Dz. Eğt. Öğt. Kom. Kora. Kadir Sağdıç'ın 24 Kasım Öğretmenler Günü Konuşması

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, devrimlerinden en büyüğü olan harf devrimi günlerinde, dönemin Bakanlar kurulunun kendisine tevdi ettiği “Ulus Okulları Baş Öğretmenliği” görevinin kabulü olan, 24 Kasım’ın 80’inci yıldönümünde, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı olarak sizler ile birlikte olmaktan kıvanç ve mutluluk duyuyorum.

Önemli bir kısmı doğrudan öğretim görevlisi olan bu salonun, diğer katılımcılarını da mesleğimiz gereği eğitim-öğretim fonksiyonunun temel elemanları olarak görüyor ve tüm katılımcıların, Öğretmenler Günü’nü içtenlikle kutluyorum.
Öğretmenlerimize ve eğitime ilişkin nice veciz söz var. Zaman sınırlaması ve aşinalık olsa da, bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum. Atatürk, “Toplumumuzun gerçek hedefe ve mutluluğa erişmesi için iki orduya, asker ve irfan ordularına ihtiyaç var” der ama hemen devamında, bugün ile gelecek arasındaki önem farkına atıfla “memleketin geleceğini irfan ordusunun yoğurduğunu” vurgular.
Eflatun, “Yeryüzünde barışı sağlayacak sihirli değnek analarla, öğretmenlerin elindedir” der.

Bir öğretmenin fedakarlığının güzel bir tanımı da, “Öğretmen bir kandile benzer, kendini tüketerek başkalarına ışık verir” sözlerindedir.
Bir Çin atasözüne göre “Yaşam bir öğrenmedir, öğrenmenin bittiği yerde yaşam da biter”. Yani, siz öğretmenler öğrencilerinizi yaşama bağlama kutsallığına sahipsiniz.

Atatürk, “öğretmen-eğitim-gelecek” etkileşiminin, çok güzel bir senteziyle, yine aynı yıl öğretmenler birliği kurultayında şöyle seslenir; “Öğretmenler; yeni kuşağı, Cumhuriyet’in özverili öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz. Yeni kuşak, sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin ustalık ve özverinizin derecesiyle orantılı bulunacaktır. Cumhuriyet, düşünce, bilgi, beden yönünden güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister. Yeni kuşağı bu nitelik ve yetenekte yetiştirmek sizin elinizdedir. Üstün ödevinizin yerine getirilmesine, yüksek çabalarla kendinizi adayacağınızdan hiç kuşkum yoktur.” Bu seslenişin her tümcesi, birbirine sistem mantığıyla bağlı bir direktifler dizisidir.
Atatürk bu söyleminde, “Yeni kuşaklar” terimiyle, “Cumhuriyet” terimini özdeşleştirmiştir. Cumhuriyetin tehlikeye düşebileceğinin olası olduğunu görür ki; o nedenle de “korucular” ister. O korucular yeni kuşak “Türk Gençliğidir”. Türk Gençliğinin Cumhuriyeti koruyabilmesi için, onların “Düşünce, bilgi, beden yönünden güçlü ve yüksek karakterli” olmalarını ister. Bu ulvi görevi de, öğretmenlere teslim eder. O öğretmenler ki; bu “Üstün görevi” yerine getirirken “Yüksek çabalarla kendilerini adayacaklarından” Atatürk’ün hiç kuşkusu yoktur!
Tüm bu değerleri bir araya koyduğumuzda, Cumhuriyetimizi korumak ve kollamak anlamında Türk Ordusu, Türk Gençliği, ve öğretmenlerimiz arasında aynı amaca odaklı çok sıkı bir dayanışma ve etkileşim öngörülmektedir. Bu nedenle Askerî okullarda 24 Kasım törenlerinin daha derin bir anlamı vardır. 24 Kasım’ı, yani öğretmenlerin bu özel gününü kutlarken, mevcut yönetici ve öğretmenlerin Cumhuriyetin kurucusu Atatürk’e ve eski öğretmenlerine hesap verme günü olarak görüyorum. Bu çerçevede, küresel olarak, Türkiye genelinde, ve Deniz Okulları olarak eğitim-öğretimde neredeyiz, bir durum tespiti yapmak istiyorum.
Küresel olarak G-20 içindeyiz. Nüfus, yüzölçümü ve gayri safi millî hasıla kriterleriyle 17’nciyiz. Ama, okuma-yazma oranı olarak %88,3 ile 52’nci sıradayız, yani oldukça gerilerdeyiz. Kaldı ki, eğitimi salt okuma-yazma oranıyla ölçmek de yanıltıcı.

Dünyanın önde gelen ülkeleri eğitime çok büyük yatırım yapıyorlar. Fakat ilginçtir ki, son 10 yılda ABD, İngiltere, Almanya, Fransa dahil G-8 ülkeleri eğitim bütçelerini %45 arttırmalarına karşılık, öğrenci başarı grafiğinde önemli bir artış sağlayamamışlar. Buna karşılık öğrencisi ile yakından ilgilenen Kore, Finlandiya ve Polonya en üst sıraları almışlar. Bunlardan, Polonya’nın müzik ve spor yanında briç ve satrancı ilk öğretimden itibaren, öğretim programına aldığını, bilgilerinize sunarım.

Bizde durum ne, biraz ona bakalım.
Atatürk’ün öngördüğü öğretmen-eğitim-gelecek sentezi ana hatlarıyla yürürlükteki Millî Eğitim kanununda da yer alıyor. Deniz Okullarımızın da tabi olduğu söz konusu kanunun genel amaç bölümünde, özetle şu ifade yer alıyor; “Türk Ulusu fertlerini ATATÜRK devrim ve ilkelerine ve Anayasa’da ifadesini bulan ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı, Türk Ulusunun moral ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, ulusunu seven ve daima yüceltmeye çalışan bireyler olarak yetiştirmek, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanarak, bu süreci hızlandırmak, ve Türk Ulusunu çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmak”. Bu ifadeyi, eğitimin oturtulduğu başlangıç zemini ve ana ilerleme yönü itibariyle mükemmel olarak tanımlayabiliriz.

İnsan hakları; evrensel değerler ve çağdaş uygarlığa dayalı “İyi bir vatandaş” olmayı hedefliyor. Burada biz eğitimciler olarak asıl üzerinde durmamız gereken çok önemli bir boyut, bu değerlerdeki ilerleme yönüdür.
Paragrafın içinde “geliştirilen..., yüceltmeye çalışan..., sürekli hızlandıran..., yapıcı, yaratıcı” gibi sözcükler çok önemli.
Acaba şu an uyguladığımız eğitim sistemi, yasanın öngördüğü bu ilerlemeyi sağlayabilir mi? Bunu bir miktar irdelemeliyiz.
Çağdaş uygarlık düzeyini temsil eden ülkelerin, yüksek öğretim programları dahil, tüm eğitim ve öğretim evresinde şu beş ders kesintisiz ve zorunlu dersler olarak yer almaktadır;
- Ulusal dil,
- Tarih,
- Matematik,
- Felsefe,
- Müzik, bir diğer sanat dalı ve spor.

Neden!; Nedeni basit. İnsan beyninin temel bilimler ve sosyal bilimler alanlarında, olguları kavraması ve ardından özgürce kendini geliştirebilmesi, ancak bunlarla mümkün. Yani bunlar olmazsa olmaz gerek şart. Yeter şartlar için ise, uzmanlaşmak istediğiniz yönde ek eğitim almanız gerekir.
Bunlardan son üç sırada yer alanlar, özellikle zekâ gelişimi, yaratıcılık, yenilik ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma konusunda son derece önemli. Sokrat’tan, 20 yy.’ın çağdaş eğitim bilimcisi Bertrand Russel’a kadar evrensel düşünürler bunu belirlemişler. Atatürk’ün o müthiş sentezini burada da görüyorsunuz. Onun kurduğu eğitim sisteminde bunların hepsi zorunlu ders. Kısacık ömrünün devrim yıllarında halen Anıtkabir müzesinde sergilenen tam 3997 kitap okuyup, bunları fark etmiş. Altını çizip etkilendiği satırlardan oluşan derleme bile 24 cilt ediyor. Bu beş “zorunlu” olması gereken derse, bir daha bakalım.

Ulusal Dil : Dil, bir toplumu ulus yapan en temel öğedir. Beyin anadilde çözüm üretir, iletişim dil ile olur. Türkler, Runa ve kendi seslerini veren Uygur alfabesinden sonra IX.ncu asırdan itibaren 1000 yılı aşkın bir süre Arapça harfler nedeniyle yazma ve konuşma özürlü hale gelmişlerdir. Çünkü, Arapça Türklerin sekiz ünlüsünün tamamını vermez, buna karşılık, Türklerde olmayan Sami ırkının gereksiz gırtlak seslerini içerir. Dil devrimi sayesinde beynimiz, dilimiz özgürleşmiş, Türk kültürü ve ulusal bütünlük yanında, kardeş Türk topluluklarıyla yeniden iletişim sağlanmıştır.

Tarih : Tarihini bilmeyen bir ulusun geleceğini başkaları çizer. Dününü bilmeyen bir toplumun bugünü ve geleceği de olamaz.

Matematik : Beyindeki temel bilimler otoyolunun ve zekâ gelişiminin en önemli ve başlangıç öğretisidir.

Felsefe : Bilmek, öğrenmek sevgisi diyebiliriz. Sebep-sonuç ilişkisi kurabilmek, evren ve dünyaya ilişkin bilgi ve kanıtların yaşama katkılarını eleştirel bir yaklaşımla değerlendirmek, sorgulamak ve yeni bir şey öğrenmek.

Müzik, Sanat ve Spor : İnsanın düşünme gücünü bilim ve felsefe geliştirirken, yeteneklerini ve eylem gücünü müzik ve sanat geliştirmektedir. Buna spor da eklenirse, bedensel yeteneklerin ve yaratıcılığın gelişimi için “gerek şartlar” ancak sağlanabilmektedir. Hele mesleğiniz askerlik ve denizcilik gibi lider olmayı gerektiriyorsa, bu özelliği müzik ve spor olmaksızın geliştiremezsiniz, eksik kalır. İnsan beyninin gelişimi konusu, burada geçen yıl yapılan Toplam Kalite Yönetimi konferansında da incelenmişti. İlgili akademisyen, müziğin, özellikle bir enstrüman çalmanın ve dans etmenin, insan zekasında ve yaratıcılığında son derece önemli olduğunu vurgulamıştı.
Kültür ve sanat tarihçisi Herbert Read “müzik ve sanatın yaşam sevincini ve yaratıcılığı arttıracağını, buna karşılık bunların eksikliğinin ise “yaratma” isteğinin sönmesine ve hatta ölüm güdüsüne yol açacağını söylemektedir”. Türkiye’de 2007 itibariyle ilköğretimde 2025 öğrenciye 1 Müzik Öğretmeni, ortaöğretimde ise 1883 öğrenciye 1 Müzik Öğretmeni düşmektedir, bu sayı Avrupa ortalamasının 1/6’sıdır. Bilgilerinize sunarım.

Bu zorunlu 5 ders ve tamamlayıcı diğer derslerin öğretisini, eleştirel ve sorgulayıcı aktif bir metotla yapmalısınız. Bunun için, batıl inanç ve dogmalardan arındırılmış bir ortama, yani laik bir ortama gereksinimiz var. Beyinler zincirlerinden kurtulmalı ki özgür düşünüp, gelişme sağlayabilsinler. Tabi ki, yaşantımızda inançlara da yer var ama sorunların çözümünde önce aklın sınırlarını zorlamak, bu sınırların ötesinde inançlara ek bir moral dopingi olarak yer vermek durumundayız. Bu noktada, gelecek nesillere bıraktığı tek mirası tanımlarken “Hayatta en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir” diyen Ulu Önder Atatürk’ü bir kez daha saygıyla anıyorum.

Bütün bu irdelemeden sonra, son yıllarda Türkiye’deki eğitim sisteminin “yaratıcılığı, araştırıcılığı, ilerlemeyi” mi; yoksa ezber ve dogmalarla, araştırmacılığı ve sorgulayıcılığı baskı altına alan bir süreci mi öngördüğünü dikkatlerinize sunarım.

Deniz okullarına gelince; emekli öğretim görevlilerimizin de bulunduğu geçmiş 20-25 yıl içinde Millî Eğitim konusunda öngörülen amaç doğrultusunda yaratıcılığımız ve çağdaşlaşma motivasyonumuz dahil hedeflerimizi önemli ölçüde gerçekleştirebildiğimiz kanısındayım. Bugün, dünyanın sayılı Deniz Kuvvetleri arasında yer alan, böyle bir kuvveti, etkinlikle işletebiliyor, ülke gelişmişliğinin daha ilerisinde, araştırma-geliştirmeye dayalı, yüksek teknoloji ürünü silah sistemleri üretebiliyorsak; bu durumumuzu, siz irfan ordumuzun Atatürk ilke ve devrimleri çizgisindeki “öğretmen idealizminize” borçluyuz. Bu yıl, 27 Eylül’de denize indirilen Millî Dizayn ile gerçekleştirdiğimiz ilk korvetimiz (MİLGEM) TCG HEYBELİADA, eğitim ordusunun Cumhuriyet Türkiye’sindeki başarısının en güzel örneklerinden. Projede; Savaş Harekât Sistemi, Top Atış Kontrol Sistemi, SONAR ve Seyir Radarı dahil %70 ulusal katkı payına sahip, yüksek teknoloji ürünü yer alıyor. 12 gemilik paketin ilki olan bu gemimiz, siz eğitim ordumuza vefa borcumuz olarak, adını çağdaş Deniz Kuvvetlerinin beyinlerinin geliştiği HEYBELİADA’dan alıyor.

Deniz Okullarında gelecekte de bu yönelişi sürdürebilmek için, Millî Eğitim Bakanlığının Orta ve Yüksek Öğretimde zorunlu olmaktan çıkardığı müzik ve sanat konularını da, tekrar zorunlu ek dersler ve eğitsel kol faaliyetlerine dönüştürerek, sporu etkin bir şekilde yaptırarak, öğrencilerimizin “yaratıcılıklarını” ve “inisiyatif kullanma yeteneklerini” arttırmaya çalışıyoruz. Umarım, ülke genelinde de özgür düşünceyi, araştırmayı, sorgulamayı ve gelişimi, ivmelendirecek olan müzik, sanat ve spor konularındaki eksiklikler giderilir.

Soğuk harbin sona erdiği 1990’lardan bu yana, dünya güvenliği gittikçe artan bir istikrarsızlık dönemine girmiş bulunuyor. Bu durum, Deniz Okulları öğretmen ve yöneticilerin yükünü daha da artırıyor, onların rolünü çok önemli kılıyor. Günümüz öğretmen ve yöneticilerinin de, bizzat kendilerini geliştirmeleri, ürünleri olan subay ve astsubayların yeterlilikleri için bir ön koşul haline gelmiştir.
Deniz Okulları mezunlarımız, tam 6 alanda, iyi yetişmek durumundalar. Bu alanlar;

- İyi bir insan,
- Vatandaş,
- Asker,
- Deniz Subayı/Astsubayı
- Mühendis (Lisans), Teknisyen (Önlisans)
- Gemi adamı (Ulusal ve Uluslararası-STCW) olmalarıdır.

Yetenekli insan yetiştirmeyi, geçmişte başardığımız gibi gelecekte de çok çalışarak, ve çağdaş eğitim-öğretim yöntemleri ile kapsamlarında gerekli önlemleri alarak başarımızı sürdüreceğimize inanıyorum.
Sözlerime son verirken, bu anlamlı günümüze katıldığınız için teşekkür ediyor, Deniz Okullarımızın muvazzaf ve emekli öğretmen, ve yöneticilerine şükranlarımı sunuyor, aramızdan ayrılanları rahmet ve minnetle anıyorum.

Saygı ve sevgilerimle.