Herşey Sevmekle Başlar...

 
 
 
 
Olağanüstü Duyular
 


      Görme, işitme, koku alma, tat alma ve dokunma…Çevremizde olup biteni bu duyuları algılayabilen duyu organlarımız sayesinde algılarız. Canlılar dünyasında, duyu organları gereksinimlere göre şekillenmiş, yani her canlının sahip olduğu bir takım özellikler var. Yırtıcı havyanlar genellikle çok iyi görme, işitme ve koku alma duyularına sahipler. Bunun yanında bazı hayvanlar da bizim sahip olmadığımız, ya da bizimkilere göre çok gelişmiş duyulara sahipler. Biz, bunların ancak bazısını yaptığımız yapay aygıtlarla taklit edebiliyoruz. Bazısının nasıl çalıştığını bile tam olarak anlamış değiliz.

   Yarasaların Sonarı
Yarasalar çoğunlukla mağaralarda yaşarlar ve genellikle gece karanlıkta avlanırlar. Özellikle mağaralar tam anlamıyla zifiri karanlık olabilir. Bu nedenle, bir kedininki gibi keskin bir görüş yetenekleri olsaydı bile burada onların hiç işine yaramazdı. Yarasalar bunun yerine, avlarının yerini saptamak ve mağara gibi dar ve karanlık ortamlarda yönlerini bulmak için sesleri kullanırlar. Ses havada belli bir hızla ilerler. Yarasa, ses çıkarmasıyla yankıyı duyması arasındaki zaman farkından, avının kendisine uzaklığını bulabilir. Aslında bu da bir tür radar gibidir. Yalnız, radyo dalgaları yerine ses dalgaları kullanılır.

      Benzer şekilde yunuslar ve balinalar da su altında avlarını ve birbirlerini tanımak için ses dalgalarından yararlanır. Ses, suda havadakinden yaklaşık 4,4 kat daha hızlı ilerler ve daha iyi iletilir. Ayrıca sualtında görüş mesafesi kısıtlıdır. Özellikle bulanık sularda, bu hayvanların avlarını görerek bulmaları çok zordur. Bu nedenle özellikle sualtında “yankıyla konum belirleme” çok yardımcı olur. Yunusların ve balinaların su altındaki sesleri algılayabilmesi ve bunların beyne iletilebilmesi için bir takım özel organları vardır. Yunuslar ve balinalar, yarasalar gibi çığlık atarak değil, tıkırtı şeklinde sesler çıkararak konum belirler. Türden türe bazı farklılıklar olsa da, geniz boşluklarında ürettikleri bu sesler, içi yağla dolu “melon” adı verilen ve bir mercek gibi çalışan bir organ sayesinde ileri doğru odaklanır. Yayılan ses, hedeften yansıdıktan sonra çene kemiğinden, bu kemiğin arkasındaki yağlı dokuya, oradan da sinirler yoluyla beyne iletilir. Yunus ve balinaların beyinleri, her bir tıkırtıyla yansıyıp gelen tıkırtı arasındaki zaman farkını hesaplayabilecek biçimde gelişmiştir.

   Yılanların Kızılötesi Almaçları
Hepimiz bir şekilde çevremizdeki sıcaklığı hissedebiliriz. Derimiz bir tür kızılötesi almaç görevi yapar. Ancak deri hiç de duyarlı bir almaç olmamasının yanı sıra, görüntü de oluşturamaz. Ancak kızılötesi ışınımı algılama konusunda çok yetenekli bir hayvan var; yılan.

Günümüzde bir takım özel aygıtlar yardımıyla ısı kaynaklarını saptayabiliyoruz. Bu aygıtlar, özellikle askeri kullanıma yönelik olarak üretiliyor. Bir çıngıraklı yılansa, başının iki yanında bulunan ve binlerce hücreden oluşan çukur organları sayesinde, çevreyi kızılötesi dalga boylarında, günümüzün en duyarlı kızılötesi algılayıcılarından 10 kat iyi görebiliyor. Yılanların gözlerinin de olduğunu düşünürsek, aslında iki farklı görme organları olduğunu söyleyebiliriz. ABD'nin Florida eyaletindeki araştırmacılar, yılanların iki organdan ikisini aynı anda kullanmak yerine, yalnızca birini kullanarak görüp göremeyeceklerini araştırıyor. Buna göre, gözleri kapatılan yılanlar, kızılötesi alıcılarıyla çevrelerini algılayabiliyorlar. Tersi de geçerli. Ancak, yılanların gözlerinin iyi görmediği de bilinen bir gerçek. Bazı yılanlar yalnızca ışığı algılayabiliyor. Ama genelde hareketi algılamak için gözlerinden faydalanıyorlar. Kızılötesi almaçlarsa yakınlardaki sıcak kanlı avların yerini duyarlı bir biçimde saptayabilmelerini sağlıyor. Çukur organların başın iki yanında olması sayesinde yılanlar avlarının uzaklıklarını da duyarlı bir biçimde bulabiliyorlar.

 

 


   Köpekbalıklarının Elektroalmaçları
Köpekbalıklarının altıncı hisleri olduğu söylenir. Bu aslında bir bakıma doğru. Köpekbalıkları elektrik alanları algılayabiliyorlar. Bu da yakınlarındaki başka hayvanları bu yolla hissedebilecekleri anlamına geliyor. Bazı köpek balıkları, kumun altında saklanmış olan balıkları bu duyuları sayesinde bulabiliyorlar. Balıkları, kaslarını hareket ettirmede kullandıkları zayıf elektrik sinyalleri ele veriyor. Köpekbalıkları, bunu yaparken, elektroalmaç (elektroreseptör) denen özel hücrelerden oluşan bir ağı kullanıyorlar. Araştırmacılar, insan embriyosunda yüz kemiklerinin ve dişlerin oluşmasını sağlayan bir hücre grubunun, köpekbalığı embriyolarında elektroalıcıların oluşumundan da sorumlu olduklarını saptadı. Köpekbalıklarının, elektroalmaçları sayesinde dünyanın manyetik alanını hissedebildiği de düşünülüyor. Uçsuz bucaksız okyanuslarda büyük olasılıkla bu sayede yönlerini bulabiliyorlar.

   Kuşlarda Morötesi Görme
Bazı hayvanlar bizim göremediğimiz morötesi dalga boyundaki ışımayı görebiliyor. Bunlar arasında kuşlar, balıklar, sürüngenler ve az sayıda memeli var. Morötesi ışık aslında gözler için zararlı. Bu nedenle çoğu memelinin göz mercekleri bu ışığı süzerek ağ tabakasına iletmiyor. Ancak, bazı küçük kemirgenler bu dalga boyunu algılayabiliyor ve bunu kendi toplulukları içinde iletişimde kullanıyorlar. Kuşlar ve bazı böcekler morötesini görebildikleri için bunu kendi aralarında görsel iletişimde kullanırlar. Kuşların dişi ve erkekleri arasında genelde belirgin renk farkları olur. Ancak, bazı türlerde bunu biz ayırt edemeyiz. Birbirlerinin aynısı gibi görünürler. Bazı kuşlarda, yalnız morötesi dalga boyunda görülen farklar bulunur. Aslında, kuşların birbirlerini bizim onları gördüğümüzden farklı gördüğünü söyleyebiliriz.

   Kuşların Pusulası
Kuzey sumruları, yılda yaklaşık iki kez inanılması güç bir yolculuk yaparlar. Her yıl Kuzey Kutbu'ndan Güney Kutbu'na uçarlar, yaklaşık 6 ay sonra da geri dönerler. Bu yolculuğun uzunluğu, gidiş dönüş toplam 40.000 kilometreye, yani dünyanın çevresinin uzunluğuna yaklaşır. Kuşların bu uzun yolculukta yönlerini nasıl buldukları hala çok iyi anlaşılabilmiş değil. Önceleri, kuşların yönlerini gökcisimlerinin konumları ve yeryüzündeki belirli birtakım şekillerden yararlanarak bulabildikleri düşünülüyordu. Şimdi ise kuşların bir çeşit pusulaya sahip oldukları düşünülüyor. Kuşların, bir şekilde dünyanın manyetik alanını hissettiğine yönelik önemli bulgular da var. Bu çeşitli deneylerle de doğrulanıyor. Sorun ise bunu nasıl yaptıklarından yatıyor. Bu yöndeki kuramlardan biri kuşların beyninde bulunan “manyetit” minerali. Manyetit, doğal mıknatıstan başka bir şey değil. Bakterilerden memelilere, çoğu canlı türünde bu minerale rastlanıyor. Kuşlar, bu mineraller yardımıyla, dünyanın manyetik alanını hissederek yönlerini buluyor olabilirler. Kuşların gagalarının üzerinde de yoğun miktarda manyetite rastlanıyor. Ama henüz bunun yön bulmalarına yardımcı olduğu saptanabilmiş değil.

 

Dz. Tğm. Burak ÇETİN

 
 
 
Diğer Yazılarımız