ERTUĞRUL'UN ACI SERÜVENİ
Yolculuğun Sebebi
19. yüzyılın sonlarına doğru siyasi birliğini sağlayan Japonya dış ülkelerle ticari ilişkilerini geliştirmeye başlar. "Seiki" adlı bir Japon harp gemisi Avrupa gezisine çıkar ve bu arada İstanbul'a da uğrar.
II. Abdülhamit, Japonya ile ilişkilerinde somut gelişmeler sağlamak için harekete geçerek öncelikle İmparator'un gönderdiği nişana Osmanlı Devletinin en büyük nişanı ile karşılık vermek ister. Fakat Osmanlı'nın içerisinde bulunduğu siyasi durum bir çekince yaratır ve fazla duyulması istenmez. Görünür sebep olarak da Deniz Harp Okulu öğrencilerinin okulda teorik olarak gördükleri ve aldıkları bilgileri denizde uygulamaları olarak gösterilir.
Ertuğrul'un Japonya'ya ulaşmasının on bir ay sürmesi, bu ziyaretin amacının yalnız iade-i ziyaret değil, ayrıca başka sebeplere de bağlı olduğu tartışmasına yol açar. Ertuğrul'un iadeyi ziyareti, Osmanlı sancağını, Kızıldeniz, Hint Okyanusu ve Japonya sularında sallandırması Müslüman halkların Osmanlı Devleti'ne olan sempatisini Batı'ya gösterme amacını da güder bir nevi.
Geminin Seçimi ve Mürettebat
Bahriye Mektebi'ni bitiren öğrencilerin denizde daha iyi yetiştirilmeleri için, donanmadan uygun bir talim gemisi ile Hind-i Çin ve Japon denizlerine gönderilmek istenmesi üzerine bu iş için ahşap Ertuğrul Fırkateyni'nin elverişli olduğu ve Mart sonunda yola çıkarılmasının uygun olacağı 21 Şubat 1888 tarihli tezkere ile bildirilir.
Ertuğrul'a komutan olarak Miralay Osman Bey'in tayin edilir. Mürettebatın mevcudu hala zorlukla bilinse de, Ertuğrul'un mevcudu toplam 61 subay ve memur, 548 er ve erbaş olmak üzere toplam 609 kişi olarak tahmin edilir.
Japonya Seferi
İstanbul'dan yola çıkan Ertuğrul, Marmaris limanına, oradan Süveyş'e gelmiş, Port-Sait'te bir gece kalmıştır. Port-Sait'ten ayrıldıktan sonra kanalda iki kez kazaya uğrayan Ertuğrul (27-28 Temmuz 1889), burada havuza alınmıştır. Onarımı 10-12 gün içinde tamamlanarak Ağustos'un sonuna doğru yola devam edeceği gemi komutanından Bahriye Nezareti'ne bildirilmiştir. Süveyş'ten ayrılan Ertuğrul, Cidde'ye uğrayarak 7 Ekim 1889'da Aden'e varmıştır. Bu arada, Bahriye Nezareti'nden Ertuğrul gemisi komutanlığına Aden'den kömür almasının uygun olacağı bildirilmiştir.
Buna göre 20 Ekim'de Bombay'a uğranılmıştır ve burada halk Ertuğrul'a ve mürettebatına büyük ilgi göstermiştir. Bombay'da yayınlanan iki gazete Ertuğrul hakkında makaleler yayınlamışlardır. Bunlardan "Gücerat dilinden" Kasıdı Bombay, 28 Ekim 1889 tarihli nüshasında gemiye karşı olan büyük ilgiden genişçe söz etmektedir. Mürettebatın Cuma günü camilerde namaz kılması, kıyafetleri ve ahlaklarının güzelliği halk üzerinde büyük etki bırakmıştır. Gazete özellikle de mürettebatın ahlaken İngilizlerden çok daha iyi olduğunu yazıyordu. Gazete, Hindistan Müslümanlarının sultana olan yakınlık ve sevgilerinin bu gemiyi ziyaret için yaptıkları hücumlardan anlaşıldığını belirtiyordu.
Bombay'da olduğu gibi Kolombo'da da sultanın adı hutbelerde okunuyordu. Gemi Bombay'dan yola çıktığında bir kaza daha geçirmişti, Ancak Kolombo'da tamir edilmedi. Çünkü burada havuz ve gerekli tamir malzemesi yoktu. Bu sebeple Singapur'a varmak için acele edilmeliydi. Ertuğrul Singapur'a varınca da "geri dönün" denilemeyecekti. Zaten İstanbul'a dönecek güce sahip olan gemi daha yakın mesafede olan Japonya'ya gidebilirdi.
15 Kasım 1889'da Singapur'a ulaşıldı. Albay Osman Bey, gemiyi salimen Singapur'a getirmeyi başardığı için, terfi ettirilerek mirlivalığa (tuğgeneral) getirilmiştir.
Ertuğrul ve mürettebatı, Singapur'da bulunulduğu süre içerisinde, halk tarafından son derece samimi karşılanmıştır. 29 Ekim 1889'da Singapur'dan İstanbul'a çekilen telgrafta, Bombay ve Kolombo'da 30.000'den fazla Müslüman'ın gemiyi ziyarete geldiği, Singapur'a gelindiğinden itibaren de Malaka, Sumatra ve Cava'dan Müslümanların, prenslerin ve ileri gelenlerinin ziyaret akınlarıyla karşılaştıkları bildiriliyordu.
Ertuğrul 22 Mart 1890'da Singapur'dan hareket etmiş, ancak rüzgarın şiddetinden ve Singapur'dan alınan kömürün yetmemesinden dolayı Fransız sömürgesi olan Saygon'a uğrayarak kömür tedarik edilmiştir. 3 Nisan'da buradan hareket edilmişse de, aksi rüzgardan dolayı geri dönüp 20 Nisan'a kadar beklenilmiştir. Burada Fransız subayları tarafından gemi mürettebatına ziyafetler verilmiştir.Hongkong'a 26 Nisan'da varan Ertuğrul, buradan kömür almıştır. Burası da İngiliz sömürgesidir
5 Mayıs'ta Nagasaki'ye doğru yola çıkmış ve yine kötü hava yüzünden Foçu'da beklemek zorunda kalmış ve burada yine kömür alarak 18 Mayıs'a kadar beklemiştir. 22 Mayıs'ta Nagasaki'ye, dört gün sonra da Kobe'ye gelmiştir. Ertuğrul, 7 Haziran 1890'da son durağı olan Yokohama limanına ulaşmıştır. Ertuğrul limana yaklaşırken, burada beklemekte olan Japon, İngiliz ve Fransız donanmalarına ait gemiler tarafından karşılanmıştır.
Osman Paşa, 13 Haziran 1890'da İmparator'a Padişah'ın mektubunu, nişanı ve diğer hediyeleri takdim etmiştir. İmparator Meiji de, o gece verilen yemekte, Osmanlı nişanını takmıştır. Ayrıca Osman Paşa'ya "Sulilövan" nişanının büyük kordonu ve yanındaki subaylara da aynı nişanın üçüncü ve daha sonraki rütbeleri hediye edilmiştir. Türk heyeti ayrıca İmparatoriçe'ye de taç ile murassa gerdanlığı sunmuştur.
Heyet burada bulunduğu süre içinde karşılaştıkları muameleden son derece memnun kalmıştır. Türk heyeti, orada kaldıkları süreyi gerektiği gibi kullanmıştır. Mesela Japonların ve İngilizlerin de katıldığı filika yarışına iştirak etmişler ve Türk heyetinin bu yarışlardaki olumlu tutumu gazetelere yansımıştır. Osman Paşa da Tokyo'da yabancı devlet elçileriyle resmi temaslarda bulunmuştur.
Dönüş
Dönüş için yol güzergahı hazırlanırken, Ertuğrul'u bir şanssızlık daha bekler. Burada kolera salgınına yakalanırlar. Nagaura'da Ertuğrul ile birlikte mürettebat da karantinaya alınmıştır. Mürettebattan otuz altı kişi hastalanmış, on iki kişi vefat etmiştir. Bu rakam Ceride-i Bahriye'de hastalanan otuz beş, vefat eden on bir kişi olarak verilmektedir. Karantinadan dolayı hareket tarihi yine ertelenmiştir. Ertuğrul, Eylül'de hala Yokohama'da bulunuyordu. Burada bir ay kalınması planlandığı halde üç ay olmuştu. Bütün bu gelişmelerin neticesinde Ertuğrul, 15 Eylül 1890'da Yokohama'dan İstanbul'a hareket etmiştir.
Facia
14 Temmuz 1889'da İstanbul'dan ayrılan Ertuğrul altı ayda gitmesi planlanan yolu on bir ayda tamamlayabilmiş ve yukarıda belirtildiği gibi 15 Eylül 1890'da dönüş yolculuğuna başlamıştır.
Ancak Yokohama'dan Kobe'ye giderken Kashinozaki fenerini geçtiği sırada kayalıklara çarparak batmıştır. Bu bilgiyi Ceride-i Bahriye'den alan Süleyman Nutku kaza tarihi olarak 18 Eylül akşamını verir. Japonya İmparatoru'nun saray nazırı tarafından ve Japonya Hariciye Nezaretinden Osmanlı Hariciye Nezareti'ne gönderilen telgraflarda 16 Eylül tarihi verilmektedir. 23 Eylül 1890 tarihli Sadaret tezkeresinde de, Japonya Bahriye Nezaretinden alınan telgrafa dayanılarak, Ertuğrul'un batış tarihi 19 Eylül gecesi olarak verilmektedir. Japonya Bahriye Nezaretinden Osmanlı Bahriye Nezareti'ne gönderilen telgrafta ise 16 Eylül verilmektedir. Kazanın kesin tarihi 16 Eylül 1890 olmalıdır. Çünkü bu tarihten sonra kaza ile ilgili telgraflar gönderilmiştir. Aradaki bir iki günlük fark, facia haberinin ulaştırılması sırasında geçen zamandan kaynaklanmaktadır.
Kaza hakkında Japon gazetelerinde de pek çok yazı çıkmıştır. Bu yazılarda geminin kazanının patlamasının sebebi olarak Japon kömürü gösteriliyordu. Yokohama'da iken çarkçıların Japonya kömürünün kullanılamayacağını söylemelerine dikkat çekiliyordu. Bunun yanında geminin karaya çok yakın seyretmesinin kazaya sebep olduğunu söyleyenler de vardı. Asıl tehlike buydu ve geminin kazanı patlamasa bile zaten bu sebeple kayalıklara çarpacaktı.
Ertuğrul'dan 99 kişinin kurtulduğu Japonya Bahriye Nezaretinden bildirilmiştir. Kurtulanlara ait sayının abartılı olduğu açıktır. Çünkü eldeki belgeler kurtulanların sayısını daima 69 olarak vermişlerdir.
Kaynaklar şehitlerin sayısını 587, 580, 581, 540 olarak vermekle birlikte, kurtulanların sayısının 69 olduğu hususunda hemfikirdirler. Şehitlerden 56, kurtulanlardan da 6 subayın isimleri mevcuttur. Bunlardan başka şehitlerin isimleri toplu olarak hazırlanmıştır. Deniz Arşivinden alınan bu listede 531 şehidin adı zikredilmektedir. Kurtulan 6 subayın adı da bilinmektedir. Sadece faciadan kurtulan erlerin isimlerine ulaşılamamıştır.
Kazazedelerin Nakli
Kazazedelerin İstanbul'a getirilmeleri işini Ruslar ve Japonlar üstlenmek istemiştir. Ancak her iki devletin de teklifi Osmanlı Devleti tarafından reddedilmiştir. Japonların gemisinin harp gemisi oluşu, Ruslar açısından da mevsimin uygun olmaması redde sebep teşkil etmiştir. Netice olarak kazazedelerin İstanbul'a posta vapuruyla getirilmelerine karar verilmiştir. Ancak daha sonra Japonya'nın ısrarı üzerine, Japon harp gemileri ile getirilmeleri uygun görülmüştür. Osmanlı Devleti, Japonların, kazazedeleri İstanbul'a getirme hususundaki isteklerini kabul etmiş olmakla birlikte, gemilerin Çanakkale Boğazı'ndan geçmesine müsaade etmeme kararı almıştır
Şehitler için üç anıt dikilmiştir. Birincisi Oshima halkı tarafından yapılmıştır. Buraya taştan bir kitabe de yapılmıştır. Wakayama valisine, burada bir kabristan yapılmasındaki çalışmalarından dolayı ikinci rütbeden Osmanî Nişanı verilmiştir. 1900 yılında da şehitlere ve şehitliğe ait fotoğrafları Yamada getirmiştir.
Anıt ikinci kez ise, 1929 yılında Türk-Nippon Ticaret Derneğinin yardımıyla düzeltilmiştir. Ertuğrul Anıtı'nın üçüncü kez düzenlenmesi de 3 Haziran 1937'de olmuştur.
Kaynak:
1. ŞAHİN, F. Şayan Ulusan, Türk- Japon İlişkileri (1876-1908)
2. ATAOĞLU, Onur, Denizce
3. Çoker, Fahri; Bahriyemizin Yakın Tarihinden Kesitler
|