kütüphanesi Kataloğu’nda’’ sergilenmiş, bu durum kadın yazarlarımızın yurtdışına açılmasına önayak olmuştur.

BUHURİZADE MUSTAFA EFENDİ (ITRİ)/(1630-1711)
İstanbul’da doğmuştur. Asıl adı Mustafa olmakla birlikte şiirlerinde ITRİ mahlasını kullanmıştır. Kendisini musiki alanında geliştirmiş ve döneminin en önemli ustası olmuştur. Bu başarısı onu saraya yakınlaştırmış, IV. Mehmet onu sarayın musiki başkanlığına getirmiştir. Enderun ve haremde uzun süre musiki dersleri vermiştir.
Sadece musiki ile ilgilenmekle kalmamış çiçekçilik ve meyve yetiştiriciliği de yapmıştır. İstanbul’un ünlü armudu ‘’Mustafa Bey Armudu’’ nu onun yetiştirdiği söylenir.
Musiki ile ilgilendiği dönemde genelde divan edebiyatı tarzında eserler vermiştir. Gazeller , naatlar, nazireler dışında hece vezniyle yazılmış türkülerine de rastlanır. Binden fazla eseri olmasına rağmen, günümüze ancak kırk civarında eseri ulaşabilmiştir. Tasavvuf felsefesine bağlılığından dolayı eserlerinde çoğunlukla din konularını işlemiştir. Ustalığı sayesinde, döneminde “Şiirin nizamisi, musiki ilminin hocası’’ olarak anılmıştır.

YUNUS EMRE(1238-1321)
Hayatı hakkında kesin olarak bir bilgi var olmamakla birlikte Karaman veya Sarıköy’de doğmuş olduğu düşünülmektedir. Çiftçilikle uğraşmaya başlamış daha sonra tasavvufa yönelmiştir. Tasavvuf konusunda Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli’den etkilenmiştir.
Yunus Emre’nin düşüncesinin temelinde insan sevgisi vardır. Sevgi yoluyla dünyada yaşayan tüm insanların birbirleriyle kaynaşabileceğini ve böylece tüm insanlığın mutlu olacağı düşüncesini yaymaya hayatını adamıştır.
Eserlerinde genel olarak insan sevgisini işlemiş ve hece vezninde eserler vermeye gayret göstermiştir. Türk diline önem verdiği için eserlerinde kullandığı sözcükler günümüzde dahi kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
“İlim, ilim bilmektir,/İlim, kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,/ Ya nice okumaktır’’