Neredeyse hepimizin aşina olduğu bir konudur beyin göçü. Yurtdışında bulunan Türk bilim adamlarımızdan bir tanesi bir ödül almaya veya bir şey icat etmeye görsün, hemen göğsümüzü kabartır tüm gazete ve televizyonlar. Öyle ya bir Türk insanlık namına çok müthiş bir şeyler yapmış ve adımızı tüm dünyaya duyurmuştur. Sonra o acımasız soru gelir anında: “Peki bu değerli insan niçin Türkiye’de değil? Neden yaptıklarıyla kendi vatanına hizmet etmeyi seçmiyor?” İşte bu yazımda, bu gibi neden ve niçin sorularının cevabını bulabileceğiniz gibi beyin göçü heyelanının gerçek yüzünü, sonuçlarını ve çözüm yollarını da görebileceksiniz.
Kalkınmada insangücü tahminleri özellikle uzun vadeli olarak yapılırken, göz önünde tutulacak önemli nokta, vasıflı eleman yetiştirmek için gerekecek sürenin uzunluğudur. Bir ilim adamının, bir mühendisin yetişebilmesi, eğitilebilmesi için yaklaşık olarak yirmi seneye ihtiyaç vardır. Etkili verim alınabilecek sürenin ise bundan çok daha fazla olabileceği söylenebilir. Eğitim sisteminin hiyerarşik bir maliyet yapısına sahip olduğunu düşünürsek, insangücünün ekonomiye olan katkısının eğitim dönemi ve okul sonrasından itibaren yükselen bir grafiğe sahip olacağını belirtebiliriz. Tabii ki bu esnada eğitim süresince her öğrenci devlet için bir külfet oluşturmaktadır ve bu miktar azımsanamayacak kadar fazladır. Bunun yerine, yetişmiş bir vasıflı elemanı ithal etmek, az bir eğitim maliyetiyle o kimseden faydalanmak çok daha karlıdır. Bu kimsenin yetişmesi, bilgi ve kabiliyetinin geliştirilmesi yönünden kendi ülkesi maliyeti taşımaktadır. Göç ettiği ülke ise, herhangi bir eğitim yatırımına veya daha dar anlamda herhangi bir harcamaya gitmeden -sınırlı bir konut ve sağlık harcaması hariç- bu kimseden faydalanacaktır. Bu durumda, göç edilen ülke, eğitim yatırımı açısından kârlı çıkmakta ve o kimseye düşen yatırım miktarı kadar tasarruf etmiş sayılmaktadır. Böylece, bir kısım eğitim harcamalarının daha verimli bir alana kaydırılma ihtimali doğmaktadır. Bir de bu kimsenin sosyal ve ekonomik gelişmeye yapacağı katkı düşünülürse, göç alan ülkenin bu işten ne kadar kârlı çıktığı ortadadır.
Beyin göçünü kısaca tanımlamak istersek; iyi eğitim görmüş, kalifiye ve yetenekli işgücünün yetiştiği az gelişmiş/gelişmekte olan bir ülkeden gelişmiş bir ülkeye akışı/göçü olarak ifade edebiliriz. Kıt ve sınırlı kaynakları ile yetiştirdiği değerli beyinleri kaybeden az gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerin beyin göçü nedeni ile gelişmeleri daha da yavaşlarken, gelişmiş ülkelerin yetişmiş beyinlere daha yüksek ücret ve daha iyi olanaklar sağlaması ile gelişmeleri daha da hızlanmaktadır. Beyin göçü, ülkeler arasındaki gelişmişlik farkının daha da artmasına neden olmaktadır.
Beyin göçü son yıllarda ulusal veya sadece az gelişmiş ülkelerin sorunu olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Bu söylem yukarıdaki tanımla çelişmekle birlikte tamamen doğrudur. İstatistiklere göre en fazla göç alan ülkelerden biri olan Kanada’dan, ABD’ye beyin göçü söz konusudur. Kanadalılar daha yüksek ücret ve daha düşük vergi nedeniyle ABD’de çalışmayı tercih etmektedirler. Kanada’dan dışarıya olan beyin göçü kadar da Kanada, kendisi dışarıdan beyin göçü aldığından, gidenler ve gelenler birbirini dengelemektedir. Sonuç olarak ise bu işten zararlı çıkan ülkeler az gelişmiş/gelişmekte olan ülkelerdir.
Şimdi isterseniz gelin beyin göçü hakkında ki sayısal istatistiklere hep beraber bir göz atalım. Türkiye en fazla beyin göçü veren 34 ülke içinde 24. sırada yer alıyor. İyi eğitim gören her yüz kişiden 59’unu kaybeden Türkiye’de, üniversitede okuyan gençlerin yüzde 73’ü yurt dışında çalışmak ve yaşamak istiyor. Yurt dışında öğrenimini sürdürenlerin ise yüzde 77’si ülkeye kesin dönüş yapmak isterken, Türkiye bugün iyi eğitim görmüş gençlerin sadece yüzde 41’ini elinde tutabiliyor. YÖK’ün verilerine göre 24 bini Almanya’da, 15 bini ABD’de olmak üzere, 50 binden fazla Türk genci yurt dışında eğitim görüyor. Bugün sadece Amerika’da 3 bin 600 Türk doktoru bulunuyor. Türkiye, yurtdışına en çok öğrenci gönderen ülkeler arasında 11. sırada ABD’de en fazla öğrencisi bulunan ülkeler arasında ise 9. sırada yer alıyor. TÜSİAD’a göre Türk öğrencileri ABD ekonomisine yılda 824 milyon dolar katkı sağlıyor. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından son 12 yılda sadece Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla yurt dışına giden 1991 gencimizden 769’unun dönmediği (% 38), buna paralel olarak, TÜBİTAK bursiyerlerinin ülkeye dönmeme oranının ise % 21 olduğu belirtiliyor. Yurt dışında üniversite eğitiminin maliyeti öğrenci başına yıllık 30 bin doları buluyor. Buna göre yurtdışında okuyan 50 bin kişinin Türkiye’ye yıllık maliyeti 1,5 milyar doları, 5 yıllık eğitim maliyeti ise 7,5 milyar doları aşıyor.
Dünyada ise beyin göçünün en fazla verildiği ülkeler arasında Hindistan, Pakistan, Rusya, Çin, Filipinler, Cezayir, Fas, Tunus, İran, Mısır, Nijerya gibi ülkeler başı çekiyor. Önemli ölçüde beyin göçü alan ülkeler arasında ise ABD, Kanada, Avustralya, G. Afrika, Almanya, Fransa gibi ülkeler bulunuyor.
Şimdi en önemli noktaya geliyoruz. Peki bu kadar göç neden kaynaklanıyor? Araştırmaların sonucunda elde edilen verileri kısaca özetlersek başlıca sebepler şunlardır:
- Sayı ve nitelik olarak bazı dallarda eğitilen insangücü ile talep edilen insangücü arasındaki dengesizlik,
- Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasında vasıfları belirli işlere farklı ücret seviyelerinin uygulanması ve maddî tatminsizliğin yanı sıra, manevî tatmine erişememek,
- Üniversite eğitim ve öğretim kadrolarına girişte doğan engeller,
- İstihdam imkânlarının gelişmekte olan ülkelerde sınırlı olması, işsizliğin ve bilhassa aydın işsizliğinin görülmesi, eğitim-istihdam ilişkilerinin yeterince düzenlenmemesi,
- Yaratıcı gücün teşvik edilmemesi, araştırma ve inceleme konusunda imkânların yetersizliği, ilim zihniyetinin ve ikliminin bulunmaması, araç gereç ve kalkınma hedefleriyle bütünleşmiş bir araştırma-geliştirme politikasının noksanlığı,
- Millî ideallerin eğitim ve kültür politikaları yoluyla gençlik ve aydınlar arasında yer edememesi,
- Siyasî ve ekonomik istikrarın bulunmaması, demokratik yapının zedelenmesi, can ve mal güvenliğinin azalması,
- Mevcut eğitim sisteminin ve bilhassa bazı eğitim kuruluşlarının gelişmiş ülkeler için pazar olabilme özelliği,
-Gelişmiş ülkelerin teknolojik gelişme ve yeniliklerini merkezi olmaları,
- “Alıştırma” ve “telkin” yoluyla gelişmiş ülkelerin cazip gösterilmesi için sürdürülen kültürel baskı ve yüksek öğretimde yabancı dille eğitim ve öğretim,
- Özellikle lisans düzeyinde burslu ve kendi hesabına okumak üzere yurt dışına öğrenci gönderilmesi,
- Düşük ücret politikası, vergi oranlarının yüksekliği ve gelecek endişesi,
- Siyasetin iş hayatına girip onu kontrol etmesi,
- Ar-Ge’ye önem vermeme, bilim ve teknolojiye değer vermeme ve fikir üretiminin ve buluşun para etmemesi ve desteklenmemesi,
- Kişi başına (142 $) eğitim harcaması ile 109 ülke içinde 105. sırada yer almamız, ulusal gelirden eğitime ayrılan payın dünya ortalaması %5.2 iken bizde %2.2 olması, kalıcı milli eğitim politikası yokluğu ve eğitimde fırsat eşitsizliği oluşu.
Beyin göçünü tahrik eden ve arttıran bu gibi sebeplerin dışında göçü azaltan bazı faktörlerden de bahsedebiliriz. Tabiatıyla, yukarıda belirttiklerimizden ters yönde doğacak eğilimler, göçü hafifletebilir. Bunların dışında ekonomik büyüme dönemleri, genişleyen yatırım hacmi, eğitim-istihdam ilişkilerinin düzenlenmesi, araştırma ve geliştirme kuruluşlarının yeterli olması, üniversite öğretim üyeliğine geçişte fırsat eşitliğini önleyen engellerin kaldırılması ve yeni kadroların tahsisi, yurt dışındaki insangücümüzle temas yollarının arttırılması ve ilişkiler kurulması gibi tedbirler de göçü hafifletebilir. Yapılan bir araştırmada, göçü önleyici çareler arasında Türkiye’de ilmi araştırma faaliyetlerinin özendirilmesi ve genişletilmesi, başarıya prim verilmesi, üniversite kariyer sisteminin ele alınması, ücret ve maaş düzenlenmesi, dış temasların arttırılmasına da yer verilmektedir.
Tabii ki tüm bu yukarıda saydığımız olumsuzluklara rağmen vatan sevgisi ve memleket özlemi ağır basan ve Türkiye’ye dönen beyin gurbetçilerimizde bulunmaktadır. Fakat dönen beyinlerin, bilgi birikimleri ve deneyimleri doğru yerlerde değerlendirilmediği, aldıkları ücretler geçinmelerine yetmediği ve mesleki gelişimleri sekteye uğradığı için mutlu olmadığı görülmektedir. Yurtdışına gitmeyip Türkiye’de kalanların önemli bir kısmı da ya küstürülmekte ya da düşük ücret ve düşük motivasyonda çalıştırılmaktadır. Bu durum “Beyin Küsmesi” olarak adlandırılmakta ve sonuç olarak Türkiye adeta bir “Beyin mezarlığı”na dönüşmektedir. Karbon kaplama teknolojisini icat ederek bilim dünyasında çığır açan ve ABD’nin “Yüzyılın 100 bilimadamı”ndan biri kabul ettiği Prof. Dr. Ali Erdemir’e, yıllar önce iş aradığı Türkiye’de resepsiyon memurluğu uygun görülmesi beyin küsmesine çarpıcı bir örnek olarak gösterilebilir. Türkiye’de, “Zakkumcu Doktor” olarak tanınan Genel Cerrah Opr. Dr. Ziya Özel’ in hikâyesi de Erdemir’inkinden farklı değil. Türkiye’de şarlatanlıkla suçlanan Özel, küsüp ABD’ye gitti. 1992’de ABD’den zakkumdan elde edilen “Oleander” maddesinin bağışıklık sistemini güçlendiren etkisi üzerine patent aldı. 1995’te bu konudaki araştırma haklarını bir ABD firmasına satan Özel’in oluşturduğu ilaç, ABD’de Teksas eyaletinin San Antonio kentinde bulunan Ozelle Pharmaceuticals Laboratuarı’nda üretilmeye başlandı. Cleveland Kanser Kliniği’nde gerçekleştirilen ve zakkumdan elde edilen hammaddenin tümörlere karşı etkili olduğunu gösteren klinik çalışma, Amerikan Klinik Onkoloji Cemiyeti’nin 2001 yılında ABD’de düzenlediği konferansta da sunuldu. İrlanda’da bazı durumlarda ilacın kullanılmasına izin verilmişken, Honduras’ta ilaç resmen eczanelerde satılmaya başlandı. Türkiye önümüzdeki yıllarda bu ilacı ithal etmek zorunda kalırsa şaşırmamak gerekir!
Sonuç olarak;
Eğitilmiş insan sermayesinin fakir ülkelerden akışı/kaçışı batı dünyasının bilim ve ekonomisini artırırken, göç veren ülkelerin gelişmelerini yavaşlatmakta/engellemektedir. Bu da beyin göçünün az gelişmişlikle özdeşleşmesi anlamına gelmektedir. Beyin göçünü engellemek/kontrol etmek sadece gelişmekte olan ülkenin elinde değildir. Gelişmiş ülkelerdeki iş ve fırsat olanakları olduğu ve daha iyi bir gelecek sunulduğu sürece beyin göçü kaçınılmaz olarak devam edecektir. Yapılacak en iyi iş bunu minimuma indirmektir. Ülkemiz insanlarının refah düzeyini artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek bilim, teknoloji ve buluş yeteneğimizin yükselmesine bağlıdır. Bu da sadece yetişmiş beyinlerle başarılabilir. En önemli yatırım eğitilmiş insana yapılan yatırımdır. Refah seviyemizi ancak teknoloji üreterek artırabiliriz. Bunu da bilime, teknolojiye, Ar-Ge’ye ve yetişmiş beyin gücüne gereken önemi vererek başarabiliriz. Ülkemizde beyin göçünü tersine çevirecek akımların acilen güçlendirilmesine ihtiyaç vardır. Bunun için Ar-Ge’ye önem verilip, Tekno-Parklar ve Araştırma Merkezleri kurulması ve verimli işletilmesi ile üniversitelerin cazip hale getirilmesinde yarar vardır.
Yazımı beyin göçünün Türkiye fotoğrafını en acı biçimde gözler önüne seren bir tabloyla bitirmek istiyorum. Lütfen dikkatle okuyunuz…
Prof. Dr. GAZİ YAŞARGİL: Beyin cerrahisinde çağa damgasını vuran Türk. Yüzyılın beyin cerrahı seçildi.
Prof. Dr. MÜNCİ KALAYOĞLU: Karaciğer konusunda dünyanın bir numaralı ismi. Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile biliniyor.
Dr. GÖKHAN HOTAMIŞGİL: Harvard’da Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıkları ile ilgili patentini aldığı yüzlerce çalışması var.
Prof. Dr. MEHMET ÖZ: Medusan Bilimsel Araştırmalar Başkanı.(Florida / USA) Kalp hastalıkları uzmanı.
FERYAL ÖZEL: NASA’nın en başarılı astrofizikçilerinden. Einstein’in da aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesinde yer alıyor.
Prof. Dr. MUZAFFER ŞERİF: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi. ABD’ de adına enstitü kurulmuştur. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalmış ve günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olmuştur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.
Prof. Dr. ASLIHAN YENER: Chicago Üniversitesi’nde Arkeoloji Bölüm Başkanı. Arkeolog.
ESEN ERCAN ALP: 1949 yılında icat edilmiş olan radyo karbon tekniğine son veren buluşun sahibi. Intel Developer Bölüm Direktörü ve MIT Teknoloji Üniversitesi Geliştirmeler Bölümü/ USA.
NEVA ÇİFTÇİOĞLU: NASA Geliştirmeler Bölüm Direktörü.
EMRAH YÜCEL: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı “Frida” afişi ve “Rüyamdaki Amerika”, “28 Gün”, “Panama Terzisi”, “Kadınlar Ne İster” gibi birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika’da yaşıyor.
Prof. Dr. ATİLLA ERTAN: A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD’nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan, dünyaca ünlü Methodist Hastanesi’nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor.
Prof. Dr. ALİ ERDEMİR: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD’nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuarlarında araştırmalarını sürdürüyor.
AYŞEM SUNAL: Belçika Kraliyet Başdansçısı. Ankara Devlet Balesiyle gittiği Japonya’daki bir yarışmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers’ın Belçika’ya davet etmesi üzerine Belçika’ya yerleşti ve kariyerine hala burada devam ediyor.
VAMIK VOLKAN: ABD’de yaşayan ünlü Psikoanalist. Yaptığı çalışmalarla psikiyatri alanında dünyanın en prestijli ödülü sayılan “Sigmund Freud” ve “En iyi eğitmen ödülü”nü aldı.
KAYNAKLAR:
ATO, DİE, DPT, TÜBİTAK, TTGV, TİDEB, TEKAM, YÖK, OECD Bilim ve Teknoloji Gösterge