
1. MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ BAŞLANGICINDA ÜLKENİN DURUMU.
Millî Mücadelenin başlarında Anadolu’da tam bir karmaşa hâkimdi. Devlet otoritesi tamamen kaybolmuştu. Merkezi otoritenin olmaması sivil yöneticileri aciz duruma düşürüyordu. Ekonomik hayat yıkılmış, üretim düşmüş, ekonomik çöküntü, sosyal çöküntüyü de beraberinde getirmişti. Karadeniz’de Rum, Doğu Anadolu, Adana ve Tarsus civarında Ermeni çeteleri terör estiriyordu. İşgal nedeniyle batıdan doğuya göç başlamıştı. Eşkıyalık, bozgunculuk ve casusluk almış başını yürüyordu. Yıkıcı propagandalar halkın kurtuluşa inancını sarsıyordu.
Bu dönemde Bidayet ve İstinaf Mahkemeleri görev yapıyordu. Ancak bunlar normal zamanların mahkemeleriydi. Çalışmaları kendilerine verilmiş olan yetkilerle sınırlıydı. İtiraz, bir üst mahkemeye başvurma, temyiz gibi normal zamanların uygulamasına bağlı olan bu uygulama yöntemi insanları uyuşturup, davaların hızını azaltıyor, cezanın ibret yönünü yok ediyordu.
Bu mahkemeler dışında askeri idareciler ve milis kumandanları tarafından kurulan Harp Divanları, asker kaçakları, bozguncu, casus ve eşkıyalara keyfi cezalar veriyorlardı. Bazen bu cezalar çok ağır olabiliyordu.
Suçluların, harp divanlarında cezalandırılmaları askeri otorite düşüncesini yaratıyordu. TBMM Anadolu ihtilalinin eseri olup, halkın meşru temsilcileri tarafından kurulmuştu. Bu nedenle cezaların Meclis otoritesine bağlı kuruluşlarca verilmesi gerekiyordu.
TBMM düşmanla silahlı mücadele yaparak vatanı kurtarmak düşüncesiyle kurulmuştu. Doğal olarak bu amacına ulaşmak için asker toplamak zorundaydı. Ancak Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası askerlik yükümlülüğünü kaldırmıştı ki bu karar insanların askere gitmemesi, silah altında olanların da kaçması sonucunu doğuruyordu.
“Kaçak olaylarının en büyük etkenlerinden birisi de kaçaklara ceza verilememesi, kaçak olayına ilgisiz kalınması ve sebep olanların sorumsuzluğuydu. Ceza kanununun bu suçlarla ilgili hükümleri oldukça hafifti. Asker cephede ölmektense birkaç ay, hatta birkaç sene hapis yatmayı tercih ettiğinden kaçak olayı önlenemiyordu. Kaçak olayları savaşın kaderini etkileyecek, hatta sonucunu saptayacak kadar çoktu”.
Olağanüstü zamanlarda, olağanüstü önlemlere başvurma zorunluluğu vardı. Olağanüstü yetkilerle donatılmış olan TBMM, tamamen Meclis denetiminde mahkemeler kurulmasını zorunlu gördü. İstiklal Mahkemeleri bu zorunluluğun ürünüdür.
2. İSTİKLAL MAHKEMELERİNİN KURULMASI, ÖZELLİKLERİ VE UYGULAMALARI:
TBMM ülkedeki her türlü asayiş bozucu olayı önlemek amacıyla 29 Nisan 1920 tarihinde “Hıyanet-i Vataniye Kanunu”nu kabul etti. Bu kanuna göre TBMM’nin meşruluğuna sözle, yazıyla ya da fiilen muhalefet edenler “Vatan Haini”olarak yargılanacak, vaaz ve konuşmalarında halkı vatana ihanet suçuna teşvik edenler geçici kürek cezasıyla cezalandırılacak, bu faaliyetleri sonucu olay çıkarsa idam edileceklerdi. Kanun bu suçları işleyenlerin Bidayet Mahkemelerince yargılanacakları hükmünü getiriyordu.
Bu kanun uygulamaya konulmuş, ancak Bidayet Mahkemelerinin kanunun amacına ulaşmasında yetersiz kaldığı gözlemlenmişti. Bunun üzerine, yapılan çalışmalar sonucu 11 Eylül 1920 tarihinde “Firariler Hakkında Kanun” kabul edildi.
Bu kanuna göre hükümetin teklifi ve TBMM’nin onayıyla “İstiklal Mahkemeleri” oluşturulacaktı. Bu mahkemelerde görev yapmak üzere TBMM üyeleri arasından oy çokluğuyla üç mebus seçilecek ve içlerinden biri mahkeme başkanı olacaktı. Mahkemelerin kararları kesin olup, infazından askerî ve sivil bütün devlet memurları sorumluydu. İstiklal Mahkemelerinin emir ve kararlarını uygulamayanlar, uygulamada ihmal gösterenler aynı mahkeme tarafından yargılanacaktı.
Firariler Hakkında Kanun çerçevesinde 18 Eylül 1920 tarihinde Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) İsmet Bey, hükümet adına, 8 mıntıkada İstiklal Mahkemesi kurulmasına ilişkin teklifi Meclise sunmuş ve bunlardan özellikle sekizinin acilen kurulması gerektiğini bildirmiştir. Aynı gün yapılan oylamayla bu sekiz İstiklal Mahkemesinin (Kastamonu, Eskişehir, Konya, Isparta, Ankara, Pozantı, Diyarbakır ve Sivas) oluşturulmasına karar verilmiş, mahkeme üyeleri seçilmiş ve görev yerlerine gönderilmiştir.
31 Temmuz 1922 tarihinde kabul edilen “İstiklal Mehakimi Kanunu” ile gizli oyla seçilen üç mahkeme üyesine bir savcı ve bir yedek üye seçilerek eklenmesi kararlaştırıldı. Kanunda cezaların derhal infaz edileceği, idam cezalarının ise TBMM tarafından incelenip onaylanmasından sonra infaz edileceği hükme bağlanmıştır. Her İstiklal Mahkemesinin ayda bir TBMM’ye hüküm özetleri ve çalışma takvimini göndereceği belirtilmiş, ayrıca İstiklal Mahkemelerini ilgilendirecek suçların kapsamı genişletilmiştir.
İstiklal Mahkemelerini ilgilendiren olayların ilk tahkikatı hükümetçe yapılarak dosya mahkemeye gönderiliyor, mahkeme heyeti tarafından gerekli inceleme yapılıp, noksanlar tamamlandıktan sonra yargılama başlıyordu. Yargılama kesinlikle halka açık olarak yapılıyor ve mahkeme tarafından verilen hüküm derhal infaz ediliyordu.
Mahkemeler, TBMM’ye bağlıydı. Yargı yetkisini meclis adına kullanıyorlardı. Yargı usulü basit, açık ve çabuktu. Kararlarını vicdani kanaatlerine göre veriyorlar ve bu kararlarından dolayı sorumlu tutulamıyorlardı. Bu kadar geniş yetkilerine rağmen haklarında yeterli delil bulunamayan sanıklar berat edebiliyordu. Mahkemeler kendi mıntıkalarındaki yargılamalar hakkında İçişleri Bakanlığına ve Meclise rapor sunuyorlardı. Böylelikle mahkemelerin uygulamaları hakkında Meclis bilgilendiriliyordu.
İstiklal Mahkemelerinin ilgi alanına giren başlıca suçlar şunlardır; askerden firar, vatana ihanet, ayaklanma, casusluk, bozgunculuk ve aleyhte propaganda, soygunculuk, görevini kötüye kullanma, halka eziyet ve baskı, asker ailesine saldırı, Tekalif-i Milliye’den mal kaçırmak, cinayet, düşman işgalinden yararlanıp kanunsuz hareketlerde bulunmak, düşmana yardım ve iş birliği, düşman ordusuna katılmak. Bu suçlar dışında kalan suçlarla Bidayet Mahkemeleri ilgileniyordu.
Yargılanan şahıslara verilen cezalar ise genelde şu şekilde sıralanabilir: Asılarak veya kurşuna dizilerek idam, kala-bend (kaleye hapsetme), kürek veya ağır hapis, sürgün, dayak, zararı ödetme, görevden uzaklaştırma, halk ve asker önünde teşhir, milli mücadelenin sonuna kadar gözaltına alma, mal ve mülküne el koyma, asker kaçağı yerine en yakınını askere alma.
Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz gibi hiçbir ihmale yer vermeyecek önemdeki olaylar öncesinde İstiklal Mahkemeleri pek çok ceza vermiştir. Ancak bu dönemler sonrasında çıkarılan af kanunlarıyla af ve ceza indirimleri yapılmıştır. Söz gelimi, 19 Aralık 1921 tarihinde ihanet nedeniyle idama mahkûm olanların cezaları müebbet, kürek cezaları on beş seneye indirmiştir.
İstiklal Mahkemeleri çalışma süreleri hiç kimseye ayrıcalıklı davranmamıştır. Sakarya Meydan Muharebesi sırasında eşkıyalık yapan bir çete uzun uğraşlardan sonra yakalanmış, ancak muhafazalarından sorumlu yüzbaşının ihmali nedeniyle kaçmayı başarmışlardır. Ankara İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali Beyin akrabası olan bu yüzbaşı aynı mahkeme tarafından yargılanmış ve askerlikten tart edilerek on beş sene hapis cezasına çarptırılmıştır.
Maraş mebuslarından Tahsin Bey’in bir cinayet olayıyla ilgisi nedeniyle Meclisten dokunulmazlığın kaldırılması istenmiş ve ardından, yargılanarak hapis cezasına çarptırılmıştır.
İstiklal Mahkemelerinin adil çalışmalarına en güzel örnek Ankara 1 Numaralı İstiklal Mahkemesi ile İsmet Paşa arasında, Mustafa Kemal Paşaya İzmir’de düzenlenen suikast girişimi soruşturması sırasında meydana gelen olaydır.
Mahkeme, soruşturmada bazı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası üyelerinin de fiilen suikast girişimine katıldığını tespit edince Ankara Polis Müdürü Dilaver Beye telgraf çekerek Kazım Karabekir Paşa’nın tutuklanmasını emretmişti. Başbakan İsmet Paşa olayı haber alır almaz İstiklal Mahkemeleri Kanunu’na aykırı olarak Karabekir Paşanın serbest bırakılmasını istemişti. Dilaver Bey bu isteği yerine getirmiş, ancak sorumluluk altına girmemek için durumu İzmir’de bulunan İstiklal Mahkemesi’ne haber vermişti. Bunun üzerine mahkeme heyeti polis müdürüne çektiği telgrafta Karabekir Paşa’nın ve mahkeme uygulamalarına engel olan Başbakan İsmet Paşa’nın derhal tutuklanmasını emretmişti. Başbakanla mahkeme heyeti arasında meydana gelen bu olay Gazi’nin kulağına gitmiş ve mahkeme heyetini çağırarak bilgi almıştı. Kendisine durumun arz edilmesi üzerine İsmet Paşa’ya derhal bir telgraf çekmiş, İstiklal Mahkemeleri Kanunu’na aykırı hareket etmemesini isteyerek hemen İzmir’e gelerek mahkeme heyetine bilgi vermesi talimatını vermişti.
Bu denli dikkatli ve hassas çalışan İstiklal Mahkemelerinin kararlarıyla üç sene içinde vatana ihanet, casusluk ve bozgunculuk suçlarından 1.054 kişi idam edildi. 2.696 kişinin idamları askerden yeniden kaçmaları halinde uygulanmak üzere şartlı olarak affedildi. 243 kişiye gıyabında idam cezası verildi. Diğer suçlardan ise 1.786 kişi kala-bend ve kürek cezasına çarptırıldı. 11.744 kişi beraat ederken 41.768 kişi ise genellikle dayak olmak üzere çeşitli hafif cezalara çarptırıldı.
Millî mücadele esnasında Eylül 1920 ile Mayıs 1923 tarihleri arasında 14 İstiklal Mahkemesi görev yaptı. Bu süre zarfında Ankara 1 Numaralı İstiklal Mahkemesi görevine aralıksız devam eden tek mahkeme oldu.
3. SONUÇ :
İstiklal Mahkemelerini Bolşevik İhtilalinin kapalı, gizli Çeka Mahkemelerine benzetenler olmuştur. Oysa, ÇEKA’lar hiçbir kanuna bağlı olmadan, hiçbir hukuk sistemiyle bağdaşmayan uygulamalar yapan çetelerdir.Onların görevleri sadece kan ve terörle ülkelerine ve insanlarına korku vermekti.
Fransız İhtilal Mahkemeleri, İstiklal Mahkemeleriyle karşılaştırılırsa, bu mahkemelerin tam anlamıyla terör estirdiği, 1793 yılında sadece Paris’te 2,774 kişi olmak üzere tüm Fransa’da 17.000 kişiyi idam ettirdiği görülür. Hüküm giymeden idam edilenlerle bu sayı 40.000’e çıkar. Oysa, üç sene boyunca İstiklal Mahkemeleri tarafından vatana ihanet, casusluk ve bozgunculuk suçlarından 1,054 kişi idam edilmiştir ki bunların büyük bir çoğunluğu Rum ve Ermeni çete üyeleridir. Bu rakamlar İstiklal Mahkemelerinin farklılığını açıkça ortaya koymaktadır.
Samet AĞAOĞLU, İstiklal Mahkemelerini şu şekilde değerlendirmektedir. “Kuvvetini yalnız Millî İradeden alan üç adam yalnız başına, silahsız, dağdan dağa, köyden köye, istiklal ve milli şeref duygu ve idealinin kanlı ve merhametsiz kılıcını taşıyarak gafilleri, satılmışları temizlemek suretiyle zafer yolunu ordulara açacaktır”.
Ankara 1 Numaralı İstiklal Mahkemesi üyesi Kılıç Ali ise “İstiklal Mahkemeleri’nin adilane faaliyeti, kurt ruhu taşıyanlara bir koyun sükûneti, koyun gibi yaşayanlara bir aslan masumiyeti vermişti... Bilhassa milletin hayat ve hürriyetini yıkmak, mefkuresini sarsmak, maddi ve manevi kuvvetlerini kırmak kastinde olan hainler, asiler, mürtecilerle siyasi caniyane maksatlara cesaret eden ve alet olanların amansız bir adalet divanı” ifadelerini kullanmaktadır.
Tarihin en önemli özelliği; olayların cereyan ettiği dönemin şartlarını göz önünde bulundurarak değerlendirme gereğidir. Eğer bu özelliği göz ardı edersek ve günümüz koşullarından hareket ederek geçmişin muhasebesini yapmaya çalışırsak, tarih biliminin metotlarına aykırı hareket etmiş oluruz ve varacağımız sonuç bir dizi yanılgının başlangıcı olmaktan öteye gidemez.
İstiklal Mahkemelerini, günümüzdeki hukuk ve adalet anlayışı ile değerlendiremeyiz. Millî Mücadele Dönemi, olağanüstü bir dönemdir. İşgal dönemi Türkiyesi, İstanbul hükümetlerinin otoritesinin yerle bir olduğu, işgal güçlerinin kendi kurallarını koyduğu ve güçlü olanın haklı olduğu bir dönemdir. Şu bir gerçektir ki merkezi otorite ortadan kalkarsa yerel otoriteler boşluğu doldurur. O dönemin yerel otoriteleri ise eşkıyalar, Ermeni-Rum çeteleri, Eşraf ve Kuvvay-ı Milliye adına hareket ettiğini iddia eden bir takım güçlerdir. Bu güçlerin hesapsız ve sınırsız hareketleri Anadolu insanını canından bezdirmiştir. Atatürk’ün başlattığı Milli Mücadele hareketi başlangıcından itibaren meşruiyet temeline dayanmıştır. Erzurum ve Sivas kongrelerinde oluşturulan Heyet-i Temsiliye, Son Osmanlı Mebusan Meclisinin kapatılmasıyla serbest seçimler sonrası Ankara’da kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi hep bu meşruiyet arayışının sonuçlarıdır.
İstiklal Mahkemeleri var olmakla yok olmak arasındaki bir mücadelede var olmak isteyen bir milletin temsilcilerinin zorunluluktan dolayı kurduğu müesseselerdir. Dönemleri içinde Türk milletinin var olmasını sağlayan en önemli etkenlerden biri olmuşlardır. İstiklal Mahkemelerinde görev yapan üyelerin en az cephede savaşan Mehmetçik kadar bu kutsal zaferin kazanılmasında payı vardır.
KAYNAKLAR
AĞAOĞLU Samet, Kuvayı Millîye Ruhu, Baha Matbaası, İstanbul 1973.
AYBARS Ergun, İstiklal Mahkemeleri, Bilgi Yayınevi, İstanbul 1975.
Hulüsü TURGUT, Kılıç Ali’nin Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Şefik Matbaası, İstanbul 2005.
Öğ. Alb. K. Türker GENCER, KHO Dekanlığı, Tem. Bil. Böl. Baş. Tarih Öğr. Elemanı