Kısa Kısa...
Pandora’nın Kutusu...
Pandora, Yunan mitolojisinde tanrılar tarafından kendisine emanet edilmiş, içi yeryüzünde bulunabilecek bütün kötülüklerin doldurulduğu ve bunun yanına bir de dünyanın kötülüklerine direnme gücü sağlayan umudun kapatıldığı bir kutunun emanet edildiği meraklı bir kadını temsil etmektedir. Zeus insanlığa vermek için kendinden ateşi çalan Prometheus’u ve ondan ateşi kabul eden insanlığı cezalandırmak için güzeller güzeli Pandora’yı yaratır ve ona dünyada evleneceği adama hediye etmek üzere altından bir kutu verir. Kutu, içindeki tüm kötülükleri, hastalıkları ve son anda Zeus’un acıma duygusuyla koyduğu umudu barındırmaktadır. Dünyaya yollanan Pandora, Prometheus’un kardeşiyle evlenir.. Prometheus’un tüm uyarılarına rağmen, merakına yenilip kutuyu açar ve kötülüğün dünyaya yayılmasına neden olur.
Babil'in Yedi Katlı Asma Bahçeleri...
Efsaneye göre bir kule yaparak Tanrı’ ya ulaşmaya çalışan insanlara, Tanrı “Durun! ” emri gönderir, fakat bu emri dinlemeyen insanoğlu Tanrı’ya ulaşana kadar devam etmekte kararlıdır ve inşaata devam ederler. Bu küstahlığa dayanamayan Tanrı da her birine farklı bir dil konuşturur, farklı diller konuşan insanlar birbirlerini anlayamazlar. İnşaat durur, aralarında düşmanlık çıkar. Her biri kendi kavmini alır, başka diyarlara göç eder, farklı dillerin varlığı da böyle açıklanmış olur.
Hannibal... Hannibal, M.Ö. 247 ile M.Ö. 182 yılları arasında yaşamış, tüm zamanların en büyük askeri dehalarından birisi sayılan Kartacalı politikacı ve generaldir. Filleri içeren ordusuyla İber Yarımadası, Pireneler ve Alpler’den Kuzey İtalya’ya girmiş, Roma’ yı tarihinin en büyük hezimetine uğratmıştır. Ancak şehre girmeyerek Roma’yı yok etme fırsatını tepmiştir. Kendi senatosundan destek bulamadığı için yedi yıl ordusuyla beraber Roma topraklarında beklemiş, Roma Kartaca’yı kuşatınca geri dönmüş, ancak bu kez Romalılara yenilmiştir. Bunun üzerine Kuzeybatı Anadolu’ya geçmiş, yüzüğünde taşıdığı zehiri içmek suretiyle yaşamına son vermiştir. Mezarının Gebze’de olduğu düşünülmektedir. “Askeri stratejinin babası” olarak anılır, çünkü en büyük düşmanı Roma bile onun savaş taktiklerini kullanmıştır.
Kaşıkçı Elması...
Topkapı Sarayı’ndaki ünlü elmasa neden “Kaşıkçı Elması” denildiği hakkında farklı hikayeler varsa da galiba elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesindendir. Elmasın Osmanlı Sarayı’na nasıl girdiği hakkındaki bilgi de, rivayetten öte değildir. Son yıllarda yeni tartışılmaya başlanan ve doğru olması en muhtemel rivayet şöyledir: 1774 yılında Pigot adında bir Fransız subayı, bu elması Hindistan’ın Madaras Mihracesi’nden satın alıp Fransa’ya götürür. Bir zaman sonra tekrar satılığa çıkartılan elması Napolyon'un annesi satın alır ve uzun süre göğsünde taşır. Ne var ki, Napolyon sürgüne gönderildiği zaman, oğlunu kurtarabilmek için, annesi de elması mecburen satılığa çıkartır. İşte o sırada, Fransa’da bulunan Tepedelenli Ali Paşa’nın bir adamı, paşa adına 150 bin altın ödeyerek elması satın alır ve paşaya getirir.
Sultan II. Mahmud döneminde, Tepedelenli Ali Paşa, devlete karşı ayaklandığı gerekçesiyle öldürülür, paşanın varlıklarına el konulur ve nesi var nesi yoksa Osmanlı Hazinesi’ne gönderilir. Böylelikle, Napolyon’un annesinden satın alınan “Kaşıkçı Elması” hazineye girmiş olur. Kaşıkçı Elması’nın çevresini iki sıra 49 adet pırlanta kuşatmaktadır. Bu haliyle elmas, yıldızların ortasında pırıl pırıl parlayıp gökyüzünü aydınlatan bir dolunayı andırır. Pırlantaların, elmasa ışık ve güzellik vermesi için sonradan, II. Mahmud tarafından dizdirildiği sanılmaktadır. Kaşıkçı Elması 86 karattır ve dünyanın tanınmış 22 elması arasındadır.
Lagari Hasan Çelebi…
“Murad Hân’ın Kaya Sultân isimli kızı dünyaya geldiği gece Akika Kurbanı şenliği oldu. Bu Lagarî Hasan elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek îcad eyledi. Sarayburnu’nda Hünkâr huzurunda fişenge bindi ve şâkirtleri (yardımcıları) fitili ateşlediler. Lagarî, “Padişahım seni Huda’ya ısmarladım. İsa Nebi ile konuşmağa gidiyorum” diyerek semaya fırladı. Yanında olan diğer fişekleri ateşleyip rûy-u deryâyı çırağan eyledi. Fişengi kebirinin barutu kalmayınca zemine doğru inerken kartal kanatlarını açarak Sinan Paşa Köşkü önünde deryaya indi ve padişahın huzuruna geldi. Zemini bûs ederek, “Padişahım, İsâ Nebî sana selam söyledi” diyerek şakaya başladı. Bir kese akçe ihsân olunup 70 akçe ile sipahi yazıldı.”
Evliya Çelebi bu şekilde bahsediyordu. Lagari Hasan Çelebi, füzeciliğin atası sayılmaktadır. Füze ile uçan ilk Türk’tür. 1633 yılında IV. Murad’ın kızı Kaya Sultân’ın doğduğu gece yapılan şenlikler sırasında, Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnâmesi’nde anlattığına göre, Hasan Çelebi 50 okkalık barut macunuyla dolu 7 kollu, kendi îcadı olan bir fişeğe binerek yardımcılarının ateşlemesiyle uçmayı başarmıştır. Füzenin barutu bitince de daha önce hazırlamış olduğu kanatları açmış, Sinan Paşa Sarayı önünde denize inmiştir. Bu gösteri üzerine IV. Murad tarafından mükâfatlandırılmış, sipahi sınıfına yazdırılmıştır. Daha sonra Lagarî Hasan Çelebi Kırım'a gitmiş ve orada ölmüştür. Kendisini hatırlamak için İstanbul Kanatlarımın Altında filminde Okan Bayülgen’in canlandırdığı rol olduğunu söyleyebiliriz.
Ahmet İZGİN
i6076@dho.edu.tr
Kubilay DÖKÜMCÜ
d6129@dho.edu.tr
|