Herşey Sevmekle Başlar...

 
 








     10 Kasım 1938, ölümünün ardından iki Mustafa Kemal bıraktı bizlere. Birisi Anıtkabir'de huzuruna çıktığımız, Dolmabahçe'de bıraktığımız Mustafa Kemal, diğeri ise fikirlerimizde, cumhuriyetimizde seksen dört yıldır yaşattığımız Mustafa Kemal. İkinci Mustafa Kemal ettiğimiz yeminde, ilkelerine olan bağlılığımızda yaşıyor hala. Aramızdan ayrılışının altmış dokuzuncu yılında onu rahmetle ve özlemle anıyoruz.
     “Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden / Birçok seneler geçti dönen yok seferinden” der Yahya Kemal Sessiz Gemi adlı şiirinde. Gidenlerin, vatan topraklarından uzakta yatanların, memnun olup olmadığını bilemeyiz yerlerinden ama, 1850 yılında hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce yol alan Mirat-ı Zafer ve Sirag-ı Bahri Birik adlı iki savaş gemimizin seferinden dönemeyenlerin olduğunu biliyoruz. Hiç yolcuları yoktur gerçekten, güneş batmayan ülkeye giden mürettebatları dışında. Onlar, Sultan Abdülaziz'in dünyanın en büyük üçüncü donanması olarak kuracağı kuvvetin, II. Abdülhamit'in saplantıları yüzünden yıllarca Haliç'e hapsedileceğini bilmeseler de dümen tutarlar, rotaları eğitimlerini almak için gidecekleri Portsmouth'u gösterirken. Yirmi iki denizcimizin hayatına kasteden bu sefer ne Ertuğrul'unki gibi bir fırtınadır ne de düşman bir geminin saldırısı. İşte bu sayımızda gurbetteki şehitlerimizin acı hikayesini ve bahriyemizin izlerini bulacaksınız. Bulacağınız izler sadece yüz elli yıl öncesine ait bir atılımın hikayesi değil, bu atılımın günümüze olan yansımaları da aynı zamanda; Akdeniz ve Karadeniz'de sancak gezdiren öğrencilerimizin açık denizlerde yaşadıkları tecrübeler, izlenimler, hatıralar…
     Ele aldığımız konularımızdan bir diğeri ise, Ege'de Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerginliği en üst safhaya taşıyan Kardak Krizi. Bu krizi, yalnız bir kara parçasının egemenliği sorunun çok daha ötesinde bir durum olarak görüyoruz. Çünkü, Anadolu sahillerine çok yakın, üzerinde yerleşim olmayan bu ve buna benzer kara parçalarına hakim olmanın, onların karasuları ve kıta sahanlıklarına da sahip olmak anlamına geldiğini biliyoruz. Ayrıca Kardak operasyonuna tim komutanı olarak katılmış Deniz Binbaşı Ercan Kireçtepe'nin bizzat kendi ağzından o sıcak geceyi sizlere aktarıyoruz.
     Dil ve ulus gelişen ve değişen yapılarıyla sürekli devingen bir yapı içerisindedirler. Dilin özgürce gelişebilmesi için korunmaya ve geliştirilmeye ihtiyacı vardır. Yalnızca dışarıdan değil, toplum içinden gelen olumsuz etkilere de açıktırlar. Bu olumsuz etkileri bertaraf etmek, dilimize sahip çıkmak ise bilinçli bireyler olarak bizlerin öncelikli hedeflerinden olmalıdır. Dil birliği olmayan toplumların ulus olmalarının da mümkün olmayacağını bilmek gerekir. İşte bu yüzden, Konfüçyüs de bir ülkeyi yönetmeye çağrıldığında yapacağı ilk işin, dili gözden geçirmek olduğunu söyler.
     Sokrates der ki “İstemek çok önemli bir şeydir. Ne istiyor olduğunu bildiğinden emin misin? Eğer ne istediğini bildiğinden emin değilsen başına ne geleceğini de bilmiyorsundur.” 234 yıldır Türk Bahriyesine genç subaylar yetiştiren Deniz Harp Okulu bu yıl da Cumhuriyet Donanmasına 201 deniz teğmeni armağan etti. Ne yaptığını bilen, ne istediğini bilen ve gücünün farkında olan bir Deniz Harp Okulu…Dünyanın en iyi Deniz Harp Okulu olmayı hedefleyen camiamız 31 Ağustos mezuniyet sevincini yaşarken, aramıza yeni katılan 184 genç bahriyelinin de heyecanını yaşıyor.
     Amiral Nelson'un ay yıldızının sırrı, Türk Gemi Makine Sanayisinin gelişim hikayesi, Poseidon deniz tanrısı ve Sayın Erol Manisalı hocamız ile yaptığımız söyleşi arkadaşlarımızın hazırladığı konular arasında.
     Keyfini çıkarmanız dileğiyle. Bir sonraki sayımızda görüşmek üzere…

Faruk AKIN

 
 
Diğer Yazılarımız