472 sayfalık “Kitab-ı Bahriye”nin İspanyolcası 1700 adet basıldı. Kitap, İspanya’yı ziyaret eden yabancı üst düzey komutanlara da hediye edilecek.
İspanyol Donanmasının Madrid’deki konferans salonunda düzenlenen toplantıda konuşan Fomar Vakfı Genel Sekreteri Enrique Lechuga Serantes, “Dünyada eşi olmayan Kitab-ı Bahriye’nin İspanyolcaya çevrilmesi uzun yıllardır halledilmesi gereken bir konuydu. “Kitab-ı Bahriye” denizcilik tarihinin ilk rotası olarak ele alınabilir. Bu yüzyılda bile böyle bir harita yok” dedi.
Türkiye’nin Madrid Büyükelçisi Ender Arat, İspanyol Donanmasından üst düzey komutanlar ve seçkin konukların katıldığı konferansta, Piri Reis’in (1465-1554) hayatından ve çalışmalarından övgüyle söz eden Serantes “Piri Reis’in Akdeniz kıyıları hakkında bilgi veren 200’den fazla haritasıyla denizcileri şaşırttığını ve halen keşfedilmeyen sırlarının bulunduğunu” belirtti.
Serantes, “Piri Reis’in kitabı çok yönlü coğrafi bilgileri, denizde seyahat notları ve anlattığı halklar ve kültürlerle eşi bulunmaz bir ansiklopedi değerindedir.” Dedi.Devamı...
8 Mart 2004... Türkiye'nin hızla gelişen teknolojisi, genç dinamizmi ve insan gücü birçok akılcı atılıma imza atıyordu. Türk Donanması da hem personel gelişimine büyük önem vererek hem de donanma envanterini geliştirerek ilerlemenin gerisinde kalmıyordu. Gabya sınıfı, modernize edilen Amerikan gemilerinin yanı sıra Yavuz ve Barbaros sınıfı Alman-Türk ortak yapımı gemilerle donanmamız bölge denizlerinde gerçekten önemli bir yere sahipti. Fakat kendi yapımımız olan bir savaş gemimiz halen yoktu. İşte bu tarihte bu hayalin gerçekleşmesi yolunda önemli bir adım atılmış, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın direktifiyle İstanbul Tersanesi Komutanlığı bünyesinde MİLGEM (Milli Gemi) Proje Ofisi açılmıştı. Hali hazırda proje ofisinde, 33 subay, 3 astsubay, 2 sivil mühendis, 2 devlet memuru ve 4 işçi görev yapmaktadır. Pusula ekibi olarak, MİLGEM Proje ofisini gezdik, gördüklerimizle kıvanç duyduk, kendimize olan güvenimiz arttı ve bu izlenimlerimizi sizlerle paylaşıyoruz.Devamı...
" Çocukluğumda hep denizaltıcı olmak isterdim."
Birkaç cümle ile Sunay Akın
12 Eylül 1962 Trabzon doğumludur. Hayatının büyük bir bölümünü İstanbul’da yaşamış, bu şehirde eğitim görmüş, bir İstanbul aşığıdır. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya bölümünden mezun olmuştur, ama kendini sanata, dolayısıyla okurlarına adamış, birçok eser üretmiştir. Sunay Akın’ın birçok sıfatı vardır. O bir şairdir, buluşlara dayanan kısa şiirleriyle. O bir yazardır, düz yazılarında da bir şairin elinden çıkmanın etkisi vardır, olaylar birbirleriyle incecik noktalarda buluşturulmuştur. O bir araştırmacıdır, sanki kasaba kasaba gezer, geçtiği her yerden hikâyeler toplar bize, gizli tarihimizin yazarıdır o. O bir gazetecedir aynı zamanda, 90’lı yıllarda arkadaşlarıyla dergiler çıkartmıştır hatta… Ve o bir süredir televizyon programcısıdır da, Yaşamdan Dakikalar adlı televizyon programını yapmaktadır yine tanıdık simalarla birlikte ve yalnız sunduğu Hayat Deyince adlı bir programı vardır. 23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, hayali olan İstanbul Oyuncak Müzesi’ni Göztepe, İstanbul’da tarihi dört katlı bir konakta açmıştır. Kule Cambazı, Kırdığımız Oyuncaklar, Onlar Hep Oradaydı, İstanbul'da Bir Zürafa, Önce Çocuklar ve Kadınlar, Ayçöreği ve Denizyıldızı, 62 Tavşanı, Kız Kulesi’ndeki Kızılderili, Antik Acılar, Makiler, İstanbul’un Nazım Planı, Kaza Süsü, Kırılan Canlar, Vesaire... Vesaire, Antik Acılar, Şairler Matinesi, Şiir Cumhuriyeti, Safa Fersal ile birlikte, Küçük Asker... Küçük Asker, Tuncay terzihanesi basılı eserleridir.
Ürettiği her şeyde bir bilgi, bir emek, bir tutku vardır. Bizimle yaptığı söyleşide de bunu hissettirdi bizlere.
PUSULA: Sunay Bey öncelikle bize yoğun programınıza rağmen zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Siz gelmeden önce Oyuncak Müzenizi gezdik. Çok güzel hazırlanılmış, ayrıntılara dikkat edilmiş bir ortam. Müze yapmaya nasıl karar verdiniz? Devamı...
Avrupa ve Asya kıtalarını ayıran Boğaz'dan karşıdan karşıya kolayca geçebilme fikri yüzyıllar boyunca çekiciliğini korudu. Bilinen en eski Boğaz geçişi M.Ö. 511 yılında gerçekleştirildi. İskit seferine çıkan Pers Kralı Darius'un 700 bin kişilik ordusu, gemilerin yan yana getirilmesiyle oluşturulan yüzer köprü ile Trakya'ya geçti.
20. yüzyılın ikinci yarısında ise İstanbul'un hızla gelişmesi ve Avrupa-Asya arasındaki trafiğin artışı Boğaz'a köprü yapılmasını zorunlu hale getirdi. Mühendisler, Boğaz'ın bir köprüyle geçilmesi konusunda zaman zaman değişik projeler üretse de bunlar tasarı halinde kaldı. Örnek olarak 1940 yılında Nuri Demirağ'ın girişimiyle Türk muhendisler ve Amerikalı uzmanlar tarafından boğaz köprüsü projelendirilmiş ve bu işe talip olunmuştur ama o zamanki iktidar tarafından "boğaza köprü olmaz, yıkılır" diye bu teklif reddedilmiştir. 1970 yılına gelindiğinde ise artık köprü yapımı kaçınılmaz olmuştu. Bunun üzerine Boğaziçi Köprüsü tasarlandı ve yapımına başlandı. Avrupa ve Asya ile sabit bağlantı olarak Türkiye ulaşım ağının çok önemli bir halkasını oluşturan köprüde, o dönemden bugüne beklenen trafik artışı normalin çok üstünde gerçekleşti. Köprünün ilk hizmete açıldığı yıl günlük ortalama araç geçişi 32 bin iken 1987'de bu sayı 130 bine, 2004 yılında ise 180 bine çıktı. Boğaziçi Köprüsü 1978'den beri yaya trafiğine kapalıdır. Daha sonra birinci köprünün yeterli olmaması sonucu ikinci köprünün yapımına karar verilmiştir. İkinci köprü olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün yapımına 1985'de başlanmış 1988'de bitirilmiştir.Devamı...