| |
160 milyonu geçen nüfusuyla dünyanın en büyük sekizinci nüfusu ve en büyük ikinci Müslüman ülke. Dinler, kültürler ve etnik çeşitliliğin iç içe olduğu bir bölge. Asya'nın jeopolitik açıdan en kritik noktalarından biri. Orta Asya'yı denize ulaştıran geçitlerin bulunduğu topraklar. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin (enerji bölgesinin) güneyinde yer alan ve İran, Hindistan, Çin gibi önemli Asya güçlerine komşu olan Pakistan bu jeostratejik konumu nedeniyle Güney Asya ve Türkistan'ın istikrarına katkı sağlayabilecek önemli bir devlet.
Bunların hepsi ne yazık ki Pakistan'ı tanımlamaya yetmiyor tek başına. Komşusu Hindistan ile yaşadığı nükleer silahlanma yarışı, yine Hindistan ile arasındaki bir türlü çözümlenemeyen Keşmir sorunu, yakın çevresinde bir milyarı aşan nüfuslarıyla nükleer güce sahip iki ülke ve en önemlisi Taliban ve El kaidenin beslendiği topraklar olarak gösterilmesi sahip olduğundan çok daha fazla anlamlar yüklüyor üzerine.

Beş büyük etnik grubu ve birbirinden farklı iki ayrı felsefeyi birleştiriyor Pakistan; Afgan sınırına yakın yerlerde İslam'ın koyuluğu ve Hindistan sınırında İslam'ın ılımlılığı.
Pakistan, günümüzde ılımlılar ile köktendinciler arasındaki ipin üstünde ilerlemeye çalışıyor. Özellikle yirminci yüzyılın son çeyreğinde ülkenin kuzey batısından batıya ve güneye uzanan komşularında bulunan geniş miktardaki enerji kaynakları ile öteki doğal kaynaklar, Pakistan üzerine oynanan oyunları ve dış tehditleri arttırmıştır.
Ülke içindeki çeşitli etnik ve dini grupların sürekli kışkırtıldığı Pakistan'ın, özellikle 1979 yılından sonra komşularında baş gösteren değişimler de önemlidir. 1979'de Sovyetlerin Afganistan işgalinin ardından ABD ve Pakistan, Afgan ve Pakistanlı mücahitlerden oluşan direnişi örgütlemek üzere güçlerini birleştirdiler.
Aslında 79 yılının iki yıl öncesine gitmek lazım; 1977 yılında General Ziya ül Hak askeri darbeyle yönetime el koydu. Okullardaki “din dersi”ni arttırıp, İslam'a karşı işlenen suçlarda kırbaç ve el kesme gibi cezaları dayatarak Pakistan'ın İslamileştirilmesi için çalışmalara başlandı.
İşin tuhaf tarafı şu ki aradan henüz otuz yıl geçmişti, 1947'de bir İslam devleti olarak değil de baskı altında olan Hindistan Müslümanlarının sığınacağı bir vatan olarak kurumasının ardından. Ülkenin kurucusu Muhammed Cinnah ve yandaşları İslam'a kültürel açıdan yaklaşan bir demokrasi kurmuşlardı. 
Sovyetlerin Afganistan işgali ve İran'da şahın devrilmesiyle kurulan İslam devrimi rejimi batılı güçlerin Pakistan'a da özel bir önem vermelerine ve ülkedeki çeşitli etnik grupları kışkırtmalarına neden oldu. Pakistan'ın radikal İslam'a kayması, Sovyetlerin muhafazakâr Peştu aşiretlerinden oluşan binlerce Afgan mülteciyi sınırın diğer tarafına Pakistan'a sürdüğünde hızlandı. ABD ve Suudi Arabistan, Afganistan'daki direnişe silah, eğitim ve milyarlarca dolar destek verdi. “Cihad” ise destek verilen bu kamplarda mücahitlerin sloganı haline geldi. Suudi Arabistan Afganistan sınırındaki sunni medreselere milyonlarca dolar destek verdi ve sonunda bu medreseler tüm ülkeye yayıldı. Günümüzde bu medreselerin sayıları artık on bini bulmakta ve daha nicesi gayri resmi olarak çalışıyor. Bugün Pakistan'daki devlet okullarının aldıkları yardımlar çok sınırlı miktarda ve bu sebepten birçok yoksul aile, çocuklarını karşılığında hiçbir ücret ödemeden her şeyin bedava olduğu bu medreselere gönderiyor.
Medrese eğitimine verilen destek, Sovyet işgaline karşı yapılan yardım o denli üst safhadaydı ki örneğin medreselerde okutulan bir matematik kitabında bir kalaşnikofun saniyede 800 m yol aldığında 2 km ilerideki bir Sovyet askerini, bir mücahidin, başından kaç saniye sonra vuracağı türden sorular vardı. Usame bin Ladin ve cihadın diğer önderleri, federal olarak yönetilen bölgelerde işte bu koşullar altında yandaş buldu, çoğaldı. Şimdi Pakistan, ABD'nin geçmişte, Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı yetiştirdiği terörist unsurlarla uğraşmakta. Ve bu unsurları örgütleyen ve yetiştirenler bugün Pakistan'ı bunlara karşı yeterince müdahale etmemekle suçluyor ve bizzat Bush, gerektiğinde bu ülkeye askeri müdahalede bulunulabileceğini söylüyor.
İşte yakın zamanda yapılacak seçimler öncesi ülkede tırmandırılan gerginliğin, yaratılan muhalefet baskısının ve cereyan eden Lal Medresesi olaylarının sebeplerini geçmişte aramak lazım. Yani büyük resmin parçalarını görmek gerek. Çünkü ABD yönetimi Müşerref yönetimini “terörizm”e karşı yürütülen savaşta yeterince destek vermemesinden ve Taliban üyeleriyle yapılan görüşmelerden ötürü eleştiriyor. Pervez Müşerref ise Taliban'a karşı savaşta en büyük silahın barış olduğunu söylüyor.
Bu noktada, Pakistan ile ABD arasındaki terörizm ile savaşta işbirliğine biraz değinmek gerekiyor. Seksenlerin sonlarında geri çekilen Sovyet kuvvetlerinin ardından, Afganistan'da büyük bir kanunsuzluk ortaya çıkmış ve Taliban bu boşluğu doldurmuştu. Geçmişte Taliban rejimini tanıyan üç ülkeden biri olan Pakistan 11 Eylül ikiz kule saldırılarının ardından bir yol ayrımına geldiğini ve seçim yapmak zorunda olduğunu biliyordu. Yapılması gereken yapıldı ve darbeden sonra uluslar arası kamuoyunun tepkilerini üzerine çeken Müşerref yönetimi, terörizmle savaşta ABD'nin yanında yer aldı ve bu sayede batının takdirini kazanmayı hedefledi. Bu hareketin sakıncaları aslında iç cephedeydi; Taliban'a karşı açılan savaşa destek Batı açısından olumlu fakat kökten dinciler ve ABD karşıtlığı açısından kaygı vericiydi. 2001 yılında Afgan sınırı kapatılmış ve medrese öğrencilerinin Afganistan'a geçmeleri engellenmişti.
|
|

Anayasa mahkemesi başkanı İftihar Muhammed Çodri'nin görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle Pervaz Müşerref tarafından görevinden alınması ile devlet kurumları ile hükümet arasındaki zıtlaşma ülkenin gündeminde birinci sıraya oturdu. Hâkimlerin toplu istifaları, Çodri'ye verdikleri destek ve avukatların protesto gösterileri düzenlemeleri ülkedeki ortamı germiş durumda, üzerine bir de Lal medresesi olaylarını eklerseniz oluşan tabloyu görmek pek de zor değil. ABD Dışişleri gelişen olayların Pakistan'ın kendi iç meselesi olduğunu söylese de, yaklaşan seçimler öncesi Müşerref yönetiminden tam olarak istediğini alamayan ABD yönetiminin açıklamaları Müşerref yönetimini tatmin etmese gerek.

Pakistan, komşusu Hindistan ile hızlı bir silahlanma yarışına girmiş durumda, bu yarış özellikle nükleer silahlanmada kendini gösteriyor. Pakistan 1998'de “İslam Bombası” adını verdiği silahının denemelerini başarıyla tamamladığında bölgesel çıkarları gereği Çin'in dışındaki çoğu ülke elçiliklerini geri çekmişti. Pakistan'ın Einstein'ı olarak bilinen Abdülkadir Han'ın nükleer çalışmalara katkıları ise halk tarafından büyük takdir görmüştü. Fakat Abdülkadir Han 2003 yılında gizli nükleer bilgileri İran ve Kore gibi ülkelere satmakla suçlanmış, ilk başlarda inkâr etmesine rağmen, Uluslararası Atom Ajansı'nın elindeki bilgilerle bunu doğrulaması üzerine suçlamaları kabul etmek zorunda kalmıştı. Han şu an hala gözetim altında tutuluyor. Bu silahlanma yarışı teknik altyapısı ve ekonomisi daha sağlam olan Hindistan'ın aksine Pakistan'a biraz daha pahalıya mal oluyor. Çünkü eğitime ve diğer sosyal gereksinimlere yatırılması gereken paraların çoğu silahlanmaya harcanıyor. Dolayısıyla devletin eğitim kurumları gereken yapılanmayı sağlayamıyor ve bu da işlevsiz kalan devlet oklularının açığını medreselerin doldurmasına neden oluyor.
Pakistan'ın Türkiye ile ilişkilerine değinecek olursak tamamen bir dostluk ve kardeşlik havasının estiğini söyleyebiliriz. Türkiye'ye karşı olan yakınlığını “Türkiye benim ikinci evim” diyerek dile getiren, BJK kongre üyesi olan ve Atatürk'e olan hayranlığını her fırsatta vurgulayan Pervez Müşerref'in, 1999'da devletin yönetimini eline aldığından bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler daha da yoğunluk kazanmış durumda.
İleride kurulacak Pakistan halkını oluşturacak Hindistan Müslümanları Kurtuluş Savaşımıza para yardımında bulunmuşlardı. Pervez Müşerref'in ülkemize olan kişisel hayranlığının ve tarihsel bağların dışında iki ülkeyi birbirine yakınlaştıran birçok konu var. Türkiye karşılaştığı PKK sorununda yerel terörizmle karşı karşıya değildir. Pakistan ise doğusunda bir dış tehdit olarak gördüğü Hindistan, batısında her zaman bir rekabet içinde olan İran ve son yirmi beş yıldır istikrarsız olan ve içerdiği terörist unsularla tehdit oluşturan Afganistan ile sorunlar yaşamakta. Pakistan Keşmir, Türkiye ise Kıbrıs konularında uluslar arası alanda sürekli yalnızlık çekmekteler. Türkiye Irak'ta, Pakistan ise Afganistan'da ABD ile komşu olmuş durumda. Her iki ülkenin de bir sonraki olası hedef İran ile komşulukları var. Ve iki ülke de batıda bazı stratejik araştırma kuruluşlarının haritalarında parçalanmış olarak gösteriliyor.
Bush'un gerekirse gireriz dediği Pakistan'a bir müdahalede bulunulması pek olası değil, en azından İran ile yaşanan nükleer kriz henüz sonuçlanmamış iken. Fakat ABD müttefiki Pakistan'ı gözden çıkarmışa benziyor. Çin'i çevreleme politikasında önemli rol üstleneceği düşünülen Hindistan'a nükleer çalışmalar konusunda bazı tavizler verildi. Ama yine de olası bir müdahaleye karşı ilk çıkışın Çin'den gelmesi beklenebilir. Çünkü Çin, Belucistan bölgesindeki Gwador Limanına indirilecek ve buradan petrol boru hatlarıyla ülkesine taşınacak enerjinin güvenliğini sağlama arzusunda.
Pervez Müşerref'in genelkurmay ve devlet başkanlığı görevlerini bir arada yürütmesine muhalefet tarafından karşı çıkılan ülkede, seçimler öncesi, sürgünlük süresi dolmadan ülkesine dönen eski başbakan Navaz Şerif ayrı bir gerginlik yarattı. Seçimlere katılmak istediğini belirten Şerif giriş yapmasına izin verilmeden Suudi Arabistan'a gönderilmişti. Eski Başbakanlardan Benazir Butto ise 1999'da hakkındaki yolsuzluk iddialarının ardından ülkeden ayrılmıştı. 18 Ekim’de tekrar geri dönüş yapan Butto taraftarları tarafından büyük bir coşkuyla karşılandı.
Pakistan'da yaşanacak olası bir siyasi kargaşa, bölgedeki istikrarsızlığı arttırmaya çalışan grupların işinegelebilir. Kim bilir, ülkemizin yansımalarını belki dost ülke Pakistan'da görebiliriz.
KAYNAKLAR :
1. MARKEY Daniel,A False Choice in Pakistan,
Foreign Affairs, Temmuz-Ağustos 2007
2. BELT Don, Ruhunu Arayan Ülke Pakistan,National Geographic, Eylül 2007-10-15
3. Kırmız Hat Belgeseli, TRT 2007
4. OĞAN Gökçen, Pakistan ve Afganistan: “Ankara
Barışına” Adım Adım, Stratejik Analiz Haziran 2007
5. Pakistan'da Bölünmenin Ürküten Ayak İzleri,
MSI, Eylül 2007
6. Komşuların Garip Savaşı Sürüyor, MSI Haziran
2007
7. KÜLEBİ Ali, Pakistan Türkiye Askeri İşbirliği
8. KIRAÇ Gürol, Pakistan'da İç İstikrar Zorda
9. KÜLEBİ Ali, Pakistan ve Küresel Teröre Karşı
Mücadele
10. MUTLUER Ali, Pakistan'ın Taliban Politikaları
Faruk AKIN
a4053@dho.edu.tr
|
|