Kano Milli Takımında 2 Deniz Harbiyeli

Bütün hazırlıklar o gün içindi, hesap günü. En son yarış olan Temmuz 2008’den beri yaptıklarımızın hesabı kesilecekti. Final sınavları haftasının ortası olmasına rağmen o yarışa gitmeye karar verdik. Evet, antrenörümüz Öğ.Yzb.Murat Yavuzcan, Harp 3/S öğrencisi Taha Kılavuz ve Harp 2/S öğrencisi Eren Kaya, 31 Ocak-01 Şubat 2009 tarihleri arasında Adana’da düzenlenen Durgunsu Kano Milli Takım seçme yarışlarına gidecektik.

Son hazırlıklarımızı da tamamladıktan sonra 30 Ocak 2009 Cuma akşamı uçakla Adana’ya gittik. Adana’ya vardığımızda havaalanında bizi bekleyen aracı görünce gerçekten sevindim. Fakat sevincim uzun sürmedi. Çünkü Murat Yüzbaşı diğer antrenörlerden, parkurda suyun dalgalı olduğu haberini aldı. İşte korktuğum başıma gelmişti. Sonra yaptığımız antrenmanlar geldi aklıma, çektiğim acılar, soğuktan titrediğim havalar, avuçlarımdaki nasırlar…Düşündüm ki, hiçbir şey bana engel olamazdı, o yarışı alacaktım.

Sabah göle gittiğimizde önceki akşam boşuna endişelenmediğimi gördüm. Özellikle parkurun ilk 500 metresi çok dalgalıydı. Bu, en uzun yarış olan 1000 metrelik yarışın başlarının zorlayıcı olacağını gösteriyordu. O sırada aklımıza asıl problem geldi; yarışacak teknem yoktu. Acilen uçakla gittiğimiz için tekneleri götürememiştik. Yaptığımız plana göre Ankara Üniversitesi Kano takımı ellerindeki fazla tekneyi yarışta bana vereceklerdi ama son anda olan bir gelişmeyle veremediler. İki saat sonra yarışım vardı ve teknesizdim.

Yaptığımız araştırma sonucu Çukurova Üniversitesi Takımı’ndan bir tekne bulduk. Teknenin iç aksamı bana tamamen ters şekildeydi. Şu an için bu tekneyle yarışmaktan başka çarem yoktu ama bir şeyler yapmalıydık. Yaptık da… Murat Yüzbaşı ve Harp 3/S öğrencisi Taha Kılavuz’la; izole bant ve biraz da sünger kullanarak tekneyi nispeten daha iyi bir hale getirdik.

Benden önce Harp 3/S öğrencisi Taha Kılavuz’un yarışı vardı. Kendisi çok iyi bir yarış çıkarttı fakat; beşinci oldu. Yani bir dahaki yarışta birinciliği zorlayacağı sinyallerini de çok açık bir şekilde verdi.

Ve işte zaman gelmişti. Yarışa 30 dakika… On dakikalık bir koşunun ardından ısınmamı da tamamlayıp suya çıktım. Start hattına giderken çok sakindim ve yarışı alacağımdan emindim…Ve işte start verildi. Yarışa en önde başladım ve farkı gittikçe açtım. Ama işte olmadı. Bir anlık hata ve dengemi kaybedip iki yüzüncü metrede suya düştüm. Öyle bir haykırdım ki; sesim sekiz yüz metre ötedeki kayıkhaneden duyulmuş olmalı. Kendime çok kızdım.

Artık son şansım kalmıştı: beş yüz metre yarışı. Murat Yüzbaşı haklıydı, önemli olanın birincilik olduğunu unutup çok hızlı gitmiştim ve su bozuk olduğundan düşmüştüm. Ama beş yüz metre yarışında böyle olmayacaktı.
Beş yüz metre için start hattındayım, bu son şansım, almalıyım. Su nispeten daha düzgün, ya da kendimi kandırıyorum… Ve start verildi. Daha kontrollü gidiyorum, ama ipler benim elimde, onları önüme geçirmiyorum. Ne zaman bir atak yapsalar farkı daha da arttırıyorum. Durumu anladılar galiba… Artık son iki yüz metreye geldik son bir umut, var güçleriyle tempo çıkıyorlar ama nafile. Su artık düzgün. Yarış tempomu arttırıyorum. Zaten Murat Yüzbaşı da gayet motive edici bir şekilde kıyıdan bağırıyor, sanki kulağımın dibinde. Kendimi iyice kaptırdım. Ve mutlu son…O anki mutluluk her şeyin karşılığını veriyor; her gün yapılan düzenli antrenmanın ve sorumlu bir çalışmanın...
Yarışlar bittikten sonra her zaman yapılan toplantı yapıldı. Çıkan karar şöyleydi: Eren Kaya, Kano Milli Takımı’na seçildin. Artık benim için her şey yeniden başlıyordu.