24 Kasım Öğretmenler Günü

Tarih 1 Kasım 1928. Kurtuluş savaşında bağımsızlık için verdiği mücadeleyi topla, tüfekle, kağnıyla kazanan Türkiye Cumhuriyeti, şimdi cehaletle, yoksullukla ve geri kalmışlıkla savaşmak niyetindeydi. Bu milletin eşsiz lideri Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, askeri zaferlerin asla tek başına yeterli olamayacağını çok iyi biliyordu. Bir an önce işe koyulmalıydı. Çünkü Türkiye gelişmek, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkmak istiyordu. Bunu yaparken de gelişmişliğin önündeki en büyük engel olan cehaletle yapacağı savaşı mutlaka kazanması gerekiyordu.

Bu büyük ve çetin mücadeleye nereden başlanmalıydı. Herkes kendine ve çevresindekilere umutsuzca bu soruyu yöneltirken, Ulu Önder bu sorunun yanıtını çoktan bulmuştu. Tabi ki alfabeden başlanmalıydı. Karşısında zeki fakat kendi diline ve benliğine yabancılaşan, Farsça ve Arapça karışımı Osmanlıca adında yapay bir dil kullanan bir Türk gençliği vardı. Eskiden beri kullanılan dilin öğrenilmesi zor olduğu için, millet okumaktan ve yazmaktan soğumuş, bir şeyler karalamak sadece toplumun zengin ve yönetimde sözü geçen katmanlarının sahip olabildiği bir ayrıcalık halini almıştı. En kısa sürede yeni bir alfabeye geçilmesi ve bir eğitim-öğretim seferberliğinin gerçekleştirilmesi gerekiyordu.
1 Kasım’da yeni harflerin kabul edilmesinin ardından, ülkede bir eğitim seferberliği başlamış ve bu çalışmalara bizzat Mustafa Kemal Atatürk öncülük etmiştir. Çünkü bu büyük değişim halka ancak halkın anlayabileceği bir dille, kara tahtanın başında aktarılmalıydı. Nitekim bunun neticesinde çalışmalar sonuç vermiş, ülkedeki eğitim reformu dört bir bucağa yayılmıştı. Ayrıca Büyük Önder’in bu çalışmaları meclis tarafından takdirle karşılanıp, Başöğretmen ünvanıyla ödüllendirilmişti. Atanın 100. doğum yılı olan 1981 yılında ise bir yasayla Ata’nın başöğretmenliği kabul ediş tarihi olan 24 Kasım’ın her yıl öğretmenler günü olarak kutlanmasına karar verilmişti.

İşte eğitim alanında yapılan bu reformun halka aktarılmasında öğretmenlere büyük iş düşüyordu. “Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri milletimizin geleceğini yoğuran irfan ordusudur.” diyen Atatürk, öğretmenlik mesleğinin toplumu şekillendirmedeki rolünün ne denli büyük olduğunun altını bir kez daha çizmiştir. Toplum bir mermer ise hiç şüphesiz öğretmenler de bu mermeri işleyen, basit ve sıradan bir maddeden bir şaheser yaratan heykeltraşlardır. Karanlık bir tünel cehaletse, ucunda ilk başta çok küçük olarak görebildiğimiz, sonraları yaklaştıkça büyüyen aydınlık ise bilgidir, ilimdir.
Öğretmenlik bir fedakarlık ve sabır mesleğidir. Atatürk “Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.” diyerek öğretmenliğin zorluğuna dikkat çekmiştir. Gerçekten de, yolu olmayan, hatta doğru dürüst bir okulu olmayan köylere gidip eğitim verebilmek, büyük şehirlerde büyük okullarda okuyup, küçük, sade ve kendi halinde bir kasabada öğretmen olarak göreve başlamak insanüstü sabır ve fedakarlık gerektiren bir iştir. Şurası sakın unutulmamalıdır ki, onlarca minik fidanı büyük bir ağaç haline getirmek için kendi yaşantısını feda etmek duygusu, öğretmenliğin dünyanın en kutsal ve en mühim mesleği olduğunun apaçık kanıtıdır.

Yıl 1936. Behçet Kemal Çağlar Ata için bir şiir yazmış:

On bin yıl herkese boşa baş vurduk,
Bütün bir ırk, seni aradık durduk,
Sana geldik sonsuz mesafelerden,
Sıyrıldık sayısız efsanelerden,
Tek sana inanan akıllarız biz!
Sen selsin, mecranda çakıllarız biz,
Her yıl biz o damar, her yıl o kan sen,
Bak, kalplerden çağıl çağıl akan sen..

Atatürk şiiri beğenmiyor. Behçet Kemal Çağlar’a “Benim asıl niteliğim var ki onu hiç yazmamışsın. Benim asıl kişiliğimdir ki ben milletin öğretmeniyim, bunu yazmamışsın.” diyor.

Öğretmenim! Yaptığım ve yapacağım tüm iyi işler senin eserindir. Bana ben olmayı, bana kendimi tanımayı öğrettin. Yapacağım daha çok iş var. Senin çizdiğin aydınlık yolunda emin adımlarla, ayağımı yere sağlam basarak ilerliyorum.
Başöğretmenim! Yaktığın irfan meşalesi asla sönmeyecek. Adın gibi Türk milletini yeni baştan inşa edişin asla unutulmayacak. Senin naciz vücudun belki toprak oldu fakat; gönüllerde yaktığın kıvılcımları kimse söndüremeyecek. Biz yüz binlerce Atatürk’üz. Senin ilkelerinle yoğrulmuş, senin çizdiğin rotadan sapmamaya yeminli yüzbinlerce Atatürk!