HALUK BİLGİNER
Son sayımızda en iyi erkek oyuncu seçilen Haluk Bilginer ile Moda'da, kendisine ait olan 'Oyun Atölyesi'nde hoş bir söyleşide bulunduk. Şimdi sizleri sahnede rolünü adeta yaşayan bu tiyatro ustasıyla baş başa bırakıyoruz.
PUSULA : Tiyatro hayatınıza nasıl başladınız? Lise yıllarında mı?
Haluk Bilginer : Evet lise yıllarında başladım. Aslında ben lisede 1. ve 2. sınıftayken oyuncu değil doktor ya da kimya mühendisi olmak istiyordum. Doktor olsaydım kanserin tedavisini bulmak için doktor olacaktım. Kimya mühendisi olsaydım da yeni bir alaşım, yeni bir şey keşfedecektim. Fakat sonra oyuncu olmaya karar verdim. Aradan yıllar geçtikten sonra kendime bu soruyu sordum, yani bu üç değişik gibi duran şeyin birbiriyle ne alakası var diye. Hekimlik, kimya mühendisliği ve aktörlük… Üçünün de ortak özelliği merak, yeni bir şey bulma, yeni bir şey keşfetme arzusu. Oyunculuk da aslında hepsinin üstünde gelen bir merak. İnsanı merak eden ve insanı sahneden yeniden yaratan bir şey olduğu için bu, merakların en tepesinde yer alan bir şey. Bundan dolayı oyunculuğu seçtim.
Tabiri yerindeyse her üçünde de yaptığınız işin en iyisi olmayı hedeflediniz.
Evet, kesinlikle öyle.
Devam eden yıllarda buradaki devlet konservatuarında çalıştınız. Daha sonra İngiltere'ye gittiniz.
Evet, profesyonel hayata orada başladım. Gerçi konservatuar öncesi, liseyi bitirir bitirmez, 1971-1972 sezonunda İzmir Devlet Tiyatrosunda oynamıştım. Ama sonra İngiltere'de, profesyonel olarak tekrar 1980'de başladım.
İngiltere'de de Türkiye'de de uzun yıllar çalıştınız. Karşılaştırdığınız zaman, İngilizlerin tiyatroya ya da sanata bakışıyla, bizim bakışımız arasında çok büyük farklar var mı?
Var, hem de çok büyük. Çünkü orada özellikle tiyatro, artık bir yaşam biçimi haline geldiği için… Yani mesela şöyle bir şey hayal edelim: Yarın sabah bir uyandık, Türkiye'de tiyatro yasaklanmış. Sizce kaç kişi ayaklanır? Hiç kimse. Ama İngiltere'de böyle bir şey yapmaya kalksanız, 70 milyon o yasaklayan yere doğru yürür.
Bizde de futbol yasaklansa herhalde böyle bir şey olur.
Evet (gülüyor). İyi ki futbol dediniz. Mesela İngiltere'deki tiyatro seyircisi futbol seyircisinden fazladır; ki İngiltere futbolun da beşiği bildiğiniz gibi- ama yıllık tiyatro seyircisi futbol seyircisinden fazladır orada. Mesela Western'de, Londra'nın o tiyatrolarının olduğu mahallede, toplam tiyatro sayısı, Türkiye'deki toplam tiyatro sayısından daha fazladır. O açıdan çok büyük bir fark var tabii ki. Ya da bir örnek daha vereyim: Orada sendikaya kayıtlı aktör sayısı 20 bin, bizde ise televizyona çıkan ünlüler dahil, aktör olan olmayan, kamera önüne geçen herkesin sayısı 1000-1500 kişiyi geçmez. Ve nüfusumuz İngiltere ile aynı. Onun için çok farklı tabii ki. Oradaki tiyatro eğitimi, tiyatro yapımı bizden çok daha önce başlamış.
Ancak İstanbul da bizce başarılı bir örnek. Şehir tiyatroları 6-7 tane oldu. Birçok özel tiyatro var. İstanbul, diğer dünya kentleriyle yarışacak durumda değil mi size göre? Bizim eksikliğimiz İstanbul'un dışındaki şehirlerimizde gibi.
Yavaş yavaş durum o noktaya geliyor ama keşke bu ödenekli tiyatrolar, yani devlet ve şehir tiyatroları…. Yani dünyada tek örnektir Türkiye. Dünyanın başka hiçbir ülkesinde yok böyle bir şey. Keşke memur sanatçı fikrinden vazgeçip, sadece tiyatro yapmaya yönelik, o oyun için ya da o sezon için oyuncu alınabilse dışarıdan. Memuriyet ve sanatçılık bir arada yürümüyor. Yürümez de zaten. Çünkü memursunuz, yılda 18 maaş alıyorsunuz - bir ay tek bir ay da çift olmak üzere- rol vermeseler daha iyi diye düşünüyorsunuz. Rol asıldığı zaman rapor alıyorsunuz. Devlet tiyatrosunda yapılıyor bunlar. Onun için devletin tiyatrosu olmaz. Devlet tiyatroya maddi katkıda bulunmak zorundadır, devletin görevlerindendir bu, ama devlet bizzat tiyatro yapamaz. Bu dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur. Bu da inşallah değişecek bir gün. Yani ulusal tiyatro olacak devlet tiyatrosu yerine.
Zaten bir oyuncu için, genel sanat yönetmeni kendi amiri oluyor mesleki yönden, diğer taraftan da devletin getirmiş olduğu, belediyenin getirdiği bir müdür makamı; böylece iki ayrı sınıf gibi oluyor.
Rolümü saygılarımla arz ederim efendim gibi bir durum oluyor. Bir aktör için böyle bir şey söz konusu olmamalı(gülüyor).
Tiyatroyu İstanbul dışında da yaygınlaştırmak lazım. Bu yönde özel tiyatroların da bir çalışması var mı? Mesela sizin kendi adınıza yaptığınız çalışmalar var mı?
Bol bol turne yapıyoruz, evet. Diğer özel tiyatrolar da yapıyor. Devlet tiyatrolarının da bir çok ilde sahnesi var. Ama devlet tiyatroları hakkında ne düşündüğümü söyledim zaten. Yapılabilecek şey daha çok turne, daha çok sahne yapılması. Mesela biz sahne olan her yere gidiyoruz, ama bazı şehirlerde sahne yok, nereye gideceğiz ki…
Tiyatroları yok ve tiyatroları olmadığı için böyle bir ihtiyaç da yok. Kimse ayaklanmıyor bize tiyatro yapın diye, nerede bizim tiyatro binamız demiyor kimse. Çünkü adam ancak yaşıyor, geçinebiliyor, kirasını ödüyor. Tiyatroyu ne zaman düşünecek. 500 YTL maaşla çalışan bir adama niye tiyatroya gitmiyorsun diye sorarsan döverler adamı. Ne zaman tiyatroya gideyim, nasıl gideyim, niye gideyim; böyle bir ihtiyaç doğmadı ki. Ben önce bir karnımı doyurayım. Çünkü sanatsal ihtiyaç daha sonra doyar. Önce temel ihtiyaçların karşılanması lazım. Kiranı ödeyeceksin, eğitimini sağlayacaksın, kendin, ailen rahat yaşayacaksınız, ondan sonra “Bu gece de tiyatroya gidelim” diyeceksin. İşte bunu diyebilecek insan sayısını arttırmak lazım ülkede öncelikle.
Tiyatro izleyicileri arasında, bizleri, yani harp okullarını nasıl görüyorsunuz?
Diğer okullara göre daha yakından takip ettiklerini söyleyebilirim. Şöyle şeyler duyuyorum çünkü: harp okullarına ya tiyatrolar davet ediliyor, orada oynuyorlar, size özel gösteriler yapıyorlar; ya da siz toplu olarak tiyatrolara gidiyorsunuz diye biliyorum. Ayrıca güzel salonlarınızın olduğunu da duydum.
Askerliğinizi nerede yaptınız?
Burdur'da topçu tugayında. Ama topu görsem tanımam(gülüyor). Askerliğimi 4 ay yaptım. Batarya orkestrasında şarkı söylüyordum. Onun için benim askerliğim rahat geçti diyebilirim. Ben askerliğimi yaptığım sıralarda yurtdışında yaşayanlara özel haklar tanındı. 4 aylık kanunu çıkınca, yurtdışında yaşayan askerliğini yapmamış herkes koştu geldi. Ben de o dönem gelip Burdur'da yapmıştım.
Peki, denizle, denizcilikle hiç bağınız oldu mu?
Tabii, ben dalgıçlık yaptım, dalarım, severim denizi. Deniz kıyısında büyüdüm ben. Ama sizin de bildiğiniz gibi -siz daha yakından bilirsiniz bunu- Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen Türklerde pek deniz geleneği yoktur. Biz denizciliği pek bilmeyiz, uğraşmayız da. Yani Karadeniz’e gidersiniz, deniz kenarında pide satar adam. Denizcilik geleneği bizde çok daha fazla gelişmiş olması gerekirken, örneğin diğer Akdeniz kıyısındaki ülkelerin bir çoğu denizcilik konusunda bizden çok daha ileridedir. Deniz taşımacılığı çok daha ileridedir onlarda. Biz kara kültüründen geldiğimiz için durum böyle.
Tiyatronun dışında ilgi alanlarınız neler?
Aklınıza gelebilecek her şey!
Özellikle televizyonda, topluma mal olmuş sanatçılar zannediliyor ki onların tek yaşantısı bu. Sanatçıların muhakkak bunun dışında da kendilerine ait özel yaşantıları var, ilgi alanları var. Kimse oynadığı rolü yaşamıyordur, kimse rolün etkisinde kalmıyordur her halde.
Özel yaşantımızın oynadığımız karakterle yakın uzak alakası yok. O bir iş. Rolün etkisi altında kalmak diye bir şey de yok. Öyle söyleyenler yalan söylüyor, aklınızda olsun.
Bir şeyi iyi anlatmak için bunu yaşayarak yapmak lazım diye bir görüş var.
Bence o bir yalan. Bizim işimiz bu. Gidiyoruz iki saat oyun oynuyoruz, perde kapanıyor, nerede rakı içiyoruz diye konuşuyoruz.
Mesela hemen yanımızda Gürkan Bey oturuyor. Kurtlar Vadisi'ndeki Memati'den eser yok sanki.
Eğer perde kapandıktan sonra ya da kamera kapandıktan sonra oyununuzun etkisi altında kalıyorsanız, ya derhal bir hastaneye yatmanız lazım, psikolojik tedaviye ihtiyacınız var, ya da yalancısınızdır.
Örneğin katili oynuyorsun. Aktör arkadaşını, gerçekten öldürecek misin sahnede? Kusura bakma etkisi altında kaldım mı diyeceksin:). Gerçi eski Yunanda yapıyorlarmış bunu. Ölüm cezası giymiş hükümlüleri sahneye çıkarıp, finalde öldürüyorlarmış gerçekten.
İhsan Yıldırım ismiyle marka kurup zengin olan biri varmış ve 6 tane dükkan açmış.
Öyleymiş maşallah. Bazı insanlar sanal dünyayı gerçekle karıştırıyor. İşte onun için televizyonda kurgulanmış şeyleri seyretmekten, sabah programlarına bayılıyoruz. Kurgulanmış, belli. Televizyona aptal kutusu denmesinin nedenlerinden biri de budur zaten. Uyuşturur sizi, öylece bakarsınız aptallaşmış şekilde.
Çok iyi bir noktaya değindiniz. Özellikle şu son dönemlerde bir dizi patlaması var. Televizyon, sanatı öldürüyor mu sizce?
Hayır, dikkatli kullanılırsa öldürmez. Fakat televizyon diye bir sanat dalı yoktur. Televizyon sanat değildir. Bazen televizyonda tiyatro diye bir şey duyururlar. Televizyonda tiyatro zaten kendi içinde çelişen bir cümledir. Televizyonda tiyatro olmaz. Tiyatro, tiyatro sahnesinde olur. Televizyonda sinema bile olmaz. Gerçi televizyonda film seyrediyoruz ama sinema filmi sinemada seyredilir. O bir çelişkidir. Gidersiniz, ışıklar kapanır, oturursunuz, kocaman perdede bir film seyredersiniz. Televizyonda belki kaçırdığınız filmleri seyredersiniz; ama sinemadaki hazzı almanız mümkün değildir. Televizyonda sinema bile olmazken televizyonda tiyatro nasıl olsun... Televizyonda oyuncu da olunmaz. Yani televizyondan oyunculuğu öğrenmiş bir örnek yoktur dünyada. Artist olunur ancak. Ama oyuncu olmak istiyorsanız onun er meydanı burası, sahne.
Siz artist değilsiniz o zaman.
Allah korusun(gülüyor)...
Ben bu işi yapmazsam hakikaten kafayı yerim.
İngiltere'den dönmenizin nedenlerinden biri de bu galiba, burada kendi sahnenize sahip olmak. Orada böyle imkanlar daha mı kısıtlı?
Orada böyle bir imkan yok; çünkü orada sahne var zaten. Orada aktörler dişinden tırnağından artırıp çalışıp tiyatro salonu yapmıyorlar. Zaten gerek de yok. Ama bunun keyfi bambaşka, böyle bir mücadele içinde bulunmak bambaşka. Örneğin ben bu tiyatro salonunu yaparken çok büyük keyif aldım. Kimseden de beş kuruş yardım almadık. Çok büyük bir zevk. İngiltere'de olsaydım böyle bir zevki yaşamaktan mahrum kalacaktım; çünkü orada sahne var.
Televizyona belli bir dönem geçiş yapmanızın nedeni bu masrafları karşılamak mı?
Tabii, burayı yapmak için para lazım. Hem de çok para lazım.
Televizyonda tekrar çalışmayı düşünüyor musunuz?
5-6 tane teklif var ama bu yıl yapmayacağım. Sadece tiyatro yapacağım ve bebek büyüteceğim.
Tiyatroda rolünüzü doğaçlama olarak yapıyorsunuz; fakat televizyonda yönetmenin istediği rolü, onun istediği şekilde yapmak zorunda kalmıyor musunuz?
Hayır, örneğin Tatlı Hayat gibi sitcom larda bir text var; ama benim de eklediğim çok şey oluyor orada. Onu üç kamerayla çekiyoruz çünkü; yani üçer beşer dakikalık bölümleri kesmeden çekmeye çalışıyoruz. Orada da doğaçlamalar oluyor.
Çok teşekkürler.
Çok memnun oldum arkadaşlar.
|