XVI. ve XVII. YÜZYILLARDA DONANMAMIZ


Osmanlı devleti kuruluşundan itibaren onbeşinci yüzyıl ortalarına kadar mevki ve hudutları icabı denizciliği ilerleterek Akdeniz’in en kuvvetli denizci devleti olan Venedik Cumhuriyeti ile çarpışmaya başlamıştı. Türk gemicileri bu usta ve mahir Venedik denizcilerinden epey şeyler öğrenerek Kemal Reis ve nihayet Barbaros’un kaptan paşalığıyla on altıncı asır ortalarında Akdeniz’de birinci derecede bir üstünlük elde etmek suretiyle bu denizde de hakimiyetini ele almıştı.

XVI. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı donanması
Lepanto-İnebahtı muharebesiyle Osmanlı donanması hemen tamamiyle yok olmak derecesine geldiyse de devletin kuvvetli teşkilatı ve Sokullu Mehmed Paşa’nın büyük faaliyetleri neticesinde beş ay içinde yine evvelkisi gibi büyük bir donanma ile Akdeniz’e çıkılarak bu harikulade durum düşmanları şaşırtmış ve nihayet Venedik Cumhuriyeti galip iken mağlup vaziyette bir sulh imzalamaya mecbur kalmıştır.

Osmanlı Denizciliğinin ehemmiyetini kaybetmesinin sebebi

Barbaros Hayrettin Paşa’dan sonra yetişen Turgut, Kılıç Ali, Salih Paşa’larla, tecrübeli gemi reisleri(miri kaptanlar) ve sancak gemicileri Venedikli Uluç Hasan Paşa’nın kaptanlığından sonra (1590), Osmanlı donanması yavaş yavaş eski kudret ve kuvvetinin kaybetmeye başlamıştır. Bunda; denizcilikten yetişmeyenlerin veya uzun müddet denizcilikle alakadar olmayanların birbiri ardına kaptan paşa olmalarının tesiri olduğu gibi büyük deniz harplerinin ve donanmada tadilat yapılmaması sebebiyle, Osmanlı donanmasının manevra kabiliyetini kaybetmesi ve çekdiri denilen kürekli gemiler için iyi ve mahir denizci yetiştirilememesi de Osmanlı donanmasının gerilemesindeki mühim sebeplerdendi.

İç ve dış durumların fenalığı ve bunun az bir ara ile daha sonraları da (on yedinci yüzyılda) devamı esnasında, Osmanlılar’daki bu ihmal ve atalete mukabil, Akdeniz hakimiyetini Türklere bırakmaya mecbur olan Venedikliler, bundan istifade ile üstünlüğü yeniden elde etmede başarılı olmuşlardı; hatta küçük cumhuriyet olan Floransa ile Korsan olan Malta şövalyeleri, on yedinci yüzyıl başlarında, Akdeniz’de hakim rol oynuyorlardı. Tabii ki bu durum, Akdeniz’in dörtte üç sahillerine sahip olan Osmanlı devleti için çok tehlikeliydi.
On yedinci yüzyıl sonlarına yakın tarihlere kadar Osmanlı donanması esas itibariyle, çekdiri, yani kürekli olup, bundan başka, donanma arasında bulunan kalyon ve burtonlar asker, top ve mühimmat nakli için kullanılırdı. Bu suretle Osmanlı harp gemileri kadırga (çekdiri) olduğu halde, Venedik ve İspanyolların harp gemileri kalyon olup, çekdiri ikinci derecede bırakılmıştır. Yani Osmanlı donanmasında esas harp gemileri kürekli, Venedik ve İspanyolların ise, yelkenli idi. Bunlarda ise avantaj yelkencilerde idi; bu sebeple bilhassa rüzgarlı havalarda düşmanın muazzam kalyonlarına karşı kürekli olan kadırga, kalite, firkate vs. ile başarılı olabilmek çok zaman şansa kalıyordu...

Kaynak: Ord. Prof. UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Büyük Osmanlı Tarihi Cilt-IV (Türk Tarih Kurumu Yayınları)’ten alınmıştır.

Devamı bir sonraki sayımızda:
XVII.yüzyılda Osmanlı donanması
(Donanma’nın kalyona geçiş süreci)