Yazılar/Şiir::

ŞİİR, ŞAİR, DÜN, BUGÜN

Herkes hemen hemen aynı şeyleri düşünür aynı olaylar karşısında. Ama herkes aynı şekilde ifade edemez içindekini. Aynı şeyleri duyar ama farklı farklı anlatır bunları. Kimi anlatmaz içindekileri kimseye, içine atar hepsini; kimi hal ve hareketleriyle, gözleriyle anlatır; kimi konuşarak, söyleyerek anlatır;  kimiyse şiirle anlatır anlatmak istediklerini. Bu sonuncusu çok farklıdır diğerlerinden.  Şiir ne demek ona bir bakalım; eski dilde düz yazıya nesir şiireyse manzum denirdi manzum nizam kökünden gelmiş olup düzene tabi, düzenlenmiş demektir. Yani düzene tabi yazılara şiir denir.
Şiir yazanlara da şair denir. İlginç insanlardır şairler. Herkesle aynı dünyada yaşarlar ama sanki farklı âlemlerden seslenirler insanlara. Aynı dili konuşurlar ama anlattıkları benzemez nedense dildaşlarının anlattıklarına. Orhan Veli'nin dediği gibi " bu şairler sevgililerden beter." dir.
Bu sevgililerden beter şairler neler yaptılar neler şiirleriyle. Bazen çok kötü şeyleri bile öyle güzel anlattılar ki onların dilleriyle bir cenaze bile dolaştı dilden dile. Yahya Kemal'in "Sessiz Gemi" 'sinde olduğu gibi:

SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi alır sessizce yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti dönen yok seferinden.

 Onunla birlikte kaç kişi vardı acaba o cenaze töreninde yüz mü bin mi bilinmez. Ama kaç kişinin aklına geldi tabutu gemiye; mezarlığı limana; ölümü yolculuğa benzetmek ya da ölenlerin geri gelmeyişini yerinden memnun olmasına bağlamak diye sorarsanız, bu sorunun yanıtı sanırım çok zor değil.
Hangimiz âşık değiliz ki masmavi engin denizlere; hangimizin içinden geçmedi ki atlayıp içine ölümüne boğuşmak beyaz dalgalarıyla.  Hepiniz hissetmişsinizdir herhalde gerçekten denizin sevgililerin en iyisi olduğunu: hiç konuşmaz, hiçbirşey istemez, ağlamaz, sızlamaz, yorulmaz, acıkmaz.  Hep seni bekler aynı yerinde; gittiğinde geri çevirmez seni alıverir koynuna hemen ve başlar delice oynaşmaya seninle, naz yapmaz, kapris yapmaz. Kin de tutmaz bu sevgili, fırtınada ettiğin küfürleri unutuverir. Bitince fırtına hiçbir şey olmamış gibi usulca uzanır yanına yine. İyidir yani deniz ideal bir sevgilidir. Bakın şair nasıl anlatıyor bunu;

Bu ürkek sonbahar akşamı
Denize doğru taşıyor ruhum
Denizler doldurmuş bütün dünyamı
Sana denizlerden sesleniyorum

 

Ben denizlere aşinayım artık
Yabancım değil deniz musikisi
İlk aşk kadar temiz bu aşinalık
Deniz sevgililerin en iyisi

Deniz insanlarının hepsi cömert
Denizler, denizler doldurdu beni
Denizler mavi, denizler lacivert
Deniz insanlarının gönlü gani.
Ümit Yaşar Oğuzcan

Bazen eleştirilerini yazdılar  şairler şiirde, doyasıya eleştirdiler istediklerini, üstü kapalı bir şekilde atıştılar  kendi aralarında , dönemin padişahını bile yerden yere vurdular korkmadan ölümden  şiir sayesinde.Adına taşlama dediler halk edebiyatında veya hiciv divan edebiyatında.

Tahir Efendi bize kelp demiş,
İltifatı bu sözde zahirdir.
Maliki mezhebim benim zira,
İtikadımca kelp Tahirdir.
NEF'İ

" tahir efendi bize kelp (köpek) demiş
İltifatı bu sözde gizlidir
Benim mezhebim maliki olduğu için
İnanışıma göre köpek temizdir (tahirdir)."

Bazen oynadılar kelimelerle, farklı şeyleri aynı kelimelerle anlattılar; bakmakla görmek arasındaki farkı ispatlarcasına. Harflerin veya kelimelerin değil; duygunun, hissiyatın önemli olduğunu gösterdiler bize "cinas" sayesinde.

Gül üşüdü gül üşüdü,
Kar yağdı gül üşüdü,
Beni bu hallere salan,
O yârin gülüşü(y)dü.
Anonim
Yüz anahtar yüz anahtar,
Dil kilit yüz anahtar,
Kapalıdır gönül kapısı,
Açamaz yüz anahtar.
Anonim
Düşte gör düşte gör,
Hayalde gör düşte gör,
Dostun kim düşmanın kim,
Hele bir kez düş de gör.
Anonim

Hatta vatan savunmasında bile kullandılar şairler şiiri. Nasıl mı? Namık Kemal gibi mesela; onun vatan ve hürriyet şiirleri olmasa bu kadar insanımızı uyandırmak çok daha zor olurdu belki. O söylemek istediğini, gördüğünü, hissettiğini şiirle değil de konuşarak anlatmaya çalışsaydı bu kadar insana ulaşabilir miydi o günün şartlarında, ulaşsa bu kadar dinletebilir miydi kendini, hatta dinletse de bu kadar kalıcı olabilir miydi acaba?

" Ne mümkün zulm ile bidad ile imhayı hürriyet,
Çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten."

" Ne efsunkâr imişsin ah didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten."
Namık Kemal

Dünyada bütün milletlerin milli marşı vardır herhalde. Hiç düşündünüz mü neden var milli marşlar, neden dünyanın her yerinde nazım şeklinde yazılır? Bir milletin topyekûn duygularını anlatmanın en güzel yoludur mısralar da ondan. Bizim marşımıza bakınca bunu görmemek zaten mümkün değil ve marşımızın üstüne söz söylemek de.

"Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak,
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak,
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak,
O benimdir o benim milletimindir ancak."

Şiir bir kaçıştır bazen hayattan Ahmet Haşim'in dediği gibi; "şiir duyuşun deyiş haline getirilmesidir"   belki de, belki o şiirin dışındaki sözleri deyiş olarak değerlendirmiyordu. Söz Ahmet Haşim'den açılmışken deyinelim bu romantik şairimize. Ahmet Haşim; gecelerin şairi. Şiir bir çıkış kapısıydı belki onun için, bir kaçış yolu. Dış görünüşünden memnun olmayan Ahmet Haşim kendini gecelere adadı, dünyanın en güzel şiirlerini yazdı gece üstüne.

Akşam akşam yine akşam
Bir sırma kemerdir suya baksam
.

Evet, şiir böyle bir şeydi işte, bir ihtiyaç bazen bir kaçış, bir sığınış. Sevgiliye yazılan ve büyük ihtimalle ona hiçbir zaman okunamayacak bir serenad. Ama asla bir ekmek kapısı olmadı şiir, bir reklâm aracı hiç mi hiç. Duyularak hissedilerek yazıldı tüm şiirler yazılması gerektiği gibi. Günümüzdeyse -özellikle son olarak Atilla İlhanı da kaybettikten sonra- şiir ve şair yok denecek kadar az bana sorarsanız. İnsanların fakirlik, annelik ayrılık gibi hassas noktalarına dokundurulan, bırakın vezni kafiyeden bile yoksun, uzun, sıkıcı sokak ağzıyla yazılmış şiir taklitleri var sadece halkın önünde. Neden böyle oldu bizim gibi dünyaya şiiri öğretmiş bir millet diye sorarsanız bende ustalardan farklı bir cevap veremeyeceğim size: teknoloji kurbanı olduk. İnsanımız düşünmeyen, sadece izleyen bir millet oldu artık. Televizyon denen alet evlerimize girdi ve sözümüzü sohbetimizi kesti. Uzun kış gecelerinin koyu muhabbetlerinin yerini kaliteden yoksun diziler aldı, insanımız bırakın şiir yazmayı düşünmeye bile zaman ayıramaz hale geldi bu diziler yüzünden. Gençlerimiz artık sevgililerine hissederek, duyarak güzel sözler, şiirler yazmak yerine internetten hazır sevgi (!) mesajları bulup bunları sms ile yollamayı tercih ediyor. Şiirden edebiyattan yoksun bu aşklar da verimsiz kısır ilişkilerden öteye gidemiyor maalesef. Bizlerse ya eski üstatların şiirleriyle sonsuza dek idare edeceğiz ya da gelecek nesilleri çocukluklarından itibaren şairlerimizle tanıştırıp onlara edebiyatı sevdirerek Türk edebiyatını tekdüzelikten, fakirlikten koruyacağız. Hayatımızın askerlikten ekonomiye, aile hayatından sanata her dalında bize yol gösteren, yolu göstermekle kalmayıp o yollarda yürüyüp örnek olan ulu önderimiz Atatürk'ün de dediği gibi "sanatsız kalmış bir toplumun hayat damarlarından biri kesilmiştir. "   

 

Web Tasarım: Hamdi YILMAZ  
s