Elektron Savaşları

Profesör VOLTA ‘nın elektriği bulmasından bu yana tam 150 yıl geçti ve şu an elektriksiz bir hayat düşünemeyeceğimiz kadar hayatımızın içinde. Yalnız biraz geriye gidersek elektriğin hayatımıza girişi çok uzun zaman öncesine dayanmıyor aslında. Elektriksiz bir yaşamın nasıl olduğunu öğrenmek için 2 nesil öteye gitmemiz yeterli olacaktır sanıyorum. Peki, ne oldu da yaklaşık 20 yıl içinde gaz lambalarından halojen lambalara, annemiz babamız radyo bile zor bulurken biz internete terfi ettik?
Elektriği en başından irdelersek 1850 yılında Profesör VOLTA elektron akışını kontrol altına alarak elektriği günlük hayatta kullanma fikrini ortaya attı. Daha sonra 1860 ‘lı yıllarda Thomas EDİSON bugün hala kullandığımız direnç lambayı bularak elektriğin daha da yayılmasına katkıda bulundu. Edison ampulü bulmuştu fakat doğru akımı(DC) nasıl ileteceğini bulamaması sebebiyle elektrik geniş çevrelerce kullanılamıyordu.1884 yılında Edison ’un öğrencisi Nicolai TESLA alternatif akımı(AC) kullanarak elektriği iletmek konusunda başarılı bir adım attı. Böylece elektrik kilometrelerce uzağa kayba uğramadan taşınabiliyor ve rahatlıkla üretilip kullanılabiliyordu. Direnç lambadan sonraki keşif olan ve daha az elektrikle daha fazla ışık sağlayan florasan lambanın mucidi de Tesla ‘dır. Şu anda evimizde kullanılan elektrik Tesla sayesinde evimize ulaşmaktadır.
1940’lı yılların sonunda elektroniğin keşfedilmesiyle elektrik dramatik bir gelişim içerisine girmiş ve bugünkü haline gelmiştir. Yarı iletkenlerin elektrikte kullanılması, düşük gerilim ve akım kullanılan devrelerin incelendiği bilim olarak doğan elektronik, 20 yıl gibi bir sürede büyük ilerlemeler kaydetmiştir. Şu anda tıp alanında biyoloji, psikoloji ve birçok ilginç dalda yer edinmiş ve gelişmesini sürdürmektedir.
Elektronik gelişime örnek olabilecek en güncel olay, hepimizin evinde bulunan katot ışın tüplü televizyonların yerini alan plazma ve LCD (liquid crystal display) televizyonlardır. Eski televizyonlar (-) eksi yüklü elektronlara negatif veya pozitif manyetik alan oluşturup yön vererek görüntü oluştururken, plazma televizyonlar üstündeki piksel olarak adlandırılan noktasal ışıklara, gelen sinyale göre renk vererek görüntü oluştururlar. Örneğin 1024X768 çözünürlüğe sahip bir plazma televizyonda 786432 adet farklı renkte ışık veren nokta bulunur. Ekran öncesinde bulunan bir elektronik devre anten yardımıyla gelen sinyalleri değerlendirerek bütün noktalarda farklı ışık yakarak görüntüyü oluşturur.
Elektroniğin bu kadar ilerlemesi yeni teknolojilerin de kullanılmasına zemin hazırlamıştır. Henüz kayda geçen bir şey olmamakla birlikte, gelişmeler umut verici. Bilkent Üniversitesi’nin de dahil olduğu dünya çapında 4 kurum, nano teknoloji üzerine araştırmalar yaparak kullandığımız bilgisayarları cep telefonu boyutuna getirmeye, pil ömrünü 10 saatten 3000 saate ve DVD belleklerini 4 gigabayt dan 80 terabayta (giga nın 100 katı) çıkarmaya çalışıyorlar.
Geriye dönüp baktığımızda, “O zamanlar insanlar nasıl yaşıyormuş.” diyeceğimiz bir boyutta yaşıyoruz artık. Hem de “o zaman” tabiri yaklaşık 20–25 yıl öncesi. Hayatımızı kolaylaştırmak amacıyla yapılan ve hizmete sunulan bu alanda artık teknoloji teknolojiyi yaratıyor. Bundan 20 yıl sonra ise çocuklarımız DVD veya mp3 çalar gibi bu günün yeni elektronik aletlerini tarihi eser sınıfına koyacaklar.
Sonuç olarak bizi elektron dolu bir gelecek bekliyor. En azından şu anda sesi, fotoğraf ve video görüntülerini elektrik sinyallerine çevirmiş bulunuyor insanoğlu. Elektrik hayatımıza nasıl hızla girdiyse, kullanım alanları da hızla artmaya devam ediyor. Biz uyum sağlasak da sağlayamasak da…
Elektriğiniz hiç kesilmesin.