Geceleyin deniz kenarında yıldızların ne kadar çok ve parlak olduğuna dikkat ettiniz mi? Bunun nedeni, yıldızları görmemizi engelleyecek ışık kirliliğinin denizde olmamasıdır. Denizcilerin, yollarını yıldızlara bakarak bulduğu dönemlerde ışık kirliliği elbette söz konusu değildi. Ne var ki, onlar bile zaman zaman ışığa gereksinim duyarlar. Özellikle karaya yakınlarsa ve kıyıyı görmeleri gerekiyorsa, küçük bir ışık çok önemli olur. Gökyüzündeki yıldızların gösterdiği gibi, bazen karadan gelen bir ışık da onlar için yaşamsal önem taşıyabilir. Bu ışığın kaynağıysa yüzyıllardır denizcileri kazalardan koruyan ve yönlerini bulmalarını sağlayan deniz fenerleridir.
Bilinen ilk deniz fenerleri Fenikeliler zamanında yapılmıştır. Denizcilikle uğraşan ve deniz ticaretinde çok ileri bir ulus olan Fenikeliler, geceleri kayalıklara çarpmamak, ya da karaya bakarak yönlerini bulabilmek amacıyla deniz fenerleri yapıyorlardı. Antik çağın en ünlü deniz feneriyse, dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri olmuştur. 110 metre yüksekliğindeki fener, dönemin önemli limanlarından biri olan İskenderiye’nin simgesi olarak anılıyordu. Roma İmparatorluğu’nun yıkılması ve ardından gelen karışık dönemde, deniz ticareti büyük kesintiye uğramıştı. Ticaret için gerekli düzen ve güvenlik olmadığından, denizcilik ve deniz fenerleri uzun süre önemsenmedi. 12. yüzyılda deniz ticaretinin yeniden canlanmasına değin Avrupa’da çok az deniz feneri yapıldı. 16. yüzyılın sonunda Avrupa kıyılarında yaklaşık 30 deniz feneri bulunuyordu. Bu sayı 1820 yılına gelindiğinde yaklaşık 250 kadardı. Başlangıçta fenerler, ağaçtan kuleler halindeydi; odun ateşi, mum ve yağ, aydınlatmada kullanılan başlıca malzemelerdi. Ne var ki, bunlar şiddetli fırtınalara, rüzgârlara ve büyük dalgalara dayanıksızdı. Bu nedenle deniz fenerlerinde yapı malzemesi olarak taş blokların kullanılması gündeme geldi. Deniz feneri yapımında uzun süre kullanılan ve duvar örme yöntemiyle birbirine bağlanan taş bloklar, 20.yüzyılda yerini çelik ve betona bıraktı. Günümüzde deniz fenerleri, alışılmış silindir görünüşlü yapıda değil, radyo verici istasyonlarının verici kulelerine benzer çelik iskeletler biçiminde yapılıyor.
Bunun birkaç
nedeni var: İlki, fenerlerde ışık üretmek için kullanılan malzemeyle ilgili. 19. yüzyıla değin deniz fenerlerinde
aydınlatmada kullanılan malzeme, odun ya da yanıcı yağlardı. 16.yüzyılda bir süre kömür de kullanılmıştı. Ne var ki, fenerin ateşi yanarken çıkan duman, ateşi rüzgâr ve sudan koruyan camların yüzeyini çok çabuk karartırdı. Deniz fenerlerinde yaşayan fener bekçileri, ateşin sürekli yanmasını sağlarken, bu camların temiz olmasına da özen gösterirlerdi. Zamanla daha az duman çıkararak yanan yağ lambalarının bulunmasıyla bu sorun ortadan kalktı. Elektrikle çalışan lambaların yapılmasından sonraysa ateşi sürekli yanar tutacak bir fener bekçisi gereksinimi kalmadı. Üstelik bu yeni lambalar sayesinde deniz fenerleri eskiden olmadığı kadar uzaktan görülebiliyorlardı. Böylece çelik bir iskeletin üzerinde kendi kendine yanıp sönen lambalar, taştan yapılmış, silindir biçimindeki eski deniz fenerlerinin devrini kapadı. Deniz fenerlerinin geçmişteki önemini kaybetmelerinin
bir nedeni de, radar ve telsiz gibi sistemlerin gelişmesi. Denizciler, bu sayede her türlü hava koşulunda karayı ve sığ suları fark edebiliyorlar. Bunun yanında, deniz fenerinin ve ışığının görülemediği kötü hava koşullarında sesten de yararlanılıyor. Geçmişte sesli uyarılar için top sesinden ve çanlardan yararlanılırmış. Günümüzdeyse, sirenler ve kornalar kullanılıyor. Sesin yayılımı da hava durumuna bağlı olarak değişiyor. Bu nedenle, günümüzde deniz fenerlerinde telsiz ve gemicilerin kullandığı türden sinyaller yayan ya da geminin radarını kuvvetlendiren radar kuleleri bulunuyor. Görüldüğü gibi gelişen teknolojiye gittikçe yenik düşen şeylerden biri de deniz fenerleri. Belki bir süre sonra, onları yalnızca geçmişten kalan süsler olarak göreceğiz kıyılarımızda.
Deniz fenerlerinin faydaları:
-Liman girişlerinde gemilere yol göstermek,
-Denizcileri yönlerini bulma konusunda uyarmak ,
-Belirli bölgelerin ayırıcı özelliği olarak hizmet vermek,
Türkiye’nin 1945’te inşa edilen ilk deniz feneri ustası 87 yaşındaki Orhan Kızıldemir son fenerini evinin çatısına yapmış. Kıyılarımızdaki onlarcası da onun imzasını taşıyor. Kızıldemir, zengin bir arşive sahip. 52 yıllık deniz feneri ustası 87 yaşındaki Orhan Kızıldemir, Türk denizcilik tarihinin son dönemine tanık olan ayaklı bir arşiv. O, birçok gemiyi adıyla, yapıldığı yılıyla birlikte biliyor. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi denizcilik tarihine ışık tutacak binlerce fotoğraf, kitap, bilgi ve belgeye sahip. 1945 yılında Antalya Finike’de 30 bin liraya tamamladığı bu fenerden sonra Marmara, Ege, Akdeniz ve Çanakkale’de onlarcasını inşa etmiş. Son fenerini ise emekli olduğu 1980 yılında evinin çatısına yaparak, kendi kabuğuna çekilmiş. Kızıldemir ömrünün son demlerinde bitirmeye çalıştığı ‘Türk Denizcilik Tarihi’ kitabını ihtiyarlığı ve denizcilik camiasının yeterli ilgi göstermemesi nedeniyle yarım bırakmak zorunda kalmış. Deniz sevdalısı bir bahriye çarkçısının (vapur makinisti) oğlu Orhan Kızıldemir, kitabında Orta Asya’dan günümüze Türklerin denizcilik ve suyla olan
ilişkilerini anlatıyor. Kızıldemir, Osmanlıca kaleme aldığı kitabının 217. sayfasında kalmış. Osmanlı’nın çöküş dönemi ve Cumhuriyet tarihi olmak üzere daha yazacağı bir o kadar sayfa daha olduğunu söylüyor.
Dünyanın belli başlı büyük fenerleri şunlardır:
İskenderiye Deniz Feneri (Mısır)
- Dünyanın yedi harikasından biri.
Cape Hatteras (U.S.A.)
- Amerika’nın en yüksek deniz feneri.
St. George Mercan Deniz Feneri (U.S.A.)
- California’nın 6 mil açığında Amerika’nın en pahalı deniz feneri.
Gibbs Hill Deniz Feneri (Bermuda)
- Dünyanın en eski demir deniz feneri.
San Antonio Deniz Feneri (Brezilya)
- Yapımı 1698’de tamamlanan Amerika’nın ilk deniz feneri.