Gazi Hamidiye Zırhlısı

      “Okul sıralarındayken hepimizin dileği ileride bir kruvazöre komuta ederek Hamidiye’yi taklit etmek ve onun süvarisi gibi dünyanın hayranlığını üzerimize çekmekti...”
       Bu sözler İngiltere Başbakanlığına kadar yükselecek olan Sir Antony EDEN’e aittir. Böyle bir cümle kurmasının sebebi ise, özellikle Deniz Harbiyeli olarak bizlerin çok yakından tanıdığı Rauf ORBAY’ın komutasındaki Hamidiye Zırhlısı ve onun gerçekleştirdiği Akın Harekâtıdır.
       Aslında Hamidiye’nin doğuşu yani Osmanlı donanmasına katılışının ilginç ve istek dışı olarak gerçekleştiğini yazının hemen başında belirtmek gerektiğini düşünüyorum. Bu istek dışı gemi alımının sebebi ise, Osmanlı devletinin son zamanlarındaki zayıflığı ve dışa bağımlılığıdır. Biraz daha derine inersek, amcası gibi kendisinin de donanma tarafından tahttan indirilme korkusu olan II. Abdülhamid, göz göre göre mahvettiği Türk donanmasını yeniden canlandırmak için Hamidiye (Abdülhamid) ile beraber toplam üç gemiyi üç ayrı yabancı tersaneye ısmarlamış değildi. Gerçek sebebi, dış baskılarla bu üç gemiyi sipariş etmek zorunda kalmış olmasıydı.
       Anadolu’da ve özellikle İstanbul’un Babıâli bölgesinde Ermenilerin, yabancı devletlerin desteğini sağlamak amacıyla 1894 ve 1896 yıllarında gerçekleştirdikleri Ermeni ihtilal hareketleri sırasında bir hayli yabancı dernek (Özellikle misyoner dernekleri) ve bina zarar görmüştü. Bu yüzdendir ki, bu zarardan etkilenmiş başta Amerika hükümeti ve çeşitli Avrupa ülkeleri Osmanlı devletini tazminat vermeye zorlamışlardı. Ama Osmanlı devletinin imzalamış olduğu borçlar kanunu gereği, Osmanlı devletinin herhangi bir devlete tazminat vermesi yasaklanmıştı. Bundan dolayı iki tarafın da anlaşmasıyla borcun, Osmanlı devletinin tazminat vereceği devletlere gemi sipariş etmesi ve paranın gemi fiyatları üzerine konularak ödenmesi yoluyla kapatılması kararlaştırılmıştı.
       Böylelikle Hamidiye ve Mecidiye gemileri (İlk isimleri “Abdülhamid” ve “Abdülmecid”) 1903 yılında Osmanlı devletine katılması için sipariş edilmişti. Burada bir ek bilgi vermek gerekiyor çünkü; bu iki gemi yanında “Drama” adında bir gemi daha İtalya’ya sipariş edilmesine rağmen, o sırada Osmanlı-İtalya savaşının çıkmış olmasından dolayı bu gemi İtalyan donanmasına “Libia” adı altında katılmıştı.
       Hamidiye 1903’ten 1908’e kadar padişahın emriyle Haliç’te kalmıştı. 1908 yılında gerçekleşen ve tarihe 31 Mart Olayı diye geçen ve II. Meşrutiyet’in ilanı ile sonuçlanan olaylar dizisi hem Hamidiye hem de Türk deniz tarihi için dönüm noktası olmuştur. Bu olaydan sonra Rauf ORBAY Gemi Komutanı olarak Hamidiye’ye atanmıştı. Böylelikle Hamidiye ile Akın Harekâtını gerçekleştirecek komutanı Rauf ORBAY için yeni bir sayfa açılmıştı.
       Rauf ORBAY bahriye mektebinden mezun olmasından sonra, Hamidiye’ye atanmasına kadar, çeşitli sivil bahriye gemilerinde ve müteakiben Amerika’dan getirilerek paşa yapılan Buknam Paşa’nın yanında çalışmıştır. Kendisini gerçekten bahriyeye adamış genç bir komutandı. Ama bana göre asıl önemli olan şey, o zaman Hamidiye’ye mühendis olarak tayin edilen(Bu arada belirtmek gerekir ki; o zamanlar Mekteb-i Bahriye’den mezun olan herkes mühendis adı altında gemilere tayin edilirmiş) Albay Şakir TUNÇÇAPA’nın anılarının derlendiği Ahmet Cemaleddin SARAÇOĞLU’nun yazdığı kitaptaki Rauf ORBAY hakkında görüşlerdi. Kitaptaki şekline hiçbir ekleme yapılmadan aynen alıntı yapıyorum: “... Herkes biliyordur ki, Hamidiye’nin genç, vakarlı, disiplin seven fakat o nispette de kendilerine manevi bir evlat muamelesi ettiği süvarisi tam manasıyla bel bağlanabilir, vazife alanında sert, lakin hepsine karşı şefkatli bir baba, anlayışlı davranan bir şefti...”
       Zaten böyle bir komutan altında çalışan subay ve askerlerin seyirler boyunca canlarını hiçe sayarak göstermiş oldukları üstün gayret ve çaba, komutanlarına karşı duydukları saygı ve hiçbir zaman kaybetmedikleri vatan sevgisinden kaynaklanıyordu.
       Akın harekâtı öncesi Hamidiye zırhlısı 1912’de başlayan Balkan Savaşı’nda Karadeniz’de çeşitli görevlerde bulunmuştu. Özellikle diğer gemilerle birlikte Osmanlı devletinin savaştığı Bulgaristan’ın başta Varna ve Kovarna olmak üzere çeşitli limanlarına top atışı yapılması görevlerini gerçekleştirdi. 20 Aralık 1912 gecesi yine bu görevlerden birini icra ederken, 3 Bulgar torpido gemisi(İsimleri: Draçki, Smeli ve Stroki) tarafından saldırıya uğramış ve sancak baş omuzluğunda delik açılmış ve gemi batma tehlikesi yaşamıştı. Bulgar botlarının bölgeden kaçması üzerine, Hamidiye, baş tarafı denize batmış şekilde, Turgut Reis zırhlısının yardımıyla Haliç’e getirilmiş ve bakıma girmişti.
       Bakım ve tamir işlemlerinin tamamlanmasından sonra Hamidiye diğer donanma gemileri gibi Çanakkale boğazına hareket etti. Bu arada şunu belirtmek gerekir; Balkan savaşı zamanında Yunan donanması özellikle sahip oldukları Averof zırhlısı ile epey güçlü bir durumdaydı ve Çanakkale Boğazı önünde Türk gemilerine karşı büyük tehlike oluşturuyordu. Bundan dolayı 13 Ocak 1913’te o zamanlar sancak gemimiz olan Barbaros Hayrettin zırhlısında yapılan harp meclisinde, Hamidiye Komutanı Rauf ORBAY’a donanmamızın hareket etmesinde kolaylık sağlaması için “Akın Harekâtı” yapması görevi verilmiştir. Bu görevin verilmesinde amaç Averof’u boğaz önünden uzaklaştırıp, gemilerimizin boğaz çıkışını kolaylaştırmaktı. Böylelikle Hamidiye için akın harekâtı başlamış oldu.
       Öncelikle Hamidiye’nin boğazdan çıkması gerekiyordu. Bu maksatla; Yunan donanmasını kandırmak için Türk sancağı kaldırıldı ve gemi personelinin taktığı fesler çıkartıldı. 13 Ocak gecesi Hamidiye boğazdan çıkış yaptı.
       Akın harekâtı sadece Yunan donanmasının boğaz önünü boşaltmasından ibaret değildi, aynı zamanda Hamidiye’nin hem Yunan limanlarına hem de gemilerine saldırılar düzenlemesini içeriyordu.
       2 günlük seyirden sonra 15 Ocak günü Ege denizinde Yunanlılar için bir ticaret merkezi olan Şira(Siros) adasına yaklaşılmıştı. Ada’da bulunan silah ambarları ve haberleşme için önemli olan telgraf merkezini bombalamış, ayrıca aslında bir ticaret gemisi olan ama Yunanlıların savaş için toplar yerleştirdiği Makedonya yardımcı kruvazörüne limanda iken saldırmış ve çok büyük hasar meydana getirmişti.
       Bu olayların yaşanması Yunanistan’da büyük yankı uyandırdı. Özellikle Yunan donanması tedbirler almak zorunda bırakıldı ki; bunlardan biri, 4 tane “Lonki” sınıfı muhriplerini Sakız ve İpsara adaları geçidine sevk etmekti.
       Rauf ORBAY Yunan donanmasının büyük bir kuvvetle onları beklediği düşüncesiyle Anadolu kıyısına paralel doğuya gitmiş belli bir süre sonra da rotasını güneye çevirerek Mısır’a doğru hareket etmiştir. Bu rota değişikliğinin diğer bir amacı da kömür ihtiyacının giderilmesiydi.
       Mısır’dan izin alarak Süveyş kanalındaki “Port Said” limanına giren Hamidiye,burada Bahriye Nezaretinin verdiği 2000 lira ile kömür ikmalini gerçekleştirdi. Bu yakıt ikmali sırasında gerçekleşen ve anılarda bahsedilen bir olay oldukça önemlidir. Ama öncelikle şu bilgiyi vermem gerekiyor: Savaş sırasında herhangi bir tarafın gemisi tarafsız bir limanda tamir dışında 1 günden fazla kalamazdı. Limanda Hamidiye’nin kömür ikmalinin uzun sürmesinden dolayı, İngiliz hükümetinin Mısır temsilcisi gemiye gelerek, geminin bir an önce limandan çıkması gerektiğini yoksa İngiliz donanmasının işe karışacağı tehdidinde bulunmuş, bunun üzerine Rauf ORBAY, “Hamidiye Türk sularını terk ederken, düşman olarak yalnız Yunan donanmasını hesaba katmamıştı; yoluna engel olmak üzere karşısına dikilecek her yabancı donanma ile boğuşacağına ahdetmişti. Buraya gelecek ve yolumuzu isteyecek İngiliz filosuyla hesaplaşmaya hazırız, İngiliz filosunun geleceği varsa göreceği de vardır ekselans!” cevabını vermişti. Sonuçta ise Hamidiye komutanının istediği olmuştur.
       Hamidiye yakıt ikmali sonrası, Yunan gemilerinin İskenderiye’de kendisini beklediği yönünde çıkan söylentilere karşı, halkın Yunanlılara karşı savaşan bu gemiye gösterdiği büyük sevgi gösterileriyle, limandan ayrıldı ve Malta’ya doğru seyire başladı. 5 gün sürecek bu seyir boyunca Hamidiye Akdeniz’de fırtınalara yakalanmış ve çok büyük tehlikeler atlatmıştı. Bu süre zarfında telsiz ve silah sistemlerinde arızalar çıkmış ama hiç bir Yunan gemisiyle karşılaşmadan 14 Şubat günü Malta’nın La Valetta limanına gelmişti. Burada aynı Mısır’da olduğu gibi kalma süresi bir gün olmasına karşın Rauf ORBAY’ın çok iyi derecedeki İngilizce bilgisi ve diplomasisi ile hem Malta valisi hem de İngiliz donanmasıyla kurduğu ilişki sonucunda, limanda üç gün kalmış ve bu süre zarfında gemiye yakıt ikmali sağlanmıştır. Bu esnada Hamidiye’nin Malta Adası bölgesinde olduğu bilgisinin Yunan donanmasına ulaşması üzerine üç muhrip ve bir kruvazör bu bölgeye kaydırılmıştı.
       Hamidiye Kruvazörü 17 Şubat 1913 günü Malta’dan hareket ederek, 22 Şubat 1913 tarihinde Gazze’ye intikal etmiş ve bir gün sonra Hayfa’ya demirleyerek 395 ton kömür almıştı.
       Arnavutluk’ta tecrit edilmiş olan Garp Ordusu’na ulaştırılmak üzere 50 ton cephane ve 10.000 altını 02 Mart 1913 tarihinde Arvat Adası’nda (Suriye karasuları içinde) teslim alan Hamidiye, 08 Mart 1913 günü Silifke’den ayrılarak, Yunan gemilerine görünmeden 11 Mart 1913’te Adriyatik Denizi’ne girmişti.
       13 Mart günü sabah saatlerinde Hamidiye, Yunanlılara ait Leros şilebiyle karşılaştı. Şilebin kaptanıyla 20 personeli ele geçirilip gemiye alındı. Leros şilebi ise mahmuzlanarak batırıldı. Ele geçirilen personel Rauf ORBAY için çok önemliydi çünkü Adriyatik’teki Yunan donanmasının yerini ve sayısını öğrenme fırsatını sağlamıştı. Yapılan sorgu sonucunda Yunanlıların İpsara zırhlısı ve dört torpido botunun Korfu adasında oldukları, Şinkin limanında 5 tane daha ticari maksatlı kullanılan şilep bulunduğu ve bunlar dışında Adriyatik’te başka harp gemisi olmadığı öğrenilmişti. Hamidiye bu olaydan yaklaşık 2 saat sonra bir torpido botu tarafından görüldü ve torpido botun Korfu’ya doğru hareket ettiği anlaşıldı. Rauf ORBAY’ın aslında bu durumda çok fazla seçeneği yoktu. Yunan filosu Hamidiye’yi bulmadan, Hamidiye saldırıya geçecekti.
       Böylece Şinkin limanına doğru rota ayarlandı. Bu esnada Draç şehri yakınındaki yamaç üzerinde kurulmuş Yunanlıların askeri çadırlı karargâhı üzerine 6400 metreden ateş açıldı ve büyük hasar verildi. İlerlemeye devam eden Hamidiye Şinkin limanına girdikten sonra limanda bulunan, aslında şilep olan ama Yunanlıların asker ve savaş malzemesi taşımasında kullandığı yedi gemiye ateş açtı. Aynı zamanda limandan yapılan ateşe de karşılık veren Hamidiye limandaki tüm gemileri batırmıştı. Böylelikle Yunanistan, cepheleri takviye etmek için sevk ettiği çok sayıda askeri personeline ilave olarak büyük miktardaki harp mühimmatı ve lojistik destek malzemesini de kaybetmişti.
       Hamidiye taarruzlarını tamamladıktan sonra gemide mevcut 250 ton kömür ile intikal edebileceği limanların mevki ve mesafeler açısından analizini yaptıktan sonra Yunan donanması ile karşılaşmadan İtalya’ya yakın seyretmiş ardından da Akdeniz’e çıkmıştı. Daha sonra da rotasını Mısır’a çevirerek 16 Mart 1913 günü İskenderiye Limanı’na ulaştı.
       Bu tarihten sonra beş ay boyunca Doğu Akdeniz ve Süveyş Kanalı’nda birçok faaliyette bulunan Hamidiye 12 Eylül 1913’te harekâtı tamamlayarak İstanbul’da Haliç’e girmiştir.
       Akın harekâtının başarısında büyük rolü olan başta Gemi Komutanı Rauf ORBAY ve tüm personelinin büyük denizcilik bilgisi ve vatan sevgisine karşı, Osmanlı devletinde üst makamlarda bulunan insanların acizliği ve bahriye nezaretinin bilgisizliğini belirtmek gerekir. Bu bilgisizlik ve acizlik öyle bir haldedir ki harekât boyunca çeşitli yazışmalarda (Bu yazışmalar belgelerle beraber Rauf Orbay ve Hamidiye kitabında belirtilmiştir) görülmektedir. Bunlardan bir tanesini aynen yazıyorum, “Hamidiye kruvazörünün Adriyatik sahilinde bir iş görmesi mümkün olamayacağından, mesuliyeti süvarisinin deruhte eylediği halde, donanmayı hümayuna iltihak etmesi elzem ve ehemdir...” yani bu yazışmayı yazan bahriye meclisi Hamidiye’nin Adriyatik’te bir başarı sağlayamayacağını düşünmektedir.
       Sonuç olarak Akın Harekâtı sadece bir geminin, bütün bir düşman donanmasına karşı sergilediği cesur, yetenekli ve bilinçli bir harekâttır ve I. Dünya savaşında gerçekleşen birçok deniz harekâtının temelini oluşturmuştur. Bu harekat Osmanlı devleti için kayıplarla geçen Balkan savaşının önemli bir başarısını oluşturmuştur. Belki de en önemlisi; uzun yıllar boyunca gerek padişahların, gerekse yeteneksiz paşaların etkisiyle çok büyük zarar gören bahriyenin kendisine gelmesini sağlamış ve modern deniz kuvvetlerinin temelinin atılması için yeni bir başlangıç oluşturmuştur.
       Hala dünyada birçok üniversitede ve yabancı deniz harp okullarında ders olarak verilen Hamidiye ve Akın harekâtı, Türk Deniz Kuvvetleri ve Deniz Harbiyelileri için büyük bir övünç kaynağı ve örnek alınacak büyük bir zafer niteliğindedir.