21 Kasım 2008 tarihinde Mısır’a gidecek heyet olarak (Dz.Kur.Kd.Alb.Taylan ÇAKIR, 4/S A. Ersen KANAT, 3/S Mustafa NALCI, 2/S Yasin SÜTOĞLU, 1/S Gökhan BUDAN) saat 23.30 da uçaktaki yerlerimizi aldık. Hepimizin üzerinde ülkemizi ve okulumuzu en iyi şekilde temsil etme sorumluluğunun vermiş olduğu bir heyecan vardı. Okul komutanımızın gitmeden önce söylediği gibi, atalarımız tarafından yüzyıllarca idare edilen bir ülkeye gidiyorduk ve orada duruşumuzla, konuşmalarımızla ve her türlü davranışımızla, okulumuzun kalitesini ve ülkemizin gücünü göstermeliydik. İşte biz bu düşünceler içerisindeyken uçağımız Kahire Havaalanı’na inişe geçti.
Kahire’ye vardığımızda, bir hafta boyunca bizimle ilgilenecek olan Commander Ehab’ı ve gideceğimiz her yerde bize eşlik edecek olan Esab’ı, Mısır Deniz Kuvvetlerinin bize tahsis ettiği araçla birlikte havaalanında beklerken bulduk. Buradaki işlemlerimizi tamamladıktan sonra o gece kalacağımız otele gittik. Otelimiz Nil nehrinin hemen yanında çok güzel bir oteldi. Nasıl bir hafta geçireceğimizin merakı içerisinde odalarımıza yerleştik.
Ertesi sabah uyandığımızda bizi bir sürpriz bekliyordu. Bizim için ayarladıkları küçük botla Nil nehri turu yaparak kahvaltı yapacaktık. Bir yandan güzel manzara, diğer yandan hoş bir kahvaltı bizi kendimize getirmeye yetti. Gördüğümüz ilk andan itibaren Mısırlıların heyetimize verdikleri önem ve gösterdikleri yakın ilgi dikkatimizi çekmişti. Bu kahvaltı ve ilgiden, çok güzel bir hafta geçireceğimizi anladık. Kahvaltının ardından piramitlere gittik. Yıllar öncesinden yapılan bu ihtişamlı yapıların günümüze kadar ayakta kalabilmiş olması gerçekten şaşırtıcıydı. Piramitlerin yanında hediyelik eşya satan satıcılar vardı. Buradan hediyelik eşya almak istedik. Bizimle birlikte gelen şoförümüz Esab bizim için pazarlık yaptı ve alacaklarımızı normal fiyatlarının onda birine aldık.
Piramit gezimizin ardından Papirüs müzesine gittik. Eski mısırlıların yazı kâğıdı olarak kullandığı, papirüs bitkisinden yapılan bu kâğıdın üzerine çizilen resimler ve hiyeroglif kullanılarak yazılan yazılar gerçekten çok etkileyiciydi.
Burayı da gördükten sonra, artık hedefimizde Mısır Deniz Harp Okulu’nun bulunduğu İskenderiye şehri vardı. Cumartesi günü akşamı İskenderiye’ye vardık ve Al-Mahrosa isimli otelimize yerleştik. Aslında gezinin amacının Mısır Deniz Harp Okulu’nun ziyareti olmasından dolayı, harp okulunda kalacağımızı düşünüyorduk. Ancak Mısır Deniz Kuvvetleri ziyaretimizde daha rahat olmamız için bizlere kalacak yer olarak otel ayarlamış. Ziyaretimizi çok keyifli hale getiren olaylardan biri de bu oldu.
Pazar günü Mısır Deniz Harp Okulu’na gittik. Mısır’da cuma ve cumartesi tatil olduğundan Pazar hafta başı oluyor. Okula gittiğimizde kısa bir tanışmanın ardından okulu tanıtıcı bir brifing aldık ve müteakiben okulu gezdik. Oldukça geniş bir alana kurulmuş olan okulda, tesisler, bizim okulumuzla kıyaslanamayacak olsa da, iyi seviyedeydi. Öğrenciler dörder kişilik odalarda kalıyordu, ancak odalarda çalışma masası bulunmuyordu. Okulu gezdikten sonra eğitim botlarıyla yaptıkları deniz eğitimlerine katıldık. Bir saat kadar denizde yaptığımız eğitim, bizim aldığımız eğitimin onların aldığı eğitimden çok daha üstün olduğunu anlamamız için yeterli oldu. Daha sonra okuldan ayrılıp İskenderiye’yi dolaştık. Bundan sonraki iki gün de aynı şekilde harp okulu ziyaretleri ile geçti. İngilizce ve meteoroloji derslerine girip onlarla beraber ders işledik. İngilizce seviyemizin de ne kadar iyi durumda olduğunu burada anlamış olduk. Planetaryumda, gördükleri astronomi dersleri hakkında bilgiler aldık. Spor saatlerinde beraber futbol oynadık. Burada çok güzel anılarımız oldu. Mısır Deniz Harp Okulu’nu ziyaretimiz sırasında öğrencilerin göstermiş olduğu samimi davranışlar, bizleri gerçekten çok memnun etti.
Salı sabahı okul komutanıyla çektirdiğimiz hatıra fotoğraflarının ardından El Salamlek Palace isimli sarayı gezdik. Şu anda otel ve üst düzey misafirlerin ağırlanma yeri olarak kullanılan saray; binaları, plajı ve bahçesiyle gerçekten çok iyi durumdaydı. Buradaki gezimizin ardından dünyaca ünlü İskenderiye Kütüphanesi’ne gittik. Eski kütüphaneyle, ismi dışında, hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen, Mısırlılar gerçekten etkileyici ve kullanışlı bir yapı yapmayı başarmışlar. Kütüphane çok büyük ve binlerce öğrenci tarafından sürekli ziyaret ediliyor.
Ertesi sabah Mısır Deniz Kuvvetleri’nin İskenderiye Limanı’nda bulunan deniz üssüne gittik. Buradaki tersane hakkında bilgi aldıktan sonra, Perry (bizdeki Gabya) sınıfı en iyi durumdaki gemileri E.N.S. Mübarek’i gezdik. Gemide yaptığımız sohbette gemi komutanının T.C.G. Heybeliada’dan bahsetmesi göğsümüzü kabarttı. Milli gemimizi üretmenin diğer ülkeler tarafından da dikkatle izlendiğini bilmek, yapılan işin önemini bir kere daha anlamamızı sağladı. Limanda bulunan ve şu an dünyada çalışır durumdaki en yaşlı gemi olan Hüsnü Mübarek’in yatını da gezme fırsatımız oldu. Oldukça iyi döşenmiş ve muhafaza edilmiş olan bu yat, bize Savarona yatını hatırlattı. Buradaki gezimizin ardından yeniden yapılacak olan ve inşası devam eden İskenderiye Limanı hakkında bilgiler aldık. Yorucu bir günün ardından otelimize döndük.
Perşembe günü yeniden Kahire’ye dönüp Kahire müzesini gezdik. Firavunların mumyalarını görebildiğimiz müzede eski Mısırdan kalan hazinelerin bir kısmı da bulunuyordu. Birçok mumyanın olduğu müzede Nil timsahı mumyası bile görmek mümkün. Müze gezisinin ardından Kahire çarşılarını gezme fırsatımız oldu. Yaptığımız alışverişlerde pazarlık yapmak yine değişmez bir kuraldı. Buradaki satıcıların bizim Türk olduğumuzu anladıktan sonra söyledikleri ilk şey “Yavaş yavaş Hasan Şaş” oluyordu. Genel olarak dikkatimizi çeken husus, Mısırlıların Türklere karşı oldukça sıcakkanlı olduğuydu. Şehrin birçok yerinde eski Osmanlı Paşalarının heykellerini gördük. Yıllarca yönettiğimiz ülkede atalarımızın birçok eseri vardı. Bunları görünce gururlanmamak, bunun yanında da buraların nasıl kaybedildiğini düşünmemek elde değil. Günün sonunda yine Nil Nehri’ni dolaşarak yemek yedik. Sabah gördüğümüz nehrin gece de oldukça etkileyici bir manzarası vardı.
Cuma günü geldiğinde, geçirdiğimiz çok güzel bir haftanın ardından, ayrılık vakti gelmişti. Ülkemizi ve okulumuzu en iyi şekilde temsil etmenin vermiş olduğu huzur ve mutlulukla dönüş yoluna koyulduk. Bir hafta boyunca her şeyimizle ilgilenen Commander Ehab’a teşekkür edip, vedalaştıktan sonra, uçağımıza bindik ve okulumuz ve ülkemizin değerini bir kez daha anlamanın mutluluğuyla ülkemize döndük.



