| |
Lisede gördüğümüz felsefe dersini dikkatle dinlemiş olan ya da felsefe ile az çok ilgilenmiş olan herkesin bildiği bir anlayış ve düşünce şeklidir şu;
“Her şey bir ve tek şeydir.”
İşte Simyacı'da da anlatılan, karakterimiz Santiago'nun bu sonuca ulaşma yolculuğu. Eğer kitap için tek bir cümle kurmam istenseydi, sanırım bu cümlenin yeterli olacağını düşünürdüm; ama tabii ki tek cümleyle yetinmek gibi bir niyetim yok...
Öncelikle belirtmem gerekir ki kitap, bir klasik olarak tarih raflarındaki yerini aldı. Ben değerlendirmemi bunu göz önüne alarak yapmayacağım doğal olarak, tarafsız olmaya çalışacağım; ama bu bilgiyi, her kitabın ulaşmayı hedeflediği tek mertebenin bu olması açısından vermeliyim diye düşünüyorum.
Santiago, rahip olması için papaz okuluna gönderilen bir çocuktur; fakat 16 yaşına geldiğinde istediği şeyin rahip olmak değil, özgür biri olarak dilediği gibi gezmek dolaşmak olduğunu, bunu yapabileceği tek meslek dalının da çobanlık olduğunu anlar ve bu fikrini babasına açar. Babası onu destekler ve elindeki üç altını ona verir. Santiago bu parayla kendine bir sürü alır ve Endülüs kırlarında özgürce sürüsünü otlatır. Hayattaki tek derdi sürüsü için yeni bir otlak bulmak ve gece güvenli bir yerde uyumaktır artık onun için. Santiago diğer çobanlardan farklı olarak okumayı bildiği ve okuldan ayrılana kadar eğitim aldığı için de cahil biri değildir. Aksine sürekli kitap okuyan, hayattaki amacını öğrenmeye çalışan, bu yaşam tarzıyla neler kazandığını neler kaybettiğini soran, “acaba”larla boğuşan mutlu biridir. Santiago bir gün, daha önce iki defa gördüğü aynı rüyanın, takip etmesi gereken bir işaret olduğunu düşünür ve hayallerinin peşinde, sürüsünü satarak Mısır'a gider. Bundan sonra başına birçok şey gelir, rüyasında gördüğü piramitlerin yanında gömülü hazineye ulaşmak için türlü maceralar yaşar.
Maceralar konusuna açıklık getirmem gerekirse; bunlar bir Clive Cussler kitabında bulabileceğiniz tarzda maceralar değil tabii ki, hepsi de “felsefi” maceralar. Yazımın başında da belirttiğim gibi kitabın felsefi yönü ağır basıyor. Santiago karşılaştığı olaylar sonucunda hep yeni şeyler öğreniyor; azmini kaybetmemesi gerektiği, hayallerini gerçekleştirmeye çalışan kimseye hayatın cömert olacağı, insanların gözlerinin önündeki hazineleri fark edemediği gibi şeylerin farkına varıyor.
Bir kralın Santiago'ya anlattığı, benim de çok etkilendiğim ve güzel bulduğum kitapta geçen bir hikayeyi örnek vermek istiyorum. Bir tüccar oğlunu mutluluğun gizini öğrenmesi için dünyanın en bilgin insanının yanına gönderir. Bilge ise ona bunu öğretmek için zamanı olmadığını, sarayı dolaşmasını istediğini söyler ama dolaşırken kaşığın içindeki yağı dökmemesini ister ve eline içinde iki damla yağ olan bir kaşık verir. Tüccarın oğlu sarayı gezerken elindeki kaşığa yoğunlaştığı için etrafındaki hiçbir şeye dikkat edemez, saraydaki güzelliklerin farkına varamaz. Bilgin'in yanına döndüğü zaman bilgin ona saraydaki Acem halılarını, muhteşem bahçeyi ve kütüphaneyi nasıl bulduğunu sorar. Fakat tüccar'ın oğlu bunların hiçbirini göremediğini itiraf eder. O zaman bilge bir kez daha gezmesini ama bu sefer etraftaki harikaları tanımasını tembih eder. Bu defa tüccarın oğlu heryeri altınlarla, ipeklerle, değerli halılarla süslü olan sarayın içinde hayranlıkla dolaşırken elindeki kaşığa dikkat edemez. Bilginin yanına geri döndüğünde de sarayı ne kadar beğendiğini anlatır. Bilgin de ona kaşıktaki yağın ne olduğunu sorar, tüccarın oğlu mahcubiyetle kaşığa dikkat edemediğini ve yağı döktüğünü fark eder. Bunun üzerine bilgin şunu söyler: “Mutluluğun gizi, dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.” |
|

Paulo Coelho peygamber hikayelerinden esinlenmiş kitapta biraz, sık sık onlardan örnekler vererek hayalleri gerçekleştirmek için gidilen yola göndermede bulunmuş. Bu da kitabın sahip olduğu masalsı görünümü güçlendirmiş. Anlatım tarzına gelecek olursak iki şey söyleyebilirim; hem çok basit hem de çok karışık. Çok basit, çünkü olaylar basit; mekanlar, karakter incelemeleri, olayların çözümleri ayrıntılı değil ve aklınıza getiremeyeceğiniz kadar kolay. Zaten kitapta Santiago'nun öğrendiği şeylerden biri de şu: “İnsanlar gözlerinin önündeki hazineleri göremez; çünkü insanlar hazinelere inanmaz.”. Yani insanlar çok basit olan gerçeği kabullenmek yerine karmaşık çözümleri arar ve bunları bulmak için yakına değil uzağa bakarlar... Fakat aynı zamanda karışık demiştim; çünkü verilen mesajlar çok dağınık, ardarda gelen birkaç sayfada birbirinden farklı ve alakasız birçok bakış açısıyla tanışıyorsunuz, bunlar da insanın kafasını karıştırıyor; dahası “Santiago bunları anladı, hatta yenilerine geçti, ben niye hala bunları düşünüyorum öyleyse” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Kısacası konu biraz dağılmış.
Kitabı daha önceden okumuş olup da beğenenler “Tüm dünyanın klasik olarak benimsediği bir kitaba, böyle harika bir yazara bu eleştiriyi nasıl yaparsın!” gibi bir tepki göstermesinler çünkü daha önce de dediğim gibi sadece tarafsız yaklaşmaya çalışıyorum. Kitabın felsefi yaklaşımı bir klasik olarak nitelendirilmesini ya da kitaptan sonra hayata bakış açınızın değişmesini sağlayacak kadar sağlam değil bence, hele arka kapakta yazan “yaşam ve ahlak kılavuzu” sıfatını hiç hak etmediğini düşünüyorum. Basit kavramları yinelemiş sadece, bu haliyle de felsefeyle birazcık ilgili olanlara bile yeni hiçbir şey katmıyor. Ayrıca bir üniversite öğrencisi için oldukça basit kalıyor. Daha çok Jostein Gaarder'in kitabı Sofi'nin Dünyası'nı bitirerek felsefe için zemin hazırlığını yapmış ortaokul ya da lise öğrencileri için uygun. Çünkü bu yaştaki okuyucular için en önemli özellik olan sayfa sayısı açısından oldukça iyi, 184 sayfa ve vermek istediği mesajlar basit; daha da iyisi masalsı bir anlatıma sahip.
Özetle diyebilirim ki; kitap sahip olduğu felsefi söylemler ile ortalama bir felsefe sevdalısı için yetersiz olsa da felsefe ile yeni tanışanlar için, onları düşünmeye itmesi açısından kısalığı, basitliği ve masalsı anlatımı ile mükemmel. Bu işte yol almış ve “Gerçek bir felsefi roman okumak istiyorum.” diyenler için Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını tavsiye ediyorum, hayata bakış açınızı değiştirecek bir kitap varsa o da budur. Simyacı için okumadan ölmeyin diyemem, okumayanların kaçırdığı pek bir şey yok. Ama zaman ayırmaya değer, zaten bu uzunlukta (ya da kısalıkta) bir kitap fazla zamanınızı almaz, denemenizde fayda var; en azından çok beğenilen Paulo Coelho'yu tanımak için.
Paulo Coelho, Simyacı, Can Yayınları, Şubat 2006,
90. Baskı, 184 Sayfa
Onur ÖZGÜVEN
o6128@dho.edu.tr
|
|