En uzak mesafe
Ne Afrika’dır,
Ne Çin,
Ne Hindistan,
Ne seyyareler,
Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan...
En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir, birbirini anlamayan.....
Can Yücel
Birbirimizi bir türlü anlayamadığımız ya da dinlemeyi bile beceremediğimiz bu günlerde, hep bu şiir geliyor aklıma. Can Yücel her şeyi ne de güzel dile getirmiş diyorum kendi kendime. Keşke diyorum, değerlerimizi bir bir yitirirken, bir dakikalığına dahi olsa durup, geçmişimize bakıp, neler kaybettiğimizi bir anlayabilsek. Ya da birileri bir fener, bir ışık tutsa da önümüze, yürüdüğümüz yolun ne kadar yanlış olduğunu ve sonunun koca bir uçuruma çıktığını görebilsek.
Bu söylediklerim iyi niyetten öteye gitmiyor elbet, biliyorum. Çoğumuzun bir kulağından girip diğerinden çıkıyor söylenilen tüm nasihatler. Bir türlü dinlemiyoruz asıl dinlenilmesi gerekenleri. Bir türlü kafa yormuyoruz asıl meselelere. Bir türlü anlayamıyoruz birbirimizi. Her ne kadar konuştuğumuz dil aynı da olsa, yaşadığımız dünyalar çok farklı. Kimimiz bir kafesin içindeyken sarayda zannediyor kendini, kimimiz sürgündeyken, tatilde. Algılarımız da bozulmuş bunca düzensizlik içerisinde. Bazen sesini çıkartacak oluyor birisi, susturuyoruz. Kimisi fark ediyor etrafındaki demirleri, kurtulmaya çalışıyor ama olmuyor. Çünkü ona izin vermiyoruz. İstemiyoruz bizden ayrılmasını, istemiyoruz inandığımız tüm gerçekleri yıkmasını. Korkuyoruz, yanılmaktan, hataya düşmekten ve en önemlisi varolan gerçekleri görmekten. İşte bu noktada başlıyor keşkeler. Bir türlü susturamıyorum içimdeki durmadan keşke diyen şeyi. Keşke diyor, öğrenebilseydik birbirimizi dinlemeyi. Keşke, birazcık saygımız olsaydı bizden farklı düşünenlere. Keşke birazcık olsun anlayabilseydik birbirimizi.
Zaman akıp gidiyor, kum taneleri gibi dökülüyor parmaklarımızın arasından. Ve biz ne yapsak tutamıyoruz onu. Oysa kırık notlarla dolu karnemiz ve ne acı ki biz bundan habersiziz. Saygı denilen kavramın ne olduğunu, sadece sözlüklerden öğrenebiliyoruz. Çökerken bedenlerimiz, yitiriyoruz umutlarımızı. Kalabalıklar içinde yalnızız, hislerimiz körleşmiş ve beton duvarlardan farksızız.
Oysa çocuklarımız hak etmiyor bu dünyayı ve hiçbir sebep mazeret olamaz bizler için. Peki, daha ne bekliyoruz gerçekleri görmek için? Neden kulak vermiyoruz birbirimize? Neden anlamak için en ufak bir gayret dahi göstermiyoruz birbirimizi? Belki yanlıştır gittiğimiz yol, belki de biz yol göstereceğiz yanlış yoldan gidenlere. Birazcık çaba, birazcık gayret lütfen ki; olmasın aramız uzak, yıldızlardan ve seyyarelerden.