
İki Amerikalı, iki yüzücü ve iki dünya rekortmeni. Michael Phelps ve Mark Spitz’in benzer özelliklerini saymakla bitiremeyiz. Peki onları yüzme tarihinde bu kadar önemli yapan ne?
İlk olarak son zamanlarda adından bolca söz ettiren, son olimpiyatlara adeta damgasını vuran ve herkesi gölgede bırakan Michael Phelps’ten başlayalım.
Kol açıklığı tam 2.10 metre. Böylece daha az ama daha etkili kulaç atabiliyor. Eklemleri çok esnek. Bu sayede yarış başlangıcında ya da dönüşlerden sonra o meşhur yunus yüzüşünü yapabiliyor. Ama en önemli üstünlüğü kardiyovasküler kapasitesi. Kalbi vücuduna dakikada 30 litre kan pompalıyor, yani normal insanınkinden üç kat fazla. Vücudu çok az laktik asit salgılıyor. Kısacası Phelps rakiplerinden daha geç yoruluyor. Ama asıl sorun sudan çıkınca başlıyor. Çünkü esnek eklemleri nedeniyle sık sık düşüyor. Bu yüzden koşması bile yasak. Michael Phelps, 11 yaşından beri aynı antrenörle, Bob Bowman’la çalışıyor. Bob, 1997 yılında haftalık antrenman günlerine pazarı da dahil etti. Artık Noel tatili dahil neredeyse 365 gün havuzdaydı ve haftada 80 kilometre yüzüyordu. 2004’ten sonra antrenman sayısı haftada altıya indi. Yılın üç haftasını, yine Bowman yönetiminde geçiriyordu. 24 günde 70 antrenmana çıkıyor; her gün, üçü havuzda biri havuz dışında, dört antrenman yapıyordu.
Phelps’e yıl boyunca swim-power testi uygulanıyor. Antrenman sırasında göğüs çevresine elektronik kuşak takılıyor. Bu kuşak saniyede 60 kez veri gönderiyor. Ayrıca havuzun kenarındaki ve dibindeki iki kamerayla her hareketi kaydediliyor. Sonuçlara göre kollarının ve bacaklarının hareketini daha da mükemmelleştirmek için uğraşıyorlar.
Phelps, Speedo firmasının en son ürettiği LZR Racer mayo ile yarışıyor. Mayolarla şubat ayından bu yana toplam 62 dünya ve olimpiyat rekoru kırıldı. LZR Racer dokularının yüzey sürtünme testleri NASA’nın uzay ve hava araçlarının atmosfere giriş çıkışlarını test ettiği rüzgâr tünellerinde gerçekleştirildi. Üç yıl süren geliştirme sürecinde Speedo Aqualab ekibi NASA, ANSYS gibi teknoloji öncüsü kuruluşlarla birlikte Ontago Üniversitesi ve Avustralya Spor Enstitüsü’yle ortak çalışmalar yaptı. Lazerle birbirine tutturulan LZR Racer, köpekbalığı derisi model alınarak yapıldı. Mayo vücudu korse gibi sararak suyun içinde en az sürtünmeyle ilerlemeyi sağlıyor.
Bunca teknolojik imkan ve azimli bir çalışmadan sonra sonuç ortada: Olimpiyat tarihinde en çok altın madalya alan ve son olimpiyatlarda 8 altın madalyaya 7 dünya rekoru ile ulaşan biri çıkıyor karşımıza. Peki ya Mark Spitz ne yaptı?
Mark Spitz yüzmeye üç yaşında başladı. On yaşındayken, kendi yaş grubunda, 17 ABD rekoruna sahipti ve “10 yaş altında dünyanın en iyi yüzücüsü” olarak görülüyordu. Onyedi yaşında, Pan Amerikan Oyunları’nda beş altın madalya kazanıp birçok dünya rekorunu kırdı. 1968 Meksika Olimpiyatları’na, başarısını sürdürmek için geldi. Amacı, daha önce kimsenin yapamadığını yapıp, altı altın madalya kazanmaktı. Takımıyla iki altın, bireysel olarak da bir gümüş, bir de bronz madalya aldı.Bir sporcunun olimpiyatları dört madalyayla terk etmesi yeterince başarılı sayılabilir; ama Spitz bunun tersini düşünüyordu.
Bundan sonraki dört yılını İndiana Üniversitesi’nin havuzunda çalışarak, 1972 Münih Olimpiyatları’na hazırlanarak geçirdi. Münih’te, işe bıraktığı yerden, 200 metre kelebekten başladı. Yarışı kazandı ve dünya rekorunu kırdı. Aynı günün akşamında, 4x100 serbest bayrak yarışına katıldı. Sonuç aynı, altın madalya ve dünya rekoru. Ertesi gün 200 metre serbesti kazanıp bir dünya rekoru daha kırdı. İki gün sonra, önce 100 metre kelebekte, ardından 4x200 serbest bayrak yarışına katıldı. Sonuç hiç değişmedi. 100 metre serbestte herkes geçileceğini düşünürken O altın madalyaya ulaştı. Ve son olarak, 4x100 karışık bayrak yarışında yeni bir rekorla altın madalyaya ulaştı. Mark Spitz, sekiz günde, yedi yarışa katılmış, yedi altın madalya kazanıp yedi dünya rekoru kırmıştı. Spitz, bu yılki olimpiyata kadar, bir olimpiyatta yedi altın madalya kazanmış tek sporcuydu. Halen 9 olimpiyat altın madalyasına ulaşabilmiş ender sporculardan biridir.
Mark Spitz’in döneminde böylesine ileri bir teknoloji yoktu. Ne kameralarla hareketleri denetleniyor ne de teknoloji harikası mayolarla yüzüyordu. Yaptıkları zor olsa gerek ki yıllar boyunca kimse tarafından bırakın geçilmeyi yanına bile yaklaşılamadı. O halde sizlere soruyorum Michael Phelps mi daha iyi yoksa Mark Spitz mi? Karar sizlerin…