İklim Değişikliği Ve Kyoto Protokolü

İklim değişikliği günümüzde dünyanın karşı karşıya olduğu önemli sorunlardan birisidir. İklim değişikliğinin temel göstergeleri CO2 (Karbondioksit) dağılımının ikiye katlanması ve küresel ısınmadır. Bu gözle görülür değişkenliği etkileyen iç ve dış etmenler vardır. İç etmenler volkanlar, buzullar ve okyanus çeşitliliği; dış etmenler ise güneş ışınlarının çeşitliliği, sera gazları ve insan aktiviteleridir. Burada insan aktivitelerinden kasıt; fosillerin yakılması, tarım, ağaçların kesilmesi, aerosollerin toprağa sızdırılmasıdır.

Bilimsel olarak yerküre radyasyonları güneşten almaktadır ve bu radyasyonları atmosfere ve okyanus dolaşımına yansıtmaktadır. Alınan ve yansıtılan radyasyonların miktarı dengede olmalıdır. Bu dengeyi etkileyecek herhangi bir gelişme iklimi de etkilemektedir. IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) çalışmaları CO2CH4 (Metan) ve N2O (Nitröz Oksit) gazları oranının 1750 yılından itibaren insan etkileri sonucu yükseldiğini göstermiştir.
Yeryüzünün ısınmasında gözlemlediklerimiz soğuk gecelerin ve gündüzlerin ciddi bir azalma göstermesidir. 1995-2008 yılları arasında dünya en sıcak 13 yılını yaşamıştır. 1993-2003 yılları arasında ise deniz seviyeleri 3.1 oranında yükselmiştir.
İşte bu gözlenebilen ve bilimsel olarak kanıtlanabilen, hayatımızı ekonomik ve sosyal alanda etkileyen değerler, ülkeleri çözüm arayışına itmiştir. Bu amaçla yapılan ilk ciddi çalışma 1992 yılının 5-12 Haziran tarihleri arasında yapılan Rio Konferansı’dır. Konferans sonrasında Rio Bildirgesi yayınlanmış, gelişen süreçte 184 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmenin temel prensibi atmosferdeki insan kaynaklı sera gazı birikimlerinin tehlike teşkil etmeyecek düzeyde tutulmasıdır. Ancak gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşma sağlanamamıştır.

Kyoto Protokolü, Rio Bildirgesi’nden sonra 11 Aralık 1997 tarihinde Japonya’nın Kyoto kentinde imzalanmış ve 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Görüldüğü gibi protokol imzalandıktan 8 yıl sonra yürürlüğe girmiştir. Bunun nedeni; protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990 yılında atmosfere saldıkları karbon miktarının dünyadaki toplam miktarın %55’ini bulması gerekliliği ve bu orana ancak 8 yıl sonra Rusya’nın katılımıyla ulaşılabilinmiş olunmasıdır.
Kyoto Protokolü’ne göre taraf ülkeler; sera gazı salımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin %5 altına çekecek (Avrupa Birliği’nin aldığı yükümlülükler nedeniyle üye ülkeleri için bu değer %15’i bulmaktadır), endüstriden ve motorlu taşıtlardan kaynaklanan sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik tedbir alacak, daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla yol almayı esas alacak, ulaşımda ve çöp depolamada çevreciliği temel ilke edinecek, fosil yakıtların kullanımını engelleyecek, termik santrallerde daha az karbon çıkaran sistemler kullanacak, nükleer enerjide hiç karbon kullanılmadığı için bu enerjiyi ön plana çıkaracak, yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenleyecek ve fazla yakıt tüketen, fazla karbon üretenden daha fazla vergi alacaklardır. Bu protokolde dikkati çeken en büyük eksiklik ise ormanların yok edilmesini engellemeye yönelik bir düzenlemeye yer verilmemesidir.
Kyoto Protokolü Birleşmiş Milletler önderliğinde uluslararası çevre hukuku ile belirlenmiştir. Bu protokolde devletler iki sınıfa ayrılmıştır. Gelişmiş ülkeler Ek1 olarak anılacak, gelişmekte olan ülkeler ise Ek1’de yer almayan ülkeler olarak adlandırılacaklardır. Ek1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek1’de yer almayan ülkelerin ise böyle bir yükümlülükleri yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler.

Protokolü bugüne dek 168 ülke imzalamıştır.Bunun dışında durumu net olmayan, imzalayan ancak henüz onay aşamasında olan ve imzalamayı reddeden ülkeler vardır. İmzalamayı reddeden ülkeler ise ABD ve Avustralya’dır. Protokole göre ABD’nin belirlenmiş salınım azaltma yükümlülüğü %7’dir. ABD bunun kabul edilmesinin mümkün olmadığını ve kendi çıkarları doğrultusunda bu yükümlülüğü değiştirmek için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. Bu durum ABD’nin ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istemediğinin göstergesidir. Ayrıca ABD gelecek yıllarda karbon vergisi ödememek için 1 milyon çatıyı güneş piliyle kaplama projesini başlatmıştır. Kyoto kapsamında yapılan çalışmalar ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istememeleri nedeniyle somut bir sonuca ulaştırılamamıştır.

Türkiye ise bu protokolde gelişmiş ülkelerin yerine getirmesi gereken yükümlülüklere tabi tutulmak istendiği için şu ana kadar protokolü imzalamaya yanaşmamıştır. Ancak 2008 yılı içerisinde Türkiye’nin protokolde taraf olmayan nadir ülkelerden biri olduğunu ve bu protokolü imzalamanın ülke ekonomisine sağlayacağı yararları işaret eden bir tasarı meclise sunulmuştur. Bu tasarıda protokolün imzalanmasıyla sera gazı salınımının azaltılması için projelerin daha kolay teşvik edilebileceği ve başta enerji güvenliği olmak üzere ülke ekonomisine katkı sağlanabileceğine değinilmiştir. Türkiye protokole imza atsa da 2008-2012 arasındaki yükümlülüklerden muaf olacaktır. Ancak 2012 sonrası dönemde iklim değişikliği alanında izlenecek yol haritası için özellikle enerji, sanayi, konut ve ulaşım sektörlerinden kaynaklanan salınım azaltım stratejilerinin ulusal çıkarlarımızı gözeten bir biçimde belirlenebilmesi; yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yasalarla da teşvik edilerek arttırılması, enerji verimliliği, enerji yoğunluğunun azaltılması, yanma sonucu düşük CO2 açığa çıkaran yakıtlara geçilmesi, yakıt kalitesinin iyileştirilmesi, termik santrallerin rehabilitasyonu, enerji üretiminde kaynak çeşitliliğine gidilmesi, nükleer santrallerin de bir alternatif olarak değerlendirilmesi gibi önemli başlıkların analiz edilerek bu konularda genel bir politikanın oluşturulması gerekmektedir.
2009 yılının Aralık ayında 189 ülkenin temsilcilerinin katılımıyla Danimarka’nın Kopenhag şehrinde bir toplantı düzenlenecektir. Bu toplantının amacı Kyoto’nun birinci yükümlülük süresinin dolduğu yıl olan 2012’den sonraki küresel iklim rejimini belirlemek ve bu periyotta neler yapılacağını görüşmektir.
Özetlenirse; Kyoto protokolü dünyamızı olumsuz yönde etkileyen iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak amacıyla atılmış en önemli ve bağlayıcı özelliği olan uluslar arası adımdır. AB ülkeleri başta olmak üzere dünya ülkelerinin büyük çoğunluğu bu protokolü imzalamış ve yükümlülüklerini yerine getirmeye başlamıştır.